Mutsuzluktan bir insan ölür mü?

Charles Dickens (1812-1870) henüz on yaşındayken ailesi o kadar yoksuldu ki, evlerinde yiyecek adına hiçbir şey yoktu.
Babası hapisteydi. Annesi çocuklarını da yanına alıp cezaevine, kocasının yanına gitti.

Dickens evde bulunan eşyaları eskicilere satarak yiyecek bir şeyler alıyordu. Eşya kalmayınca çok sevdiği kitaplarını sattı!

Kitaplarından ayrılma onu o kadar üzmüştü ki, daha sonra bu olayı anlatırken, "Kitaplarımı satınca kalbimin parçalandığını hissettim!" diyecekti.
Dickens'ın kardeşleri köprü altında yaşayan sokak serserileri olmuşlardı! Dolayısıyla Dickens'ın da yaşamını cehenneme çeviriyorlardı.

O ise, bir ayakkabı atölyesinde iş bulup çalışmaya başladı. Eline geçen parayla kendine, atılmış eşya dolu bir oda tuttu. Bu pis yer bile ona cenneten bir köşe gibi geliyordu!

Yıllar sonra bu yaşadıklarını, ölümsüz yapıtı Oliver Twist'te anlatacaktı.

Yapıtlarında mutlu aile tabloları çezmesine karşın, evliliği de çok kötüydü. Mutsuzdu!
Hiç sevemediği bir kadına yıl boyunca eşlik etmek durumunda kalmıştı!

On çocukları dünyaya geldi. Hayatları günden güne zorlaştı. Sefalet yeniden gelip yaşamına egemen oldu... Evinde huzur diye bir şey söz konusu değildi. Bütün dünyada hayranları artarken, o mutsuzluklar içinde yüzüyordu.

Bu mutsuzluk içinde o zamana kadar hiç duyulmamış bir şey yaptı Charles Dickens: Kendi yayımladığı dergide bir yazı yazarak eşinden ayrıldığını ilan etti!

Bu yazıda karısını suçluyor ve evlilikleri nedeniyle yıllardır çektiği ıstırabı dile getiriyordu.

Dickens öldüğü zaman, çocuklarının anasına haftada otuz beş dolar miras bırakırken, baldızına ise iki yüz bin dolar bırakmıştı.

Necati GÜNGÖR

Mutsuzluktan bir insan ölür mü?
Mutsuzluktan bir insan ölür mü?
Cevapla