Bana söylenilen şeylerin çoğu zaman yalan olduğunu anlardım. Bozuntuya vermez yalanın nasıl ilerlediği ile ilgilenirdim. Fakat sanırım küçükken annem beni uyutmak için, çingenelerin gelip beni kaçıracağını söylerdi. Bunun benim için en büyük yalan olmasının sebebi (ki o zaman da inanmazdım) ben çingeneleri çok severim. Bu yalan yüzünden zihnimde travmatik bir antipati besleyebilirdim. Kendimle gurur duymalıyım onları seviyor olduğum için.
Birçok insan duygularını o anın ruh haliyle yaşar.. Yani bir iki güzel ve süslü cümleler sarf edip ya da duyduğunda, kendini bulutların üzerinde hissediyor.. Belki de duygusal yoğunluğunun en üst düzeyde olduğu zamanlarda kısa süreli hislerin verdiği heyecana kapılır.. Böyle olunca da konuştukları ve yaptıkları pek sağlıklı olmuyor..
Belli başlı şeyler değil aslında bu "yalan"lar.. O vakit içinde dilden dökülen hemen her şey, yatsıya kadar.. Çünkü devmında tam aksine dönüyor her şey.. Anlıyorsun ki hepsi yalan..
Yalan değil babam hastayken kanser olduğunu benden gizlemişlerdi. Ölümüne 1 hafta kala öğrendim kanser olduğunu. Bu yüzden çevremdekileri affedemiyorum. Sözüm ona üzülmeyeyim diyeymiş sanki çok umurlarında...
"Sadece arkadaşız, hem şirketin bazı işlerini ücret karşılığında ona yaptırıyorum". Sonuç: Aslında sevgilisi olduğu, onun evinde falan kaldığı ortaya çıktı. Boşanıyorum.