Görseldeki yazıya katılıyor musunuz? Araştırıp, ilgilendikçe, öğrendikçe; açıklar, abartılar, mümkün olmayan mucizeler mi ortaya çıkar? Bunu yapan insanlar dinden soğumaya, uzaklaşmaya mahkum mudur? Başka bir deyişle inançlar sorgulamaya gelmez mi?
Sorgulamak dinden uzaklaştırır mı?
Cevapla
Beğen
Paylaş
Takip Et
Cevabın nedir?
Cevapla
Çok Süper Cevap
Gizli Üye
(30-35)
+1 yıl
Araştırken ateist olanlar gibi araştırırken müslüman olanlarda var. Müslümanlar için bu dünyanın değeri pek olmadığından sosyal medya gibi şeyleri kullanmıyorlar. Dini inancı olmayan biriylerin bu hayatta gayeleri kendi zihniyetinin içinde saklı olduğundan dolayı genellikle topluma ayak uydurma çabası olabiliyor. Bu yüzden ateist, deist bireyleri daha çok görüyoruz. Oysaki kendi kendine dini şeylere yönelen binlerce birey vardır. Kuran kursları, tarikatlar, medreselere her sene yeni üyeler katılıyor. Bunlar nereden geliyor? Mantıken dini araştırıp mantıklı bulan kimselerden.
Din sorgulanmaz, yazılan ayetler bellidir. Anlamaya çalışılır. Çünkü bu koskoca kainat milyarlarca yıllık bir birikim ve bir insan 2 kg bile gelemeyen beyni ile 100 küsür yılda bunca şeyi mi anlayacak?
Allah'ın ilmine insan aklı tam manasıyla yetmez. Allah'ın kudretini bile kendi söylediği kadar bilir ve anlarız. Bu dediklerim benim düşüncelerim ve İslam dini ile ilgili. Diğer dinleri pek derin bilmiyorum.
Hakikat bir tanedir batıl ise çok fazladır Batı olan fikirler �slam karşısında kaybetmeye mahkumdur. Yeter ki gerçek anlamda samimi olarak öğrenmek isterim ben ateistlerin ateist olduğuna inanmıyorum onlar hakikatten kaçarken kendilerine delil aramaya çalışan kimseler ben bugüne kadar kaç kişiyle tartıştım gerçeği onlara ispatladım halde yine de kabul etmiyorlar ama samimi olanların iman ettiklerini gördüm hiçbir ateist gerçek anlamda araştırdığı için ateist olmaz şüpheleri varsa başta Ateş sebile sonradan hakikati görür ömür boyu ateist olarak kalanlar ise Allah'a yemin ederek söylüyorum akikat-i bildikleri halde inkar Eden insanlardır bakmayın onların bir sürü deliler uydurduğu ona.
Kendini ateist olarak tanımlayanlara bazı sorunları sorularım var. Bunları bilim ile akıl ile ispatlasınlar burada bu yoruma yazsınlar ben de ateizmi seçeceğim. haydi hodri meydan.
1- bana bir şeyin kendi kendine oluşabileceğini dair bilimsel bir delil getirsinler mesela bir sandalyenin hiçbir şey yokken bakın ortada hiçbir madde yokken bir sandalyenin kendi kendine oluşabileceğini dair bir tane delil getirsinler akıl diyor ki hiçbir şey bir madde olmadan hiçbir şey kendi kendine oluşmaz bir şeyin olabilmesi için bir maddenin olması gerekiyor. Özetle bilimsel olarak kendi kendine hiçbir şey olmadan bir şeyin oluşabileceğini göstersinler bende ateizmi seçeceğim.
2. İkinci sorum ise bunlar tam bir yok diyor yani Allah yok diyorlar. Bir şeyin yok olduğunu söylemek için onun gerçekten olmadığını ispatlamak gerekir. Şöyle bir örnek verecek olursak mesela evde yaşıyoruz ben kendi dolabımı içerisine bir miktar para bırakıyorum biz odada otururken diyorum ki benim odamda şu kadar para var oradan birisi çıkıp dese ki hayır senin dolabında para yok benim ona şöyle bir soru sorma hakkın var mı? var. Ben gidip dolabıma baktın mı ki böyle konuşuyorsun dolabıma baktıktan sonra paranın olmadığını görür sen haklısın ama dolaba bakmadan yok demem tamamıyla boş bir söz olur ben de o ateistlere soruyorum bütün kainatı dolaşıp Allah'ın hiçbir yere yerde olmadığını mı ortaya koydunuz. Siz bütün kainatı gezdikten sonra mı baktınız her tarafa Allah'ın olmadığını anladınız ondan sonra bu cümleleri mi kuruyorsunuz?
Bu soruya cevap almak istiyorum bunlara cevap verin ben de ateist olacağım
Bir de şu ateistlerin saçma sapan delillendirme leri var ki kendilerini çok zeki zannederek böyle deliller öne sürüyorlar ve bilmeyenler de bu delilerin üstüne atlıyor
Diyor ki Kur'an'da şöyle çelişkiler var burada böyle çelişkiler var kardeşim farzedelim ki Kur'an ve diğer kitaplar Allah'a ait değil farzı misal değil yani yine de bu Allah'ın yokluğuna delil mi ki delil sayılmaz ki bu örnek verecek olursak mesela bir ülke var ülkenin de padişahı var birisi bir şehre geliyor diyor ki padişah böyle emrettiği padişah şöyle emretti diye halka sesleniyor farz edelim ki o kişi yalancı olsun söyledikleri şeyler de yalan olsun bu o padişahın yokluğunu ispatlar mı ispatlamaz. Yani arkadaşlar anlayacağımız bunlar ateist olmak için bahaneler arıyor hadi diyelim dinen kabul etmiyorsun onu da ispatlarım da Allah'ın izniyle ama bu Allah'ın varlığını inkar etmek aklı inkar etmektir beyinsiz misiniz siz bir tane şeyin kendi kendine oluşabileceğini bir tane akıllı insan söyleyebilir mi ya bana dünyada bir tane şey gösterin ya böyle gözümün önünde gözümüzün önünde gösterin şu kendi kendine oluşabiliyor bilimsel olarak bunu ispatlayan ya Bir ot yapamıyorsunuz ot ot ama gelmişsiniz koca kainatın kendi kendine ulaşabileceğini savunuyorsunuz. Saçmalıyorsunuz aklınızı inkar ediyorsunuz beyinsizler gibi yaşıyorsunuz. Net konuşuyorum yüreğiniz varsa haydi bu sorulara cevap verin ben de ateist olacağım
Dinlerin hepsi eksik, hatalı, outdated. Aklı olan (ve kalbi temiz olan) bugüne kadar tarih boyunca varlığını sürdüren veya yok olup giden fark etmeksizin tüm dinlere bakarsa ortak olan tek şeyin iyi bir insan olmak olduğunu görür ve buna göre yaşar. Bunun dışındaki tüm kurallar, ibadetler, isimler ve "yanlışlar" birilerinin gücü ellerinde tutmak için kadehe doldurup bize uzattıkları şeyler ve ne yazık ki bir çok insan hala bunu lıkır lıkır içiyor.
ben islamda cok fazla yanlis seyin olduğunu fark edince arastirma karari aldim. sadece islam değil bütün dinleri arastirdim akil ve mantiğima en yatkin olan inanca yöneldim. malesef ateistler ve deistler müslümanlara göre cok haklilar tüm dinler insan uydurmasi cünkü allah dediğimiz sonsuz güce sahip bir varlik olduğu icin biz yok denilecek kadariz ve yeryüzüne indirdiği bir din bu kadar sacma olamazdi.
“Bir keresinde Amerika’nın en büyük bilginlerinden biri ile karşılaştım. İsmi Profesör Marşal Cansın. Ona dedik ki: Kurân’da insanın çeşitli merhalelerde yaratıldığı zikredilmiştir.
Bizim bu sözümüzü duyduğunda oturduğu yerden ayağa kalktı ve şaşırmış bir şekilde: Merhaleler halinde mi? dedi. Biz de ona dedik ki: Bu miladi yedinci yüzyılda idi. Kurân İnsan çeşitli merhalelerde yaratılmıştır demektedir. Profesör: Bu mümkün değil… Mümkün değil… dedi. Biz de ona dedik ki: Neden böyle düşünüyorsun? Kurân diyor ki: Sizi analarınızın karınlarında, bir yaratmadan sonra bir diğer yaratmaya geçerek üç karanlık safhada yaratır. (Zumer: 6) Yine şöyle buyurur Allah Azze ve Celle: "Neden Allah'ın azametinden korkmuyorsunuz? Hâlbuki O sizi çeşitli merhalelerde yaratmıştır." (Nuh: 13-14)
Bunun üzerine Profesör sandalyenin üzerine oturdu. Bir müddet düşündükten sonra şöyle dedi: “Bunun cevabını verebilirim. Bunun üç ihtimali var. Birincisi: Muhammed’in yanında çok büyük mikroskoplar vardı. Bu tür şeyler üzerinde çalıştı ve insanların bilmedikleri şeyleri öğrenerek bu sözü söyledi. İkincisi: Bu, tesadüf eseri, rast gele oldu. Bu da tesadüfen geldi. Üçüncüsü: Muhammed, Allah’ın gönderdiği bir peygamberdir.
Bizler dedik ki: Birinci sözünü ele alalım: O’nun elinde mikroskop ve aletler vardı sözüne gelince. Sen biliyorsun ki mikroskobun merceklere ihtiyacı vardır. Onunda camlara ve fenni bir yeteneğe ve bazı aletlere ihtiyacı vardır. Bu malumatların bazısı elektronik mikroskoplarla gelir ki onun da elektriğe ihtiyacı vardır. Elektriğinde ilme ihtiyacı vardır. Bu ilimler ise ancak bir önceki yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu tür ilimlerin bir anda ortaya çıkması mümkün değildir. Mutlaka bir önceki yüzyılın bununla uğraşması gerekir ki bu ilimler bir sonraki yüzyıla intikal etsin ve bu şekilde devam eder. Ancak bunun tek olması, ne ondan önce, ne ondan sonra, ne yaşadığı topraklarda, ne Romanlar gibi civar ülkelerde olmaması, ne de Farisiler ve Arapların bu cihazlardan habersiz olmaları, bu cihazların sadece O’nda olup kendisinden sonra kimseye vermemesi makul olmayan bir sözdür.
Bunun üzerine Profesör: Bu doğru, böyle bir şey zordur, dedi.
Biz sözümüze şöyle devam ettik: Senin bu tesadüf eseridir, sözüne gelince… Şayet biz desek ki: Kurân bu hakikati sadece bir âyette zikretmedi. Bilakis bu hakikati birçok âyette zikretmiştir. Bunu icmali olarak bir ve birkaç âyette zikretmedi. Bilakis her merhaleyi açıklayarak: Birinci merhalede şu meydana gelir, ikinci merhalede şu şu meydana gelir, üçüncü merhalede… demiştir. Bu hiç tesadüf olabilir mi?
Biz ona bütün merhaleleri ve her merhalede ne olduğunu geniş bir şekilde açıkladığımız zaman o bize: Tesadüf sözü yanlıştı. Bu maksatlı bir ilimdir, dedi. Bunun üzerine bizler: O zaman bunun açıklaması nedir? diye sorduk. Profesör bize şöyle dedi: Bunun yukardan (Allah’tan) bir vahiy olduğundan başka bir açıklaması yoktur
Kurân’ın denizlerden haber verdiği bazı meseleler, ancak çok geç zamanlarda ortaya çıkabilmiştir. Onlardan birçoğu da hala bilinmemektedir. Mesela bu hakikate, yüzlerce deniz istasyonu kurulmasından sonra ulaşılabilinmiştir. Bu sözü söyleyen Profesör Şiraydır. Kendisi Batı Almanya’da en büyük deniz bilginlerinden birisidir. O şöyle diyordu: “İlim ilerledikçe muhakkak dinin gerilemesi gerekir.” Fakat o, Kurân’ın âyetlerinin manasını işitince şöyle dedi: “Bunun bir insan sözü olması mümkün değil.”
Deniz Jeolojisi ilminde üstat olan Profesör Durcanava, Allah Azze ve Celle’nin şu âyeti hakkında şöyle diyor:
Yahutta (küfredenlerin amelleri), üzeri dalgalarla örtülmüş engin denizdeki karanlıklar gibidir; öyle ki, onun da üzerinde bir dalga daha, sonra bulut ve karanlıklar. Hepsi birbiri üzerinde.. Birisi elini çıkarsa, onu hemen hemen hiç göremez. (İşte böyle bir durumda) Allah'ın nûr vermediği kimsenin hiçbir nuru yoktur. (Nur: 40)
Daha önce insan, bir takım aletler kullanmaksızın yirmi metreden daha aşağıya dalış yapamıyordu. Ancak bizler şu anda yeni aletlerle denize dalış yapabiliyoruz. Bu dalışımızda iki yüz metre derinlikte zifiri karanlıkla karşılaşıyoruz. Âyeti Kerime’de Allah Azze ve Celle’nin: Engin denizler buyurduğu gibi. Allah Azze ve Celle’nin Karanlıklar üstünde karanlıklar âyeti sayesinde denizin birçok yerini keşfettik. Bilinmektedir ki gökkuşağının yedi rengi vardır. Kırmızı, sarı, mavi, yeşil, portakal rengi ve diğer renkler. Bizler denizin derinliklerine daldıkça bir bir bu renkler kaybolmaktadır. Her bir rengin kaybolması başka bir karanlığı getiriyor. Renklerden ilk önce kırmızı gözden kayboluyor. Sonra portakal rengi, sonra da sarı… Renkler içerisinde en son mavi, denizin iki yüz metre derinliğinde kayboluyor. Her renk kaybolduğunda karanlıktan bir parça veriyor; en sonunda da tamamen bir karanlığa ulaşıyor. Allah Azze ve Celle’nin: Dalga üzerinde dalga sözüne gelince, ilmi olarak ispat edilmiştir ki, denizin derin cüzü ile üst cüzü arasını ayıran bir ayırıcı var. Bu ayırıcı, dalgalarla dolu. Sanki orada denizden derin karanlıkların sınırında dalgalar var. Bizler ise bunları göremiyoruz. Denizin yüzeyindeki dalgaları ise bizler görebiliyoruz. Sanki dalgaların üstünde dalgalar varmış gibi… Bu ilmi hakikat ispat edilmiştir. Bunun içindir ki, Profesör Durcavara bu Kurânî âyetler hakkında şöyle demiştir: Bunun beşeri bir ilim olması mümkün değildir.
arkadaşım dindar değildi ama aileden gelme müslümanım diyordu sonra yahudiliği araştırmaya başladı tevratı okuyordu sürekli bi baktık yahudi olmuş kız hdndhdbzj 3 yıldır yahudi
Sebebini bilmiyorum. Yahudilik zaten bir ırk, inançtan ziyade. Din olan musevilik. İzlediğim bir belgeselde bahsi geçiyordu. Hristiyanlıkta dine kabul için vaftiz, islamda kelimei şahadet gibi rutinler var. Bildiğim kadarıyla musevilikte dine kabul yok. Emin değilim. Seneler öncesi izlediğim belgeselin yalancısıyım. Araştırabilirsiniz.