Babam uzun süredir yere serilmiş yatakta yatıyordu, işten güçten elini çekmişti. Döşüne oturdum hafif hafif zıpladım, halam beni indirmeye çalıştı. Babam "bırak zıplasın" deyip saçımı sırtımı sıvazladı. Elime halamın yaptığı börekten aldım bitirene kadar babamın göğsünden inmedim. Annem epeydir evde yoktu hiç lafı sözü edilmiyordu. 5-6 yaşlarındaydım, birkaç gün sonra babamın üstünü örttüler, öldüdediler. Köy evinin camından ellerimi çeneme koydum babamın yıkanmasını seyrettim, hiç ağlamadım. Halamla ikimiz kaldık evde, 3 çocuğu vardı ama onlarda annem gibi yoktular. Gece halam beni karşısına aldı "annen olacak karı benim herifle çekti gitti, seni yanına almayan annen benim çocuklarıma ana olacakmış bundan sonra" dedi. Birkaç gün sonra saçlarımı taradı, çiçekli entarimi giydirdi, elimden tuttu köy otobüsüne binip şehre gittik. Bütün gün çarşı pazar gezdik akşama doğru beni bir bakkala bıraktı "sen burda otur benim işim var" dedi gitti. Hava karardı gece oldu bakkal amca dükkanını kapattı elimden tuttu beni evine götürdü. Beşikteki bebeğiyle oynadım, karısı karnımı doyurdu yattık. Sabah erkenden bakkal yine elimden tuttu beni dükkanına götürdü, patates çuvalının üzerine oturttu. Bakkala gelen giden "bu çocuk kim" diye sorduğunda "babası öldü, anası kocaya kaçtı, halası bana bıraktı, çocuk isteyen olursa ver dedi" dedi. Çocuk aklımla kötü durumda olduğumu anladım, entarimin çiçekleriyle, oturduğum çuvaldaki patatesin kurumuş çamurlarını temizlemekle ilgilendim, sanki benden bahsetmiyorlarmış gibi. Birkaç gün böyle geçti, bir adam geldi "hadi kızım sen çık biraz oyna" diye beni dışarı çıkardı. Epey sonra bakkalla beraber dışarı çıktı elimden tuttu beni evine götürdü. Öğretmenmiş, bana evde yapmam gerekenleri bir bir saydı, benden küçük bir oğlu vardı, karısı ölmüş. Evini toplardım, oğluna ablalık ederdim. Yıllarca beni evinde barındırdı. Yaşıtlarım okula gitti beni hiç okula göndermedi. Büyüdüm tam bir ev kadını oldum. Birgün öğretmenin sık sık gelen ablası yanında gençten bir oğlanla geldi, oğluymuş. Öğretmen "bu artık senin kocan" dedi, elime bohçamı verdi yolladı. Ne düğün oldu ne nikah oldu, kaynanamla beraber evin kadınlığını yaptım. Çocuklarım oldu, tarla bahçe hayvan edindik kendi düzenimizi kurduk. Kocam çok iyi adamdı, kötü sözünü duymadım, hiç el kaldırmadı, nur içinde yatsın. Ömür dediğin buysa benim ömrüm böyle geçti, 78 yaşındayım. Bana akşam ne yedin diye sorsan bilmem ama çiçekli bir entari görsem çamurlu bir patates görsem burnum sızlar. ( Ömür dediğin proğramının konuğu teyzenin gerçek hikayesidir.)
Son derece yorucu son derece beni derinden etkileyen bir hayat yaşadım ömrümün son 10 yılında. Gerçekten de bu yıllar benim için zorluklarla savaşma hayatın gerçeklerini görme ve insanları çözme yılları oldu. Yıprandım/üzüldüm gerekirse başkalarını üzdüm ama bu benim hayat gerçeklerini görmemde güzel bir yol oldu. Yaşadıklarımdan, yaşattıklarımdan hiç bir zaman için pişman değilim hepsine, hayatımda beni üzen herkese sonsuz teşekkürlerimi şükranlarımı sunarım. Gerçek yüzlerini görmek beni o kadar çok olgun bir insan yaptı ki şimdi artık fazla umursamıyorum çoğu şeyi. Yaralarımı tedavi etme sürecine girdim. Kendimi mutlu hissetmeye çalışıyorum her şey için umarım güzel geçer önümdeki yıllar. Yoruldum...
Hayatım, çok zor geçti... Kalbimin derinliklerinde, bu dünyaya ait olmayan bir sevgi, bana güç verdi... Mükemmel bir paylaşım, emeğine sağlık... Her zaman söylediğim gibi; bir insana dışarıdan bakarsın, hatta o esnada, belki de durumunu çok iyi görürsün... Ama o günlere nasıl geldiğini asla bilemezsin...
Gençliğin değeri nasıl bilinir ki? Her gün bir şeyler oğrenmeden uzun vadede kendime bir şeyler katmadan geçecek günler korkutuyor beni. Gençliğin kıymeti mutlu olarak geçmiyor