Ufak Tefek, Mavi Gözlü, Yörük Çocuğu Seyit'in Kocaman Hikayesi
Bu vatanı bize bırakanlar, emanet edenler onlar yani aziz şehitlerimizdir. Eğer Çanakkale'de bu başarıyı elde etmemiş olsaydık şimdi her şey çok farklı olacaktı. Ve sonuçlarının bizim açımızdan iyi olmayacağı da aşikardır. Bu vatan uğruna canını feda eden herkese Allah'tan rahmet diliyorum. Ve sizi yazımla baş başa bırakıyorum. Yazımı okurken şu türküyü de size eşlik etmesi için buraya bıraktım. Son olarak böyle günlerin unutulmaması gerektiğini de hatırlatayım...
Seyit Onbaşı savaştan sonra ne yaptı?

Seyit Ali'nin 215 kilogram ağırlığındaki top mermilerini sırtında taşıdığını ve İngiliz zırhlısı Ocean'a isabetli atışlar yapıp onu batırdığını hepimiz biliriz. Peki ya sonra?
Köyündeki herkes onu öldü bilmektedir. Öyle ki aradan tam 9 yıl geçmiştir. Günümüzde ki gibi ulaşım, iletişim bu kadar basit de değildir tabi. Çanakkale'den köyüne tam 145 kilometreyi de yürüyerek 13 günde ancak tamamlayabilir. Geldiğin de ise evine rahatlıkla giremez. Çünkü 9 yıl geçmiştir habersizce. Eşinin evlenmiş olabileceğini düşünmektedir Seyit. Akşam vakti evinin önüne gelen Seyit bu ihtimali göz önünün de bulundurarak evini bir süre uzaktan izlemeye başlar. Sabah vakti ise bir akrabasına denk gelir. Seyit ve akrabası arasında şu diyalog geçer:
Seyitin akrabası: "Kimsin sen?"
Seyit: "Ben Seyit'im."
Akrabası: "Biz seni öldü biliyoruz"
Seyit: " İşte sağ döndüm. Benim hanım evlendi mi?"
Akrabası: "Hayır evli değil. Birde çocuğun var içeride ses vererek git yoksa korkutursun."
Aralarında üç aşağı, beş yukarı böyle bir konuşma geçmiştir akrabası ile. Seyit akrabasıyla yaptığı bu konuşmadan sonra evinin önüne doğru yönelerek eşine seslenir. Kapıyı açan 8 yaşlarında küçük bir kız çocuğudur. Kapıyı açtıktan sonra annesine seslenir ve az çok korkmuştur da çocuk. Annesi kapıya gelince gözleri dolar ve "korkma kızım o senin baban" der. 9 yıl sonra bir baba kızıyla böyle tanışmıştır işte...
Savaş öncesi hayatı

Askerlik yılları

1909'da askere gider. 1912 yılında Balkan savaşına katılır. 1914' te 1. Dünya savaşı başlayınca Çanakkale cephesinde topçu eri olarak bulunur. Hikayenin geri kalan kısmını biliyorsun zaten. Ayrıca bu savaşta gösterdiği üstünlükten dolayı kendisine onbaşı rütbesi verilir. O zamanın onbaşısı günümüzde ki kaç rütbeliye bedel siz karar verin. Birde çift tayın yani 2 kişilik askeri erzak verilmiştir kendisine. Bir süre sonra bu ayrıcalıktan vazgeçer kendisi çünkü boğazından geçmez diğer askerlerden fazla yediği yemek. 1909 yılında gittiği askerden 1918'de dönmüştür.
Savaştan sonra köyünde yaşanan olaylar ve Seyit'in Mustafa Kemal Atatürk ile konuşması

1929 yılında Atatürk bir açılış için Havrana gelir. Bu açılıştan sonra Nahiye müdürüne Seyit'i sorar ve onunla konuşmak istediğini belirtir. Nahiye müdürü bu isteğin karşısında "Buluruz tabi Paşam" der. Nahiye müdürünün ne Seyit onbaşıdan ne de kahramanlıklarından haberi yoktur tabi. Askerlik şubesinden Seyit'i sorduran müdür, Seyit'in nerede yaşadığını öğrenince şubeden iki jandarmayı onu alması için gönderir.
Sabah yola çıkan jandarmalar ancak akşam vakti Seyit'in köyüne ulaşır. Seyit ise kaçak olarak gene dağa oduna gitmiştir. Yakalandığını düşünen Seyit durumu belli etmeden askerlere "suçum ne ki?" diye sormuştur. Askerler ise onu paşanın çağırdığını söyler. Üstü başı kirli, pis bir şekilde yola koyulur askerler ile birlikte. Paşanın huzuruna çıkmadan önce Nahiye müdür temizlenmesi için ona imkan tanımış ve temiz elbiselerde vermiştir. Mustafa Kemal'in yanına gelen Seyit bir süre savaştan konuşmuştur. Daha sonra aralarında şöyle bir diyalog geçmiştir.
Atatürk: "Ne istersen iste. Sen büyük kahramanlık yaptın" der. Ve maaş bağlatılmasını teklif eder.
Seyit: "Hayır paşam. Biz vatan için görevimizi yaptık maaş için değil" der.
Seyit'in bu konuşma sonunda tek bir isteği olur Atatürk'ten. Ormana kaçak gittiğinde baltasının alınmamasını ve geçimini ancak bu yolla sağladığını söyler. Atatürk ise Nahiye müdürüne bu talimatı vermiş Seyit'e uzun bir süre dokunulmamıştır. Değişen Nahiye müdür bu kararı ya bilmemektedir, ya da uygulamamıştır. Yaşlanana kadar kaçakta olsa bu işe devam eder. Zorlanmaya başlaması ile birlikte bu işi bırakır ve bir fabrikada hamallığa başlar. Seyit Ali Çabuk 1939 yılında zatürreye yakalanır ve yaşamını yitirir. Cenazesi ise köyündeki mezarlığa defnedilir.
Ufak tefek olan Koca Seyit'in yaptıklarının yanında kişiliği, karakteri de ayrıca övülmelidir bu yüzden. Vatanı kurtaran kahramanlardan biridir kendisi ama bununla övünmez. Yiyecek ekmeği yoktur ama vatan görevindeki başarıları için verilen maaşı kabul etmez. Tüm vatanı kurtarır ama 2 ağaç kesmek için izini utanarak, sıkılarak rica eder. Şimdi tüm bunları bilerek Seyit ve diğer kahramanlar için ne desek eksik kalacak. Çünkü bizim övgülerimiz asla yetişmez onları anlatmaya...
Tüm kahraman şehitlerimizin ruhu şad mekanları cennet olsun.

Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar