Yolun ortasında öylece hareketsiz, baygın şekilde yatıyordu. Koşarak hemen yanına gittim, yorgun bitap düşmüş bedeni kaldırmaya çalıştım . O zayıf, orta boylu kadın neden bu kadar ağırdı acaba? Düştüğü yerden tekrar kalkmayışının sebebi, yaşama inat ölmek istiyorum deyişi miydi yoksa inat değil de bunca zamandır yaşamın ona yüklediği yüklerin ağırlığı mıydı bu? O düşünceler arasında o zayıf, orta boylu kadının inatla yaşamak istemiyorum tavrına karşın; inatla yaşaman gerek tavrım galip geldi ve o zayıf, orta boylu kadını düştüğü yerden kaldırabildim.

Gecenin bir yarısı bu kadının burada bu halde ne işi olabilirdi ki merakıyla kadını belinden kavrayarak sürükledim, kaldırımın üzerindeki banka doğru. Kadın yarı uyanık, yarı baygın bir halde ya da uyanık ama tekrar yaşama gözünü açmaktan korkarcasına gözlerine yansıyan sokak lambasının ışığından ürkerek, gözlerini sımsıkı kapatıyordu. Uyanmak istemiyordu. Ve o anda bir çığlık;
yaşamak istemiyorum, benim suçum ne!"
diyordu . Her şeyden habersiz olan ben, sadece o haykırışları tüm mahçubiyetimle içim sızlayarak izledim. Neydi bu kadını bu kadar hayattan soğutan? Neydi bu kadını gecenin bu saatinde, bu halde olmasına sebep olan şey? Neydilerle bir müddet, öylece bir şey yapamamanın mahçupluğuyla izledim. Öylece bakakaldım, söyleyecek birçok şey varken.

O bitap, yorgun, bıkkın haliyle gözyaşlarını silmek için istediği mendili verebilmek için koşuverdim arabaya. Kağıt mendil ve elini yüzünü yıkayabilmesi için arabada bulunan suyu da kapıp, tekrar kadının yanına koştum. Ve sonunda biraz sakinleşebilmişti...
Keşke görmeseydim, keşke kör olsaydım da o ihaneti görmeseydim
dedi. Gururuna yedirememişti aldatılmayı. Gururu her şeyden üstün gelmiş, sıcacık yuvasının yerle bir olması pahasına, kocasına hesap sormak istemişti. Sonuç ise, şiddet ve kapı dışarı ediliş. O sıcacık yuvaya verdiği emeğin hiçe sayılması, sevdiği adam uğruna anne babasını karşısına alışı, her şeye rağmen bıraktığı üniversite hayatı.
Pişmanlıklar, pişmanlıklar ve pişmanlıklar hiç bitmeyecek pişmanlıklarla dövünüp duruyordu.

Peki ne yapacaktı bundan sonra?
Gidecek bir yeri var mıydı?
Kapısını ona sonuna kadar açacak birileri var mıydı? Anne ve babasının;"kızım olur evliliklerde böyle şeyler kabullenmelisin" ya da yarım bir ağızla "biz hep yanındayız" laflarını duymaya ne kadar hazırdı? Belki de bunları duymamak için o baba ocağının kapısını hiç çalmayacaktı.
Çünkü o artık babasının eski, küçük prensesi değildi.
O kadar kötü şeyin arasından sonunda kendisini teselli edecek bir şey bulmuştu. İlk defa, çocuklarının olmayışı onu mutlu etti. Kocasının sağlık sorunu yüzünden olmayan çocuklarını, sırf kocası üzülmesin diye tedavi ol diye ısrar bile etmemişti. Halbuki o kadar fedakar birisiydi ki; kocasının gururunu, çocuk özleminin üstünde tutmuştu.

Gerçektende bu kadının suçu neydi? Niye bu haldeydi? Bunu hak edecek ne yaptı diye düşünürken. O gururlu kadın yardım talebimi de geri çevirerek, zar zor bir şekilde oturduğu banktan destek alarak ayağa kalktı. Hiçbir şey yapmayan, yapamayan bana o hüzün dolu gözleriyle teşekkür ederek, aksak adımlarla gecenin karanlığı içinde kaybolup gitti. Beni hüzünlere boğan karanlıklar içinde bırakarak.
Kadın, karnına koca bir dünya sığdırdı da, bu koca dünyaya bir kadın sığamadı !
Onurlu, gururlu, kadın gibi kadınlar iyi ki varsınız. Allah'ım yolunuzu hep açık etsin. Dünya'nın tüm güzellikleri hep sizinle olsun.
Hoşça kalın, Sevgiyle kalın ❤❤👋👋

Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar