İyilik yapmak, zor durumda olan insanlara yardım etmek, bir nebze de olsa o sıkıntının içinden o kişiyi çekip çıkarabilmek çok önemlidir. İyilik öyle bir şey ki o titreşimli dalgaların yıllara verdiği meydan okumasını çok iyi bilirim. Dünyamızın böyle güzelliklere ihtiyacı var bunu farkındayım, herkesin de farkında olması gerektiğini düşünüyorum. 
İyilik yapmak gerçekten çok güzel bir duygu. Kalpten kalbe adeta akan, ışıltılı bir yol gibi.

İnsanoğlu hep mutlu olmayı bekler ve hayatımızın her anında da mutluluğu bekler dururuz. Ama asıl mutluluğun paylaşılarak kazanıldığını da hep unuturuz. İşte iyilik yapmak bu yüzden tamda biçilmiş bir kaftan aslında. İyiliğin büyük ya da küçük olması ya da ne bilim miktarı hiç önemli değildir. Yeter ki bu iyiliği yaparken içten ve samimi olmanız yeterli olacaktır. Önemli olan o ihtiyaç sahibinin ihtiyacı olduğu anda ona ulaşabiliyorsak ve kalbine dokunabiliyorsak ne mutlu bize.
İnternette bir video izlemiştim ve bu videodan sonra duygularımı kaleme almak istedim. Yine, yeniden, iyiliklerin çoğalmasını dileyerek.

Yaşadığımız dünya üzerinde her kime ne iyilik yapıyorsak, gün geliyor yapmış olduğunuz her iyiliğin karşılığını bir şekilde misli misli fazlası ile geri alıyorsunuz. İşin bir de böylesi keyifli bir yönü var, bu belki başlangıçta hiç ama hiç aklınıza bile gelmeyen ayrıntı.
Bizim yaşadığımız hayatlar birer sahne, ve biz ne yazık ki bu sahnede bize nasıl bir rol biçildiğini, ne yaşayacağımızı hiçbir zaman bilemiyoruz.
Bu nedenden dolayı hepimizin fırsatı varken, şartlarımız zor dahi olsa, iyilik yapmanın o naif çizgisinde her daim gezinelim el ele birlik içinde.
Şimdi size Japonya'da geçen bir hikaye'den bahsetmek istiyorum. Yukarıda da bahsettiğim gibi videosunu izlediğim zaman gerçekten çok etkilendiğim bu hikaye'yi sizlerle de paylaşmak istedim.
Japonya'da bir eczanenin hemen önü. Bir süre sonra eczanenin içerisinden sesler ve hareketlenmeler gelmeye başlıyor. Eczacı yaka paça tuttuğu küçük bir oğlan çocuğunu hırpalamaya başlıyor. Bağırıyor, çağırıyor. Belli ki bu çocuk eczaneden izinsiz bir şeyler almıştı. Çocuğun elinde ilaçlar vardı ve eczacı o ilaçları geri alıyordu. Ve bu esnada da bunları neden çaldığını sorup duruyor. Ama öyle sert ve kızgın bir ifade ile soruyor ki, çocuğun vermiş olduğu cevabı dinlemiyor bile. 
Bu yaşanan tatsız olayı lokantasından izlemekte olan ve çocuğun o cılız cevabını duyan bir tek bu adamdır. Bir hamlede kadını durdurarak aralarına girer. İlaçların bulunduğu poşedi eczacının elinden alır.

Poşeti aldıktan sonra çocuğa döner ve yumuşak bir ses tonu ile annesinin hasta olup olmadığını sorar. Herkesin içinde yüzü kızaran çocuk sadece başını sallar ve adamı onaylar. Bunun üzerine adam eczacıya ilaç parasını öder. Ardından lokantasında kendisine yardım eden küçük kızına seslenir ve çocuğun hasta annesi için sebze çorbası koymasını söyler.

Yardımsever adamın uzatmış olduğu torbayı alan çocuk, mahcup olarak oradan uzaklaşır. Aradan günler, haftalar, yıllar geçer.

Tam 30 yıl geçer aradan. Kızı ile beraber lokantasını ayakta tutmaya çalışan baba, etrafındaki aç insanlara elinden geldiğince yardım etmeye devam ediyordur bu arada. İçinde bulundukları hayat şartları onlar için çok kolay değildir halbuki. Ama minicik de olsa yardım etmekten kaçınmıyor.
Ta ki kapılarını sarsarak çalan o kötü bir haberini alıncaya kadar. İşte o gün, baba bir kalp krizi geçirir. Tezgahın başında çalışırken birden bire yere yığılıp kalır. Kızı tarafından apar topar hemen hastaneye kaldırılır. Gerekli tüm müdahaleler yapılarak baba hayata geri döndürülür.

İyilik sever adamın kızı ellerinin arasından kayıp giden babasını son anda yakalayan kız bu duruma daha doğru dürüst sevinemez bile. Çünkü birden bire karşılarına öyle yüklü bir fatura masrafı çıkarırlar ki kızcağızın dünyasının kararmasına neden olur. Ne yapsa, kiminle konuşsa bir şey değişmez. Gerekli tutarı bir türlü bulamaz.
Ellerinde sadece tek mal varlığı olarak lokantalarından başka bir şey yoktur. Çaresiz bir şekilde acil olarak lokantayı satışa çıkarır. Tabi ki satışa çıksa bile hemen olamayacağını da bilmektedir. Babasını iyileştiren doktor ile görüşmesi gerektiğini düşünür. Çaresizlik içerisinde kerpetenin keskin kıskançları canını fazlası ile yakarken, durumlarını utana sıkıla doktora açıklar. Ve biliyordur ki onları ancak bir mucize kurtarabilirdi.
Bu üzüntüyle hasta yatağında yatan babasına sarılır. Geceler boyu süren uykusuzluk, yorgunluk nedene ile babasının hasta yatağının baş ucunda uyuya kalır. Uyandığı zaman yatağın üzerinde bir zarf olduğu fark eder. Zarfı alır ve merakla açar. Tüm hastane masraflarının 30 yıl önceki 3 paket ağrı kesici ve sebze çorbası karşılığında ödendiğini yazan bir mektup bulur. Ve bir anda şaşkına döner.
Birisi, tanımadığı biri sanki melek kanadı takmış ve kendilerine yardım elini uzatmıştır. Kız o sevinç ile babasına tekrardan sarılır. Hayata yeniden güvenle gülümsemeye başlar bu sefer.
Peki şimdi herkesin bu yardımı kimin yaptığını merak ettiğini sorduğunuzu duyuyorum.
Yıllar yıllar önce bundan tam 30 yıl önce, babasının lokanta önünde azardan kurtarıp, annesine ilaç ve çorba yolladığı o küçük çocuktur bunu yapan.
O küçük çocuk artık büyümüş, okumuş, mesleğini eline almış. Babasının ameliyatını yapan ve tüm bakım masraflarını üstlenen doktor olarak tam karşılarında duruyordur. Çocukluk çağında yaşadığı o en zor andan, kendisini kurtaran ona yardım eden bu adamı ve kızını hiçbir zaman unutmamış. Ve böylelikle vefa borcunu da ödemiş. Bu öykü mutlu bir son ile biter tabi ki.
O zaman şöyle demek lazım, VERMEK EN İYİ İLETİŞİM. Kalbe dokunmanın en naif yollarından bir tanesi.
İyilik yapalım.
Verelim.
Paylaşalım.
Tebessümlerin, kucaklaşmaların, yediğimiz kuru ekmek dahi olsa diğer yarısını olmayan kişiler ile paylaşmamız lazım. Evdeki dolabımızda giymeye kıyamadığımız ama, dolapta saklarken çoktan varlığını unuttuğunuz o yün kazağı. Yavrularınızın oynamaktan sıkılıp yüzüne bakmadığı oyuncakları. Okumadıkları kitapları.
Tüm bunları ihtiyaç sahibi kişilere vererek maneviyatımızın zenginleşmesinin keyfine bakalım. Bırakalım da iyiliklerimiz yıllara meydan okusun. Emin olun ki böyle bir hayat gerçekten çok daha güzel ve anlamlı.
Albert SCHWEITZER göre "İnsanlar iyilikte, on dört yaşında oldukları gibi kalsalardı, dünyanın görünüşü başka olurdu."
Dostça ve sağlıcakla kalın...
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar