Ben kendi adıma konuşmak isterim ki konu çocuklar olunca sanki her şey bir anda donup kalıyor.
Bayanlara annelik duygusu gibi dünyada eşine az rastlanır o yüce duyguyu tattıran, hesapsız, yalansız, içten, sevecen, masun, ışıltıları ve gülüşleri ile yıldızları andıran, sıcacık ve yumuşacık çocuklar...

Dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi ülke de olursa olsunlar, yaşadıkları yere anlamaya çalışan birer açmamış çiçek gibi hepsi. Şu günlerde çok sık rastladığımız savaşın, acımazlığın, yoksulluğun, nefretin, kıskançlığın, haksızlığın, tacizlerin, çocuklara tecavüzün yaşandığı zor dünyanın en masum varlıkları ve melekleri olan çocuklarımız...
Çocuklar öyle varlıklar ki onların sadece gözlerinin içine bakmanız bile yeterli oluyor. Bir anda ne kadar sıkıntınız varsa hepsi hafifliyor, içinize bir anda mutluluk dolduğunu hissediyorsunuz.

Çocukların bizlere verdiği huzuru, yarım yamalak sözleri ile yaşattıkları keyfin yerini alabilecek hiç bir şey yok bu hayatta. Çocuklar ile geçirilen vakit içerisinde içimizi bir dinginlik kaplar, bu duyguyu tarif etmek o kadar imkansız bir şey ki kesinlikle yaşamak gerekiyor. Bu çocuklarımızın isimleri, tenleri, saçları, gözleri, renkleri, engelleri ne olursa olsun onlar birer çocuk...
Bana göre dünyanın en masum varlıkları onlar. O kadar masumlar ki en sevilesi varlıklar çocuklar benim için.

Ada'lar, Hira'lar, Ege'ler, Efe'ler, Burcu'lar... Hepsi bizim, bizim çocuklarımız...

Çocuklar her daim sevgiye aç, sevilmeye muhtaç varlıklardır. Sıcaklığımıza, yakınlığımıza, ilgimize çok ihtiyaç duyarlar. Sevgisizliğin bu gibi yüzünü henüz dünyaya merhaba derken tadan bir ton çocuk var. Kimi bir camiinin avlusuna, kimi bir hastane köşesine hiç düşünülmeden acaba bu çocuk ne olur diye düşünmeden terk edilen çocuklar. Annesiz ve babasız, evsiz barksız, sokak köşelerinde kaderlerine terk edilen bu minicik çocuklar.

Bir yanda da yuvalarda, dadılarla itina ile büyütülen çocuklar. Anne baba sevgisine hasret, çorak topraklarda tek başına filizlenmeye çalışan bir fidan gibi bir başına büyüyen çocuklar...

Biz büyükler olarak sinirlendiğimiz zaman ya da çocuklara tahammül sınırlarımız azaldı dönemlerde hiç düşünmeden attığımız tokadı, çocuklarımızın akıttığı o gözyaşlarına hatta ve hatta yediği dayağa rağmen bağışlamayı biz büyüklerden daha iyi başarabilen çocuklarımız. Tek bir güzel kelime duyabilmek için, yine onlar uğruna çırpınan minicik bedenler. 
Herkes gibi bu çocuklarımızda kendi alın yazılarını yaşıyorlar ne yazık ki. Daha doğarken kaderleri ile yaşamayı öğrenmek zorunda bırakılan, şanslarına inanan, inanmak isteyen minik güzelliklerimiz. Bu çocukların önlerindeki iyi ya da kötü örnekler ile kendini yetiştirmeye, biçimlendirmeye çalışan minik yavrularımız... 
Her çocuk aynı standartlarda ve şartlarda ne yazık ki dünyaya gelemiyor. Kimi çok iyi imkanlara sahip iken, kimi ayağına giyebileceği bir ayakkabıyı bulamayan çocuklar.

Okula gidebilmek için her gün kilometrelerce yolu, yırtık ayakkabıları ile aşmak zorunda kalan, yetersiz koşullarla mücadeleyi daha o minicik yaşlarında öğrenmek zorunda kalan çocuklarımız...

Öte yanda ise evinde, ailesinin yanında sıcacık yataklarında, sıcacık okullarına servis lüksüyle gitme şansına sahip olan çocuklar...

Kimi yerlerde ne yazık ki, okul yerine tarlalarda çalışmak zorunda bırakılan, yaşıtları okul yolunda iken onlar soğuk sokak köşelerinde mendil satıp, ayakkabı boyayarak ailelerine yardım etmeye çalışan bir sürü minik bedenler...

Bu çocukların birbirinden farkları, seviyeleri ne kadar birbirlerinden ayrı olursa olsun, hatta aralarındaki aşılmaz uçurumlar bile olsa sonuç olarak hepsinden ÖNCE ÇOCUK; hepsi de bizim çocuklarımız, yarınlarımız, geleceğimiz, yaşama sevinçlerimiz, kısacası HER ŞEYİMİZ... 
Biz büyükler olarak bu çocuklara sevgimizden bir kucak versek, geri dönüşü bize gökkuşağı renginde ve binlerce ışık yansıtan sevgileri ile gelen çocuklar...

Dünyanın tüm güzellikleri, iyilikleri çocuklarımız için olsun. Savaşın, çekişmenin, acımasızlığın olmadığı bir dünyada sadece sevgiyi bulmalarını diliyorum...

Mustafa Kemal ATATÜRK'ün çocuklara olan sevgisini herkes bilir. Atatürk'ün çocuklarla ilgili bir anısını sizlerle paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum.
Atatürk bir gün çocuk balosuna gider. Ortalıkta bir şaşkınlık havası doğar. Küçük bir çocuk salonun orta yerinde kalır. Bu yavru hayranlıkla bir süre Atatürk’e baktıktan sonra: “Atatürk’üm, seni öpmek istiyorum” der. Ortalığa bir sessizlik dalgası yayılır. Bu derin sessizliği Atatürk’ün sesi bozar “Öyleyse, gel öp” der. Çocuk koşarak Atatürk’ün boynuna sarılır. O sırada diğer çocuklar da: “Biz de.. Biz de..” diye bağırırlar. Böylece tüm çocuklar Ata’yı doya doya öperler. Bu görüntü çoğu kişiyi ağlatır. Büyük Atatürk’te ağlar. Evet, Türk çocuklarının bu engin sevgisi için ağlar. Hem de sevinç gözyaşlarını dökerek. O gün çevresindekilere övünçle: “İşte benim kuşaklarım” der.
Dostça ve sağlıcakla kalın...
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar