Hayata bakış açımız nasıl, kendi dışınıza çıkarak bir bakmayı denerseniz şayet, yaşantınız, çevreniz ve insanları incelemek yeterli olacaktır. Ben kendi kabuğumu kırıp hayata bir bakış atıyorum. Her şeyi en ince detayına kadar incelediğimde bir anda hayatın aslında göründüğü kadar basit olmadığını anlıyorum. Ve bir anda hayatı gerçekten ciddiye almam gerektiğine inanıyorum. Şöyle bir düşündüğüm zaman neden daha önce değil de acaba şimdi diye kendimi sorgulamaya başlıyorum bu seferde. Sizler bunu denediniz mi bilmem, zaman içerisinde kendi içinizde yarattığınız koruyucu kabuğun dışına çıkıp bir başka gözle bakmaya başlıyorsunuz aslında. Korumasız, hassas ve son derece naif bir ruh halinde iken; bu duygularıma dokundukları zaman sanki kırılabilecekmişcesine tedirginlik yaşıyorsunuz. O anlar ruhumuzun en çıplak ve savunmasız olduğu an olduğundandır belki de.

Hani bazen olur ya koşarak gidersiniz ama nereye gittiğinizi bilemeyiz ve bu bilinmezlikte bazen aniden durur kalırız.

Aslına bakarsanız hayatta bazen hız kesmek, her şeyi daha açık ve net hatta ve hatta tüm çıplaklığı ile görmemize neden olur. Bunu anlatmak aslında gerçekten çok zor.
Bazen öyle bir an gelir ki anılarımızı, yaşadıklarımızı bire bir hatırlarız. Amaçlarımızı, o amaçlar uğruna vermiş olduğumuz onca çabayı, emeği.

Tüm bunları yaparken çekmiş olduğumuz üzüntü, dökmüş olduğumuz gözyaşı, yıldızlar kadar uzak sandığımız amaçlarımıza ulaştığımız zaman içimizde oluşan o garip boşluğu. Ve bunun vermiş olduğu tatlı mayhoşluğu. Biraz elde etmenin, biraz erişilmezlere erişmiş olmanın vermiş olduğu sarhoşluk, biraz da ulaşılan amacın aslında gözümüzde büyüttüğümüz kadar olmadığı anlamın vermiş olduğu bir garipseleşmedir aslında.
Hayattın getirileri olduğu kadar götürüleri de oluyor ve ne yazık ki bu canımın acımışına ve kabuğumun kırılıp gitmesine sebep oluyor.

Her hatıra içimi çok daha fazla acıtıyor, yaralanıyorum hatırladıkça, üzüntüm göz pınarlarımdan birer damla olup yanaklarımdan süzülüp gidiyor amaçsızca.
Mutlu olmanın, sevip sevilmenin en güzel ve en nadide taşları ile oynadığım satranç tahtasındaki ŞAH ve MAT gibi hissediyorum kendimi.

Şöyle bir düşündüğüm zaman her şeyden korunmasız halim, masum çocukların saflığında aslında. Gelebilecek her türlü acımasızlığa açık, yorumsuz, çaresiz ve naif bir kişiliğe bürünüyorum. Halbuki terazinin bir de diğer yanı var aslında hayatımızda.

Ağır basan yanı mutlu anlarım, kazandıklarım, elde ettiğim tüm amaçlarım, topluma kazandırdıklarım gibi. Ama bazen tüm bunlar da yetmiyor. Bambaşka bir yerde bambaşka bir kimlikte olmayı istiyorum. Bu isterken de başıma gelebilecekleri, yaşayacağım tüm zorlukları ve kaybedeceklerimi bile bile.
Bir insan kaybedeceğini bile bile neden başka bir kimlik arayışına girer ki. Aslında bunun herhangi bir cevabı da yok.

Tek suç, ruhumu sarıp sarmalamış olan kabuğumun kırılması mıdır? Burada belki de tek suçlu yıllar boyunca bir kabuğun içinde saklamaya çalıştığım benliğimdir belki de. Bilmiyorum, bilemiyorum...
Ve ne yazık ki bu konuda benim tek bildiğim şey korkuyor olmam. KORKUYORUM ve korktukça küçülüyor küçülüyorum...

Kimden mi? Kendimden, duygularımdan, vereceğim kararlardan, endişelerimden aklıma gelen her şeyden korkuyorum...

Bu korkuların ardından geriye dönmek isteyip istemediğimi, yıkılmış olan köprüleri yeniden kurup kuramayacağımı bilmediğimden korkuyorum belki de.

Çırpınıyorum bir kuş gibi hem de deliler gibi kurtulabilmek adına. Ama çıplak kalan ruhum, olur olmaz düşüncelerim buna engel oluyor. Her çırpınış aslında beni yaşama bağlayan pamuktan iplik inceldikçe inceliyor, koptu kopacak hale geliyor. Bunun ne zamana kadar süreceğini gerekten bilmiyorum. Bu ruh hali içinde gözlerimi kapatıyorum. Ve gene gözyaşlarım ve gene yüzüme vuran ve kirpiklerimi ıslatan bir damla. Ne gariptir ki insan gözleri kapalı iken de ağlayabiliyormuş. Bunu daha önceden belki de hiç farkına varmamıştım. 
Gözlerim kapalı sessizliğin sesini dinliyor bir yandan da düşünüyorum. Hani insan bazen düşündükçe rahatlayacağını düşünür ya, ama işin öyle olmadığını anlıyorum. Çünkü düşünme hızım o kadar fazla ki, saliseler içinde kafamın içinde tonlarca olaylar gözlerimin önünde bir film karesi gibi geçiveriyor. Sanki çok hızlı çalışan bir slayt makinesi gibi. O kadar yoğun düşünceler içindeyim ki ardı ardına hiç kesintisiz bir ton resimler görüyorum. Her karenin içinde ben, yeni düşünceler yumağının tam ortasında bulu veriyorum kendimi. Bu kadar hızlı düşünce beynimi yoruyor. Halbuki şu an gözlerim kapalı ve yapmak istediğim tek şey huzur ve sükunet. Beni kasıp kavuran tüm düşüncelerden arınmak. Tıpkı masmavi bir denizin ortasında, bir kayık ve bu kayıkla birlikte maviliğin içinde yitip gitmek istiyorum. Kısacık bile olsa bu durumda kalmayı diliyorum, tüm düşüncelerden arınmış nefes alıyor olmanın ritmini hissetmek istiyorum sindire sindire... 
Yaşıyorum bir şekilde, hayatın o en hızlı temposu yerine sakinliği terk edip kabuksuz, çıplak ruhumla baş etmeyi de öğrenene kadar. Yavaş yavaş ve sakin adımlar ile.

Ama yeni bir kabuk, yeni bir korunma zırhı yaratmaya gerek kalmadan. Bunu başarabilir miyim? Şimdilik gerçekten bunu bilmiyorum. Tek bildiğim şey güçlüyüm ve bunu deneyecek olmamdır.
Kurduğumuz en büyük hapishane içimizdedir.
Dostça ve sağlıcakla kalın...
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar