Tanır mısınız? Mevki Viyana Bir darbe-i makus ile düşmüş o yana Hep tersine dönmüştür onun giydiği şeyler Hem bid-defaat! Onlarla yatıp kalkar imiş kendisi söyler Vaktiyle bütün Pulda yapılmışsa da heyhat! Cümlesi solmuş. Vaktiyle siyah, şimdi fakat yemyeşil olmuş Bir paltosu vardır. Tek gözlüğü vardır, geceler kandilidir o. Ya rab ne hayat! Cepler delik az çok Lakin ne zarar var ki delikten düşecek yok. Bir korkusu vardır Meyhanelerin saat-i tatili pek erken... Bir kirli paçavrayla gezer Mendilidir o. Lastikleri bir başkasınındır ki yürürken Durmaz ayağından çıkar ekser... Serpuşu ne festir, ne külahtır, ne sarıktır Kalpak da değildir Bir şapka mı, haşa. O onun kendine mahsus Bir başka şekildir. Keşkül gibi bir şey... Milliyetini farık olan yok, soruyorlar: Kimdir bu alamet, bu musibet, ne kılıktır. Ürkütmeyelim sus... Bir kahkaha, bir avava kopmakta peyapey Bazen de müheyyâ-yı tasadduk duruyorlar. Zül farkına bir zam! Ancak biri vardır, ona der: Şair-i Azam! #AbdülhakHamitTarhan #ŞairiAzam
Aristokrat bir aileye mensup olan Abdülhak Hâmid 1852’de İstanbul’da doğdu.1861’de ağabeyi Nasuhî Bey’le Paris’e gitti. Orada bir yıl kadar bir kolejde eğitimine devam etti. Bir süre İstanbul’da Amerikan Koleji’nde okudu.1866’da babasının ölümü üzerine İstanbul’a döndü. Paris Elçiliği’ne kâtip olarak atandı. (1876). Abdülhak Hamit Tarhan, Tanzimat dönemi Türk edebiyatında belirginleşen “eski -yeni” sancısı bağlamında divan şiirini gerek biçim gerekse içerik açısından “kesin bir dille” reddeden ilk önemli sanatçıdır. Hamit, Türk şiirinin kendine özgü bir kimlik kazanması gerektiğini her fırsatta dile getirmiş bunun en somut örneklerini de kendi eserlerinde vermeye çalışmıştır. Özellikle vezin ve kafiye konusunda divan şiirinin getirdiği tüm sınırları reddederek serbest bir tavır sergilemiştir. Örneğin; beyit hakimiyeti onun şiirinde tamamen kırılmış ve anlam takip eden alt dizelere kadar yayılmıştır. Batı şiir biçimlerini kullanmış, sanatı gölgeleyen ve sınırlayan tüm kuralları, gelenek ilkelerini reddetmiştir. Abdülhak Hamit Tarhan, özellikle tiyatro alanında Tanzimat kuşağının en üretken kalemi olarak Türk edebiyatı tarihine adını yazdırmıştır. Makber ölümsüzleşen eseridir..
Askeri lisede fen edebiyat beraber okuduk.. Bir sefer edebiyat hocası sınavda şunu sormuştu.. Şair ''Fuzuli rind-i şeydadır , hemişe halka rüsvadır, sorun ki bu sevda nedendir''şiirini yazarken hangi ruh halinde ve nerede idi? Anla yani.
Makber şiirini vefat eden karısının üzerine yazan ve üzüntüsü okurlarına aktaran ama 1 yıl icersinde başka bir kadınla evlenen lise edebiyat kitaplarinin ve lise öğretmenlerin gözde şairi
İsim olarak biliyorum tabi ama çok bilgim yok.. Biraz araştırdım tek dikkatimi çeken şey; İlk eşi Fatma Hanım’ın ölümü üzerine yazdığı ağıt niteliğindeki Makber adlı uzun şiiri..
Ben ne kadar da, Yahya Kemal Beyatlı hayranı olsam da, tarzımız birbirine benzese de Abdülhak Hamit Tarhan'ı da severim. Doğru makber (kabir) demek. Makberi eşine yazmıştır.😊
Eşinin kırkı çıktıktan sonra evleniyor. Yani adam belki haklı , aşk acısı çeken insan başkasını bulduktan sonra acısı hafifliyor. Üstadı da anlamak gerek yeni bir sayfa açıyor.😊
Çüşünüz yani. Bence sadıksızlığın dibi. Ya benim biriciğim ölmüş. Kırkı çıktıktan sonra onu unutmak için başkasıyla evlenicem. Sonra da adam aşıkmış denilicek. Pabucumun sevdalısı. Adam şair saygım var tabi. Ama önceki sayfaların mürekkebi kurumadan yeni sayfa açmış. Anlattıkça sinir oluyorum ha 😒😁😂
Bazen yeni bir sayfa açmak için unutmak gerek Gelene haksızlık etmemek için. Ve günümüzde aldatmalar bu yüzden olmuyor mu ki? Eski sevgili unutulmuyor! yeni sevgili sahte sevgi veriliyor. Abdülhak Hamit Tarhan da doğru olanı yapıyor Ne demişler ölenle ölünmez.
En İyi Cevaplar