Enerjim ve keyfim yerlerde. Niye böyle oldu bilmiyorum. Masal anlatın bana çabuk. En sevdiğim masalı eic seçicem ve ss alıp arada Bi okuycam. 😏😴😶

Enerjim ve keyfim yerlerde. Niye böyle oldu bilmiyorum. Masal anlatın bana çabuk. En sevdiğim masalı eic seçicem ve ss alıp arada Bi okuycam. 😏😴😶

bi hikaye yazmıştım aslında çok önceden
kayıp prenses ve kayıp tacı diye
prensesin hem kendisi kayıp hemde tacı kayıp
zamanında bir aile varmış ve bu ailenin iki tane de çocuğu varmış
anne baba ve iki çocuk mutlu mesut yaşarlarmış
ormanlık alanına yakın güzel bir klübede yaşıyorlarmış
bir gün küçük laura ormanda gezinirken bir taç bulmuş ve çok sevinmiş
hemen başına takmış ve eve gelmiş taç o kadar güzel yakışmış ki sanki başında parlıyor gibiymiş
zaman geçmiş ve iki kardeş belli bir yaşa gelmiş laura hala bulduğu tacı yanından ayırmıyor ve sık sık başına takıyormuş
bunu gören ablası margaret artık onu kıskanmaya başlıyor lauraya karşı bir kin besliyor gibi bir hale gelmiş
bir gün margaret laura ya hadi gel dışarı çıkalım ormanda dolaşıp oynayalım demiş
bunu duyan laura o kadar sevinmiş ki yanından hiç ayırmadığı tacını evde unutup ablası ile yola çıkmış
gezmişler yürümüşler evden baya baya uzaklaşmışlar
akşam olmuş hava kararmış ve margaret bir anda ortadan kaybolmuş
laura yı ormanın içinde bırakmış ve kaçmış
korkudan ne yapacağını şaşıran laura ormanda kalakalmış bir yandan ağlıyor bir yandan da abkasının adını sesleniyormuş
ormanda korku içnde yürürken ışıkları yanan bir klübe görmüş
oraya doğru gitmiş ve tam kapıyı çalacakken bir anda kapı ışıklar içinde kendiliğinden açılmış sanki onu bekliyormuş gibi
laura içeri girmiş ve bir de bakmış ki dışarıdan klübe gibi görünen ev aslında içeride bir saraymış
sarayın içinde dolaşırken bir anda bir ses duymuş sallanan sandalyesinde oturan yaşlı bir ihtiyar amca
laura ihtiyar amcaya doğru koşmuş ve kaybolduğunu korku içinde anlatmış
amca ise lauraya hayır çocuğum kaybolmadın sen evine döndün demiş
laura bunları duyunca çok şaşırmış nasıl evime dönebilirim benim zaten bir evim vardı oradan geliyorum demiş
yaşlı adam o anda lauranın başını okşamış ve bir anda başında o evde bıraktığı taç belirmiş
nasıl olur ben bunu evde unutmuştum demeye başlar
o sırada margaret eve döner ve kardeşini ormanda kaybettiğini ailesine açıklar
ailesi perperişan haldeyken margaret sinsi sinsi gülüp elindeki tacı sevip okşar
ama bir anda tac elinden kaybolur yok olur
bu arada yaşlı amca lauraya her şeyi anlatır kendisini bir aileye verdiklerini aslında buraya ait olduğunu o insanların gerçek annesi babası olmadığını anlatır
aradan yıllar geçer laura büyür genç bir kız olur
o kaybolduğu ormana geri döner ormanda gerzerken bir kadın görür kadın çok yorgun ve ağlıyordu
kadının yanına gider ve neden ağladığını sorar
kadın ise çocuğum kayoldu yıllar önce bu ormanda derken lauranın yüzüne baktığı anda tacını görür
bu tacı nereden bulduğunu sorar bu taç benim kızımda da vardı der
o anda laura onun annesi olduğunu öğrenir ve her şeyi ona anlatır dışı kulübe gibi olan evin önüne beraber gelirler içeri girdiklerinde anne de çok şaşırır ve yaşlı amca yine olan biteni anneye de anlatır ve sonrasında babada bunu öğrenir ve kızlarına kavuşurlar
bu arada margaret ise evlerinde yanlız yaşıyordur ama hali çok kötüdür tam bir fakirlik içinde kalmıştır üzerindeki elbisesi yırtık söküktür o da gerçeği öğrenir ve laura da ailesi de onu affeder sonsuza dek mutlu yaşarlar
prenses sonunda hem kendini hem de tacını bulur evlenir ve mutlu olur :)
cevap seçimi için teşekkür ederim prenses :)
Aslında seçmeyi unuttum 🤣 sistem seçti otomatik olarak 😀
bende de aynı anda eic olarak gözüktüğü için senin seçtiğini sandım
sistem de seçmiş aynı zamanda :)
😊😊
beğendin mi hikayemi peki :)
Evet
teşekkür ederim :)
Rica ederim :)
Bir varmış, bir yokmuş… Uzak diyarlarda, gökyüzünün gün doğumunda pembe, gün batımında altın rengine büründüğü Lorya Krallığı varmış. Bu krallığın en büyük özelliği, halkının kalbinin doğayla birlikte atmasıymış. Ağaçlar fısıldar, nehirler şarkı söyler, rüzgâr ise sırlar taşırmış.
Bu krallıkta Elaia adında bir prenses yaşarmış. Ama o bildiğin prenseslere hiç benzemezmiş. Ne sarayda oturup altın aynalara bakmayı severmiş ne de saatlerce elbiselerle uğraşmayı… Elaia’nın en sevdiği şey, sabah erkenden kalkıp ormana gitmek, kuşlarla konuşmak ve nehir kenarında taşlardan köprüler yapmaktı.
Kraliçe annesi onun bu haline biraz üzülürmüş: “Elaia,” dermiş, “sen bir prensesin. Bir gün bu krallığı yöneteceksin.”
Elaia ise gülümseyerek cevap verirmiş: “Anne, bir krallığı anlamak için önce onun ruhunu tanımak gerekir.”
Kraliçe bu cevabı pek anlamasa da kızının kalbinin temiz olduğunu bilirmiş.
Bir gün, Lorya Krallığı’nda garip bir şey olmaya başlamış. Ormandaki ağaçlar kuruyor, nehirin suyu yavaş yavaş çekiliyor ve kuşlar sessizleşiyormuş. Halk korku içindeymiş. Çünkü bu krallık doğayla birlikte yaşardı; doğa zayıflarsa krallık da zayıflardı.
Sarayda büyük bir toplantı yapılmış. Bilgeler, askerler, danışmanlar bir araya gelmiş ama kimse sorunun ne olduğunu anlayamamış.
Elaia sessizce ayağa kalkmış: “Ben ormana gideceğim,” demiş. “Bir şeyler yanlış ve bunu ancak doğa söyleyebilir.”
Kral önce karşı çıkmış: “Bu tehlikeli olabilir.”
Ama Elaia kararlıymış: “Tehlike zaten burada, baba. Sadece biz henüz fark etmiyoruz.”
Sonunda izin verilmiş.
Elaia, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ormana doğru yola çıkmış. Yürüdükçe fark etmiş ki her şey gerçekten de değişmiş… Ağaçlar sanki nefes almakta zorlanıyor, rüzgâr eskisi gibi şarkı söylemiyormuş.
Derken yaşlı bir kaplumbağa görmüş. Bu kaplumbağa, ormanın en bilge canlılarından biriymiş.
Elaia diz çöküp sormuş: “Ne oldu buraya?”
Kaplumbağa yavaşça gözlerini açmış: “Kalp… krallığın kalbi hasta…”
“Kalp mi?” diye sormuş Elaia.
“Evet,” demiş kaplumbağa. “Ormanın derinliklerinde bir Işık Kaynağı var. Tüm yaşam oradan doğar. Ama biri o ışığı söndürmeye çalışıyor.”
Elaia hiç düşünmeden ayağa kalkmış: “O zaman onu bulmalıyım.”
Ormanın derinliklerine indikçe yol zorlaşmış. Dikenli çalılar, karanlık patikalar ve tuhaf sesler… Ama Elaia korkmamış. Çünkü o sadece bir prenses değil, aynı zamanda doğanın dostuydu.
En sonunda eski bir mağaraya ulaşmış. Mağaranın içinden soluk bir ışık geliyormuş. İçeri girdiğinde gördüğü şey onu şaşırtmış.
Işık Kaynağı gerçekten oradaymış… Ama neredeyse sönmek üzereymiş. Ve başında siyah pelerinli bir adam duruyormuş.
“Dur!” diye bağırmış Elaia. “Ne yapıyorsun?”
Adam yavaşça dönmüş: “Bu ışık… çok fazla güç veriyor. Eğer sönerse, ben yeni düzeni kuracağım.”
Elaia başını sallamış: “Bu ışık sadece güç değil, yaşam. Onu yok edersen her şey yok olur.”
Adam alaycı bir şekilde gülmüş: “Yaşam mı? Güç olmadan yaşamın ne anlamı var?”
Elaia bir an durmuş. Sonra yavaşça ışığa doğru yürümüş.
“Elini uzat,” demiş adam.
Ama Elaia korkmamış. Işığa yaklaşıp gözlerini kapatmış ve kalbinden geçenleri düşünmüş: orman, kuşlar, halkı, ailesi…
Bir anda ışık parlamaya başlamış.
Adam geri çekilmiş: “Bu… nasıl mümkün?”
Elaia gözlerini açmış: “Çünkü bu ışık güçle değil, kalple büyür.”
Işık bir anda güçlenmiş, mağarayı doldurmuş ve karanlık adamı dışarı itmiş. Adam ortadan kaybolmuş.
Elaia mağaradan çıktığında orman değişmeye başlamıştı bile. Ağaçlar yeniden canlanıyor, kuşlar şarkı söylüyordu. Nehir tekrar akmaya başlamıştı.
Krallığa döndüğünde herkes onu sevinçle karşılamış. Kral gururla kızına bakmış: “Sen sadece bir prenses değilsin… sen bu krallığın kalbisin.”
Elaia gülümsemiş: “Hayır baba… kalp hep buradaydı. Sadece onu hatırlamamız gerekiyordu.”
Ve o günden sonra Lorya Krallığı daha da güçlü olmuş. Ama bu güç ne altından ne de kılıçlardan geliyordu… Bu güç, doğaya saygıdan, kalpten ve anlayıştan geliyordu.
Elaia ise büyüyüp kraliçe olduğunda bile aynı kalmış: sabahları ormana giden, kuşlarla konuşan ve halkını gerçekten dinleyen bir yönetici…
Ve derler ki, eğer bir gün rüzgâr sana yumuşak bir şarkı fısıldarsa, bu hâlâ Elaia’nın krallığını koruduğunun işaretidir.
Masal da burada bitmiş… ama rüzgâr hâlâ anlatmaya devam ediyormuş.
Bir varmış bir yokmuş… Uykunun bile bazen uğramayı unuttuğu, sessiz bir kasabada Eda adında bir kadın yaşarmış. Son zamanlarda içi sebepsiz bir şekilde sıkılıyor, günler birbirine karışıyormuş. Ne yapsa keyfi yerine gelmiyor, sanki kalbinin içinde küçük ama ağır bir taş taşıyormuş gibi hissediyormuş.
Bir akşam, her zamanki gibi penceresinin önüne oturmuş. Gökyüzüne bakmış ama yıldızlar bile ona uzak gelmiş. Tam o sırada ince bir rüzgâr odaya dolmuş. Perde hafifçe dalgalanmış ve rüzgâr sanki fısıldar gibi konuşmuş: “Kaybettiğin şey neşe değil… sadece kendinle bağın.”
Eda şaşırmış ama bu sesi içinde bir yere tanıdık gelmiş. Gözlerini kapatmış. Rüzgâr onu yavaşça bir rüyaya taşımış. Kendini uzun bir yolun başında bulmuş. Yolun iki yanında kurumuş ağaçlar varmış ama ilerledikçe ağaçlar yeşermeye başlamış. Yolda yürürken bir yaşlı kadınla karşılaşmış. Kadın ona küçük bir kutu vermiş.
Kutunun içinde ne olduğunu merak edip açmış… İçinden ne altın çıkmış ne de değerli bir şey. Sadece eski anılardan kesitler: çocukken kahkaha attığı bir gün, sevildiğini hissettiği bir an, içten içe huzurlu olduğu bir gece. Yaşlı kadın gülümsemiş: “Bunları unuttukça ağırlaşırsın,” demiş. “Hatırladıkça hafiflersin.”
Eda yolun sonuna geldiğinde ağaçlar tamamen yeşermiş, hava ılık bir bahar gibi olmuş. O an anlamış ki insan bazen mutsuz değildir… sadece kendini, neyin iyi geldiğini unutmuştur.
Sabah uyandığında her şey mucizevi şekilde değişmemiş belki ama içinde o ağır taş yokmuş artık. Kalkıp pencereyi açmış. Aynı rüzgâr yine içeri girmiş ama bu sefer onu üşütmemiş.
Ve Eda o günden sonra her yorulduğunda kendine kızmak yerine durmayı, nefes almayı ve küçük güzel anları hatırlamayı öğrenmiş. Çünkü bazı geceler insanı iyileştiren şey büyük çözümler değil… sadece kendine biraz daha nazik davranmakmış.
Ben şiir paylaşıcam:
Hava hafif, zihin berrak,
Geçmişten pişmanlık yok, gelecekten korku yok.
Ruh özgürleşiyor, maneviyat yükseliyor,
Açık gökyüzü ve sonsuz kıyılar boyunca.
Her an gizli bir zarafet barındırıyor,
Zamanın silemeyeceği bir sığınak.
Fısıldayan yapraklar, şarkı söyleyen dereler,
Huzurlu hayaller dünyasını yansıtıyor.
Öyleyse dur ve içinde ki dünyayı hisset,
Şükran ve sevgi başlasın.
Çünkü farkındalık, kutsal bir sanat,
Kalpte neşe uyandırır.
Bir varmış bir yokmuş, ŞeffaflığınRitmi diye bir kız varmış. Enerjisi tükenince “bana masal anlatın” demiş. Sonra fark etmiş ki, o beklediği prenses yok, çünkü masaldaki prenses zaten kendisiymiş. 🌸
Her kötü gün, onun için level atlama göreviymiş. Uyuyup dinlendikçe kalbi resetleniyor, sabah uyandığında “bugünün prensesi benim” modunda kalkıyormuş. Masal burada bitmemiş kızım, çünkü devamını yarınki enerjik halin yazacak. 💫😴
Cevap
17Cevap
Bir tane prenses varmış uyumadan önce masal istemiş ve mutlu şekilde uyumuş sdfsd
☺️🤣😆
Anlatayım, masal sayılmaz.
Yusuf kardeşleri tarafından kıskanılırmış. Çünkü babaları Yusuf’u daha çok seviyormuş. Bu yüzden kardeşleri Yusuf’u kuyuya atmış. Babalarına da öldü demişler. Yusuf kuyuda sabırla beklemiş ve oradan geçen bir kervan onu oradan çıkartmış. Köle olarak mısıra satılmış. Orada efendisin karısı iftira atmış ve hapse girmiş. Hapiste rüya yorumlama veya kahanet denebilir, ileride7 yıl bolluk 7 yıl kıtlık olacağını görmüş ve krala iletmiş. Hem de çözümler önermiş. Dediği doğru çıkınca kral onu hapisten alıp ülkenin hazine işlerinin başına geçirmiş. Kıtlık sırasında kardeşleri gelmiş, ama Yusuf’u tanımamışlar. Yusuf da kimliğini gizleyerek yardım etmiş sonra affetmiş, aile birleşmiş mutlu son.
Bir gün bir palyaço varmış bütün ağlayanları güldürürmüş. Bir gün bir adam yoğun ağlama teşhisiyle doktora başvurmuş doktorda demişki git o palyaçoyu bul o seni güldürür o da demişki oda benim.
Bir adam varmış, mutlu olmayı, mutlu bir yuva kurmayı umuyornuş, mutlu olacağı kadını arıyormuş.
Kaf dağının ardında demişler. Yola çıkmış ve ölmüş
Afrodit olma yolunda emin adımlarla ilerliyor kız valla
Kimo
Sen yavru kim olacak
💅🏻
🌹🌹🌹
Bir kadına masallardan değil, gerçeklerden bahsetmeyi severim. Hikaye dinlemek istersen buradayım.
Gülücük ve çorbaya düşme hikayesi var ama uykun kaçar 😅
Birgun ben bir kiz ayarladim bulsumaya cagirdim ben gitmedim o da gelmedi piabsvshsgs
Adamın biri varmış, ikinci dönem düzeltmiş
Xddd
Bir varmış bir yokmuş...
Uyuyan Güzel ve Prens masalını öneririm
Uykuya dalınca masal geçmiş olur, boş ver.
Benim hikayelerim komik uyuyamazsın ula 😅
Sesli anlatıyorum masal, doğaçlama gelişiyor.
Gece uykun gelince masal anlatırım
Allah rahatlık versin
anlatırım
Ben yeni uyandım..
Maalesef dgdf
Anlatamam 😂
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?