Yaz bana, memleket karışmış tuttuğun takım maçı kaybetmiş en sevdiğin film tekrar vizyona girecekmiş muhakkak yaz. işten çıkınca, sokakta bir kediye rastlayınca gökte bulutları belki armuta benzettiğin vakit yaz bulutun armuta benzemesi nereden baksan şaşırılacak şeydir. boynu bükük çiçek görürsen yaz gri kaldırım taşlarının arasına karışmış kırmızı renk taşı görünce yaz bahane çok, sen birini tut yakasından onun için yaz. canın sıkılır belki, yaz; ben gülmenin her koşulda bir yolunu bulurum, güldürürüm seni. Sen gülmek için yaz.
“Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam Alın tek kat elbisemi size vereyim Cebimde bir on liram var Onu da alın gerekirse Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar Parasızlık da bir şey mi Ölüm bile kötü değil Aytensizlik kadar” 🤍
Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız. Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var. Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?
Güneş çoktan doğdu. Uyanmış olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi? Öyleyse ayrılmadık. Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten. Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan. İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini... Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, Kanunlara saygı göstermesini, İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.
Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun. Ya o? Ya o? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, Saadet bekliyor yaşamaktan.
Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak Göçüp gidiyor bu dünyadan.
Özleme bir diyeceğim yok. O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası. O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı, Yaşantımız özlemlerle güzel. Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem. Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; Seni özlediğim içindir. Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni; Seni özlediğim içindir. Yaşıyorsam; içimde umut varsa, Yine seni özlediğim içindir.
Bu kaçıncı sefer geceyi güne bağladığım asla olmadığı bir anda sabah bu kaçıncı sefer siyah gecenin damlarından kanat açar kara mavi dünya… Ölü bir deniz tepemizde buz tutmuş sanki çözülmeyi bekliyor veya bir ölünün mavi halkalı gözleridir takılıp gitmiş doğayı son kez seyrederken çocuklarına son kez bakan idamlık bir anne veya bir anne ki çocuklarını satıyor tarlaya sürülen sefer veya bir kuşluk vaktinde veya bir fabrikanın ayak sesleriyle gıcırdayan avlusundayız soğuk bir yaz sabahı veya şu şu veya kesin olan bir şey var ki kendi ekseni etrafında dönüyor Dünya veya güneşe yüzünü dönen benimdir sabahları a y d ı n l a n a n s e n iki ömrü birden yasamak ağırdır bilirim bilmeden yaşadığını hem çift kişiliktir acılarım oysa güzelliklerim yarım yalnızca bir lekeyim serseri bir yerinde beyaz bir kağıdın bir leke yalnızca ‘y a l n ı z b i r l e k e’ amaçsızca savrulan adi bir divitin itilmiş dölü ve... Ve? ve boğazıma kadar pisliğe gömülmüşüm senin aksattığın dünyayı taşırken hale bak ben yürümeyi öğreniyorum emekleyerek u ç u y o r s u n s e n sevgi tümceleri fısıldandı dünyaya bir melodinin iç geçiren ağıtları duyuluyor vakitli vakitsiz bir çağrı gönderilmiş bin ayrı dervişe bin kişiye ulaştırın diye bir şiir dolaşmış yürekten yüreğe ‘la edri’ duygusallaşmışım isyan vaktinde ve gökten üç ‘afet’ düşmüş üçü de sen...
Düşelim. Gece zaten kelimelere daha yakındır. Şehrin gürültüsü çekildiğinde insanın iç sesi daha berrak duyulur. Bir bulutun armuta benzemesi bile şaşırtır o vakit; hayat, en sıradan anlarda bile gizli bir mânâ fısıldar. Kaybedilmiş bir maçın hüznü de, sokakta rastlanan bir kedinin sessizliği de aynı deftere düşer. Yazmak biraz kalbi yoklamaktır, biraz da dağınık duyguları bir araya toplamak. Bahane çoktur; mesele yakasını tutup kelimeye dönüştürebilmek. Bu gece şiir, içimizdeki dağınıklığa ince bir düzen olsun.
Bu gece şiire düşmeyelim de ne yapalım be güzelim 🎧📚 Ayşegül Kızılarslan’ın o satırları içime işledi, üstüne bir de Nazım, Karacaoğlan, Turgut Uyar… Tam “kalbim şiir playlisti” modu.
Nazım’dan geliyorum: “Bugün seni çok özledim. Bunu hangi gün okursan oku.”
Sen yaz, biz okuyalım; sen üzül, biz seninle gülümsetelim. Bu gece timeline değil, mısra kaydıralım. 💫🖋️
Yalnızlık, akşamın omzuma bıraktığı ince bir serinlik, Kalabalıklar içinden geçerken içimde büyüyen sessizlik. Bir banka oturur gibi oturur yüreğime, Kimseye çarpmadan, kimseye görünmeden.
Sokak lambaları adımı bilmez, Pencereler yüzüme kapanır usulca. Gölgem bile benden biraz uzakta, Sanki o da başka bir hayata özenir.
Bir fincan çay buharında ararım sıcaklığı, Camda kendi yüzümle konuşurum. Cevaplarım kısa, susuşlarım uzun, Geceyi dinlerim, gece beni dinlemez.
Yalnızlık, Ne tam bir düşman ne de dost; Bir sır gibi taşırım cebimde, Açtıkça çoğalan, Sakladıkça ağırlaşan.
Madem şiir karıştı geceye… Hiçbir amaca hizmet eden karanlığa kurşun sıkıcam!
Gece, şah damarıma dayanmış soğuk bir ustura ağzıydı; nefesimi tuttum, kımıldasam kanayacaktım. İçimde tarif edilemez bir cürmün ağırlığı... Sanki masum bir şehri kılıçtan geçirmişim de, ellerimdeki kan kurumadan kapıvermişler yakamı. Başka kim, hangi günahkar hak ederdi ruhun bu denli hırpalanışını? Zihnimin dehlizlerinde yankılanan o hayali zillerden bahsetmiyorum; hani şu kapımın sessizliğine inat, beynimin içinde durmaksızın çınlayan uğultulardan... Doktor, "Beklentidir o duyduğun zil sesi," demişti. Oysa bir insan, kapısının çalmadığına ikna olana dek kaç kez boşluğa açmalıydı o demir parçasını? Hiç kimsenin gelmeyeceğini anlamak için kaç kez hüsrana uyanmalıydı? Artık biliyorum; bir insan, kapıyı açtığında bulacağı tek şeyin kendi yalnızlığı olduğunu.
İki satırının bile insanı susturduğu şiirleri seviyorum.
1
0 Yorumla
Gizli Üye
(30-35)
3 ay
Düşüncem kadar yakın olsaydın keşke Baksaydım okyanus mavisi gözlerine Bakmasın isterdim Okyanus kadar derin güzel gözlerin Bakmasın isterdim benden başka kimseye
Rüzgar kırdı dalımı Ellerin günahı ne? Rüzgar kırdı dalımı Ellerin günahı ne? Ben yitirdim yolumu Yolların günahı ne? Ben yitirdim yolumu Yolların günahı ne? Hep yar peşinden koştum Ben küstüm, ben barıştım Kendim dillere düştüm Dillerin günahı ne? Ne kış dedim, ne bahar İçtim sabaha kadar Ne kış dedim, ne bahar İçtim sabaha kadar Erken ağardı saçlar Yılların günahı ne? Erken ağardı saçlar Yılların günahı ne?