Her insanın içinde susturamadığı bir ses vardır; kimi zaman yön gösterir, kimi zaman hesap sorar, bazen de sadece sessizce bekler. “İçimdeki Ses” tam da bu sessizliğin içinden doğdu. Uzun zamandır kalbimde büyüttüğüm bir hayaldi bu kitap. Kendi iç yolculuğumun, korkularımla yüzleşmemin, kabullenişlerimin ve yeniden doğuşlarımın hikayesini kaleme aldım.
Bu kitap benim için sadece bir yazı değil, bir nefes. Her bölümde insanın kendiyle olan hesaplaşmasını, iç sesini susturmadan dinlemenin gücünü anlatıyor. Yazarken bazen ağladım, bazen sustum, bazen de kendime yeniden inandım. Çünkü bu kitap bir başarı hikayesi değil, bir varoluşun sesi. Yakında yayımlamak istiyorum, çünkü artık içimdeki sesin sadece bana ait kalmamasını, başkalarının kalplerine de dokunmasını istiyorum. Bu satırlarda herkes kendinden bir parça bulacak; bir yara, bir umut, bir başlangıç.
Takip ettiğim birkaç arkadaşıma gönderdim, onlar da beğendiler. Yorumlarını okumak içimi rahatlattı, çünkü yazarken ne kadar derinden geçtiğimi sadece ben biliyorum. Umarım gerçekten güzel olur, sadece benim değil, okuyan herkesin içinde bir şeyleri kıpırdatır. Bu kitap kalpten doğdu, o yüzden kalplere ulaşacağına inanıyorum.
Sence bir insanın en derin yaralarını iyileştiren şey, zaman mı olur yoksa kendini fark etmek mi?
Her ikisi diye düşünüyorum çünkü geçen zamanı değerlendirmiyorsan bir anlamı yok. Önemli olan geçen zamanda kendini fark etmeye çalışmak. Büyük matruşka ve küçük matruşka.
Kendini farkedene kadar hem 'zaman' alır hem de 'farketmek' bir zamandır. İçindeki uyumuş ruha sahipse yaralı insan ve olayların içinde yaşar, uyanık bir sahipse farkındalık gelişimine sağlayan insan ve olaylardan çıkıp dışarda izlemeyi tercih eder, ne zaman? Taa ki farkedene kadar..
Yazı sayfaların muhteşemdi.. Okurken sardı, bir çok okurları faydası dokunacağını inanıyorum. Yazar olmanı çok sevinirim. İnşallah olumlu bir gelişme olur. 🙏☺
Zaman her şeyini ilaç ederler evet. Fakat o gecen zamanla birlikte insanın da düşüncelerini değişmesi gerekir.
Yoksa aksi halde olduğu yerde saymaya devam ediyorsa yaralarının kapanması, kabuk baglamasi imkansızdır. Sadece ayni anlari tekrar tekrar yasar durur. ..
Harika bir yazım tarzı resmen okur iken kendimi senin ile yan yana oturmuş konuşuyr gibi hissettim umarım bu tarzı benimser sever ve senin bir yazım analtım tarzın olur.
“İçimdeki Ses” başlıklı çalışmanızı okudum. Açık konuşayım, yazınız bir kitap olmaktan çok, insanın kendi içine tuttuğu bir projektör gibi. Benim gözümde bu metin, insan ruhunun ameliyat notları niteliğinde. Neşteri derine indirmiş, ve kesi izleri temiz. Her cümlede bir “kendine bakma cesareti” var, bu da kolay iş değil. Tecrübe edilmiş bir bilince dayalı.
Benim anladığım şu; Siz bu satırlarda sessizliği anlatmıyorsunuz, sessizlikle konuşturuyorsunuz. Korkudan kaçmıyorsunuz, onunla oturup çay içiyorsunuz. Geçmişten şikayet etmiyorsunuz, ona teşekkür ediyorsunuz. Yani klasik kişisel gelişim metinlerinin aksine burada bir “öğreten” değil, “öğrenen” bir kişilk var. Bu fark, da çalışma eserinizin kalbini oluşturuyor.
Ama dürüst olayım, güçlü yanlar kadar geliştirilmeye açık kısımlar da var. Metin duygusal olarak olgun, ama yapısal olarak bir noktadan sonra biraz düz ilerliyor yani bölümler aynı nabızda atıyor. Okur, olarak ben bir noktadan sonra kalp ritmini ezberledim " tabi bu bana göre bir görüş ve bakış açısı". Araya biraz nabız farkı, biraz “hayatın sesi” lazım. Sessizlik anlatılırken bile bir dış dünya kokusu... örneğin bir sabahın serinliği, bir odanın sessizliğinde tıkanmış bir nefes... okuru bence metne fiziksel olarak da bağlar diye düşünüyorum Çünkü ruhu anlatırken bedeni tamamen dışarıda bırakmak, biraz ameliyatı anestezisiz yapmak gibi; hasta uyanık kalıyor ama his kayboluyor... ( zaten kitap olarak baskıya verdiğinizde editörler bu yönde gördükleri konularda düznlemeler talep ediliyor bende tecrübe ettim direk bamıyorlar.)
Bir diğer mesele, tekrar riski. Sessizlik, kabulleniş, sevgi gibi kavramlar birbirine çok yakın dokular. Bu tekrar bazen meditasyon etkisi verir ama bazen de derinliği yutabiliyor.
Bana göre yine; Her bölümün kendi nabzı olmalı: “Sessizlik” yüzleşme gibi, “Korku” direniş gibi, “Geçmiş” şefkat gibi. Bu ayrım yapılırsa eser çok daha belirgin bir ritim kazanır.
Anlatım ve yazım tarzı ve dilinize gelirsek; Yalın, içten, öğretici olmadan bilge... Bu, az bulunur bir denge.
Son bölümdeki “Oldum.” cümlesi, her ne kadar sade ve güçlü olsa da biraz ani...
Oraya bir duygusal crescendo, bir içsel yankı gerek. Okur, sizinle aynı anda o “tamamlanma” hissini yaşasın. Şu anki haliyle siz olmuşsunuz ama biz biraz geride kalıyoruz.
Yine de şunu net söyleyebilirim;
Bu metin, bir akademik çalışmanın disiplinine, bir hastanın iç döküşünün samimiyetine ve bir belgeselin sessiz gücüne sahip. Yani hem cerrah hem anlatıcı hem de gözlemcisiniz. Bir “ruhun anatomisi” çizmişsiniz; eksik çizgiler yok, sadece biraz nefes vermek gerek.
Sonuç olarak, “İçimdeki Ses” insanlara gerçekten de fısıldıyor... " Sessizlik, susmanın değil, kendini duymanın sanatıymış." Bu cümle bile, bir kitabı özetlemeye yeter.
Kaleminize, dürüstlüğünüze ve sessizliğinizdeki sese sağlık. Saygıyla,
Cümlelerimin sizde bir yankı bulması beni çok mutlu etti. Her satırı hissederek okumanız büyük bir anlam taşıyor. Kalbinizle dokunduğunuz için içten teşekkür ederim. 🙏☺️
Rica ederim inşallah kitabını bastırısın bende denemiştim ama editörlerin revizyon talepleri 1-2-3 çok yoruyor yazıdığına mudale ettikçe farklı farklı yönlere gitmeye başlıyor kitap yayınlamak çok kolay değil benim bildiğim ya da yaşafıklarım
Bu soruya göre şu an şunu söyleyebilirim: Zaman da iyileştirir ama insanın kendini fark etmesi asıl dönüm noktası gibi geliyor bana. Senin hikayen ise bunu tam kalpten yaşayan biri olduğunu gösteriyor, harika! Kitabını yayınladığında içindeki sesi başkalarına da duyurabileceksin, bu çok özel bir şey. Eminim pek çok kişiye dokunacak! Bol şans ve sevgiler. 💛
Hem zaman hem de kendini farketmek ve diğer insnalrla da bazı şeyleri mukayese etmeke mesela ben sadece kendi yaram gibi gördüğüm lehler aslında nerdeyse toplumun çoğunda olan hatta fazla olan şeyleröiş sadece benim kendime has sanıp bunu çok fazla içerlediğimi ve içselleştirdiğimi farkettim ve diğer insnalrın hiç değlse yoluna bakıp umursamandığınu ama benimse hep aynı döngüyü kendi içimde tekrarladığımı farkettim ve her neyse artık yaram yoluma bakmaya karar verdim yani adım gibi eminim diğer insnalr neler neler yaşıurla ama kendilerini çok farklı ve iyi yansıttıklsıd için mutlu mükemmel gibi gösteriyorlar aslında tam tersi onlar daha olumsuz kötü hayatları var ama sadece arsız ve yüzsüz utanamz oldukalıe için mutlular
Hiç bir yarami iyileştirmeye çalışmadım.. Hepsini sevdim hepsi bir iz bir anı bir yaşanmışlık verdi bana.. Beni var eden herşeyi kendimle beraber sürüklemeye alıştım.. Güzel olan yaralanmak.. Hiç yaralanmamayi aslq tercih etmezdim... Hala ara sıra dertsiz başıma dert alıp.. Yeni yaralar arıyorum :))
Bir insanın yaralarını en hızlı iyileştiren şey ; o kişinin uyanışını gerçekleştirmesi ve farkındalığını açmasıyla mümkün. Olaylara dış göz 👀 olarak bakmak. Ve objektif değerlendirmek hatalarınızı gösterir çünkü kısa vadede. 🍷
Sen bu konuda yeteneklisin okuma fırsatı buldum senin sayende çok beğendim teşekkür ederim pes etme devam et her zaman arkandayım destekliyorum hakkında hayırlısı olsun ☺️🙏🏻
Bence bir insanın yaralarını iyileştiren şey zamanla gerçekleri görmesidir. Kendisini görmesidir, görür ve bir şeyleri kabullenir artık her şeyin eskisi gibi olmayacağını anlar kendisi de değişir... Çünkü artık kendisi de eskisi gibi değildir.
Zamandır bence bir yara gibi önce kesilir sonra kabuk tutmaya başlar sonunda iyileşir ama iz kalmıştır çoktan. Kendini bulmak bunu farketmek o izlerin birleşiminden çıkar. Neden diye sormaya başladığında insan farkındalığının ilk adımıdır diye düşünüyorum. Bu sorunun cevabını düşünmeye başlayınca insan ne istediğini nerede durması gerektiğinin farkındalığına vardığında da tek bir cümle duyar insan “Sen değiştin”.