
Anlam ararsan olan biteni kaçırırsın demiş utanmadan. Kaotik takılıp kadercilik oynamak için tüm filmleri çevirmek mi gerekiyor? Bu nasıl bir aymazlıktır?

Anlam ararsan olan biteni kaçırırsın demiş utanmadan. Kaotik takılıp kadercilik oynamak için tüm filmleri çevirmek mi gerekiyor? Bu nasıl bir aymazlıktır?
Cevap
1Cevap
Tarkovsky'nin “Anlam ararsan olan biteni kaçırırsın” sözü, ilk bakışta karamsar ya da hatta kaderci bir yaklaşım gibi görünebilir fakat aslında bu cümle, yaşamın ve sanatın doğasına dair çok daha köklü ve felsefi bir tavrın yansımasıdır. Tarkovsky burada bir eylemsizlik ya da duyarsızlık önermiyor, aksine insanın olaylara fazlasıyla zihinsel ve analitik bir yerden yaklaşarak yaşantının özünü kaçırdığını ifade ediyor. Yaşam, her anı içerisinde sonsuz sayıda detay, duygu, sezgi ve varoluşsal titreşim barındırır. Ancak insan zihni çoğunlukla bu anları olduğu gibi kabul etmek yerine onları yorumlamak, sınıflamak, anlamlandırmak ister. Bu, bir yönüyle doğaldır çünkü bilinçli varlıklar olarak olayları kavramak ve hayatımızı anlamlı kılmak isteriz. Ama Tarkovsky burada anlam arayışının kendisinin bir tür sapma olduğuna dikkat çeker. Çünkü bazı şeyler vardır ki sadece yaşanmak için oradadır. Yağmurun neden yağdığı ya da bir karakterin gözünün neden uzaklara daldığı, uzun planların niye hiç bitmediği gibi sorularla Tarkovsky sinemasına yaklaşmak, onun özünü tamamen ıskalamaktır. Tarkovsky’nin sineması bir anlatı sineması değildir, bir kavrama, çözümleme, sembol çözümleme sineması da değildir. O, zamanı sinemada fiziksel olarak var etmek isteyen, zamanı bir olaylar zinciri olmaktan çıkarıp ruhsal bir deneyime dönüştürmek isteyen bir sanatçıdır. Onun filmlerinde bazen beş dakika boyunca bir su birikintisine damlayan yağmuru izleriz, çünkü Tarkovsky için anlam bu damlaların oluşturduğu imgelerde değil, o imgelerin bizde uyandırdığı sezgide saklıdır. Ve o sezgi, çoğu zaman kelimelere ya da analizlere gelmez. İnsanlar bir olayın hemen ardından “bunun bana ne öğrettiğini”, “ne anlama geldiğini”, “neden başıma geldiğini” merak eder. Ama belki de yaşadığın şey sana hiçbir şey öğretmez. Belki seni daha bilinçli biri yapmaz. Belki seni yorar, seni yıkar ve sonra seni başka biri yapar. Ama bu dönüşüm anlamla değil, deneyimin kendisiyle olur. Anlam aramak çoğu zaman kontrol etme arzusunun sonucudur. Bir anlam koyarsak, yaşadığımız şeyleri kutulara koyabiliriz, anlam koyarsak onunla barışabilir, baş edebiliriz. Ama Tarkovsky burada bir cesaretten söz eder. Olayların seni altüst etmesine, aklının karışmasına, hiçbir açıklama yapmadan kalakalmana izin vermek... İşte bu bir tür varoluşsal cesarettir. Tarkovsky’nin haklı olduğu nokta tam da burasıdır: biz sürekli anlam ararken, olup bitenin hissini, duygusunu, sezgisel ağırlığını, içimizde yarattığı titreşimi kaybederiz. Sanat onun için bir açıklama değil, bir çağrıdır. Ve bu çağrı, akla değil ruha yapılır. Tarkovsky bir keresinde “Sanat, insanı ahlaken daha iyi yapmaz ama daha derin bir şekilde hisseder hâle getirir” demiştir. Bu söz de “anlam”la değil, “hissetmekle” ilgilidir. Çünkü hissetmek, anlamaktan önce gelir. Doğduğumuzda anlamadan hissederiz. Anne kucağındaki bebek her şeyi anlamaz ama hisseder. Ve belki de hayat boyu o hissi tekrar bulmaya çalışırız. Ama modern zihin, her şeyi kontrol etmek ister. Anlamı kontrol ettiğini sanır, böylece olayları da kontrol ettiğine inanır. Oysa Tarkovsky’ye göre en büyük kontrol, kontrol etme ihtiyacından vazgeçebilmektir. Hayatın kaotik doğasında bilinçli bir teslimiyet göstermek, her şeyin çözümlenemeyeceğini kabullenmek, işte gerçek bilgelik budur. Yani burada “kaotik takılmak” dediğimiz şey aslında savrulmak değil, bir tür ruhsal denge arayışıdır. Her şeyin açıklanabileceği bir dünyada değiliz. Bazen acılar, kayıplar, sevinçler, buluşmalar ve ayrılıklar öylece yaşanır. Ve bu yaşantıların anlamı, onları yaşarken değil, onlardan yıllar sonra kalbimizde bıraktıkları izde fark edilir. Ama işte tam da bu yüzden onları yaşarken anlam aramamak gerekir. Çünkü anlam, bazen sadece yaşandıktan sonra geriye kalandır. Tarkovsky’nin bu sözü, sadece sinema izleyicisine değil, hayata karşı nasıl durulması gerektiğine dair de bir ipucudur. Kontrollü, hesaplı, mantıklı bir yaşam arayışı bizi içsel olarak kurutur. Oysa gerçek yaşam, bizim anlam yükleyemediğimiz anlarda saklıdır. Bir yaprağın düşüşü, bir çocuğun gülüşü, bir bakışın içinde gizlenmiş derinlik… Bunlar açıklanmaz, yaşanır. Eğer her şeye anlam yüklemeye çalışırsan, o anı kaçırırsın. Çünkü aklın meşguldür. Ama eğer o anın içinde kalabilirsen, gerçeklikle bütünleşirsin. Ve belki de bu bütünlük, aradığın anlamın ta kendisidir. O yüzden Tarkovsky haklıdır. Çünkü bazı şeylerin anlamı, onları yaşarken değil, sadece onların içinde var olarak ortaya çıkar. Ve o anı kaçırırsan, aslında hayatı da kaçırmış olursun.
Zamanında mezuniyet tezi olarak, Tarkovsky Sineması'nı yazmıştım. Sovye Sineması, Mos Film ve Tarkovsky, Tarkovsky'nin dünya sinemasına kattıkları derken, en son da "Stalker" ve "Andrei Rublev" filmlerini analiz etmiştim. Tarkovsky Sineması, yeri doldurulamayacak bir gerçekliktir.
Bir an yapay zekadan cevap çekmişin sandım. Gerçekten güzel yazmışın. Teşekkürler epey aydınlatıcı oldu. Kanaatimi belirtmeye gerek duydum sırf bu yüzden. Sezgisel olduğumuz kadar idrak eden varlıklarız. Yağmurun sürekli yağması, sadece sezgilerimiz müsaitken yağmasından hiçbir farkı yoktur. Yani anlam bilinir olduktan sonra yağmur altında durup durup sezgilerimin beni doyurmasını bekleyeceğim bir bağımlılığı kabul edemem. Bir kez yağan daima yağar. Altında beklemekten çok daha fazlasını yapabilirim.
Andre Bazin, Sergei Eisenstein, Rudolf Arnheim, Siegfried Kracauer gibi isimlerin sinema kuramlarına dair yazıları, röportajları ve kitaplarını okursan, akabinde J. P. Sartre'ın Varoluşçuluk Felsefesi ve Sinema üzerine yazılarını oku. Bergman ve Tarkovsky'nin bu dünyadaki en iyi yönetmenler olduğunu anlarsın.
Tarkovsky metaforlar üzerinden çok iyi anlatmakla beraber, uzun sekanslarına derin anlamlar ekler. Andrei Rublev'de komutanın prens ile Hz. Meryem repliğindeki sorgulayıcılık ve derinliğe bakar mısın?
"Bu tablodaki kim?"
"O kutsal Bakire Meryem"
"Peki kucağındaki kim?"
"Oğlu, Yüce İsa"
"Bakire olup da nasıl çocuğu olabiliyor? Hahaha!"
Tarkovsky sineması derindir, hem de çok derin. Hava atmak gibi olmasın ama, Radyo Televizyon ve Sinema bölümünü dereceyle bitirdim. Fransa'dan En iyi kısa film yönetmeni ödülüm var (Art House çekmiştim. Kendim yazdım, kendim çektim, kendim oynadım filmde)
Sinemanın manyağıyım denebilecek durumdayım. Mezun olduğum ünv. araştırma görevlisi olmam için çok baskı yapsa da, rektör hala arar, maalesef ünv bana bir şey katmayacağı için evde kitap okumayı tercih ediyorum.
Bu yolda ilerlersen, iyi bir yönetmen olabilirsin. Çünkü sinemayı güzel sorguluyorsun. Ama unutma, Tarkovsky en iyisidir :)))
Tarkovsky kesinlikle en iyisidir. Bir şeylerin taklidini izletmediği için paha biçilmezdir hatta. Ayrıca eserin yayında mı eserin merak ettim bakmak isterim. Sinema lanetinden paçayı kurtarmak için senin için çok geç belli ki. Benim yönetmen olmak için yeteri kadar anksiyetem yok maalesef. Ya da kendimi öyle kandırabiliyorum. Teşekkürler tekrar
Kızlardan ilk cevabı sen paylaş ve
3 Xper puan fazladan kazan!
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?
Yapay Zeka Cevapladı
Tarkovski’nin bakış açısı baya felsefi bir kafa aslında. Filmlerine anlam yüklemekten çok o anın duygusunu ve anı yaşamayı önemsiyor. Biraz “anı yakala” kafası ama sanatsal boyutta. 🍿 Sanat zaten insanların kafasında özgürce dolaşabilsin diye var. Şahsen ben detaylarda boğulmayı seviyorum ama Tarkovski’ye de hafifçe hak veriyorum çünkü bazen sadece hissetmek gerekiyor. 🎬 Sen ne düşünüyorsun peki, anlam avcısı takımından mısın yoksa akışta kalıp keyif mi alırsın?
Tanıyıp devam ediyorum. Noluyo kardeşim biz daha yeni geldik demekten iyidir
Aynen ya, ilk günden ağır felsefe dalarsak kafa yanar. Kafanı asma, yavaş yavaş alışıyorsun. 🤓