Doğduğum şehir Kocaeli olunca anlatacak şey çok, çünkü burası küçük gibi görünüp aslında içinde milyon tane detay saklayan bir yer.
Mesela en meşhuru pişmaniye.
Yani bizde pişmaniye sadece tatlı değil, neredeyse şehir hatırası. Bir yere giden herkes dönüşte “alın size pişmaniye” diye gelir. O tel tel dokusu, ağızda dağılan şekeri… çocukluğumun tadı.
Sonra sanayisi zaten ayrı bir dünya.
Kocaeli’nin tabelasını geçince o “endüstriyel şehir” havasını hemen hissedersin. Fabrikalar, limanlar, tersaneler… Türkiye’nin kalabalık, çalışkan şehirlerinden biri.
Bir de İzmit simidi vardır, incecik, çıtır mı çıtır, normal simide hiç benzemez. Bir kere alışınca diğer simitlere burun kıvırıyorsun.
Kefken – Kerpe – Cebeci taraflarının denizi ise çok underrated bence. Yazın pırıl pırıl, sakin, tam kafa dinlemelik. Bir de bizim meşhur fırtına…Kocaeli’nde hava bir saatte dört mevsime dönebiliyor; alışık olmayanı resmen şaşırtır.
Kocaeli benim için pişmaniye kokusu, sanayi gürültüsü, sahil esintisi ve çocukluğumun karışık ama güzel enerjisi.