Olabildiğince basit bir dille anlatmaya çalışacağım. Çift yarık deneyi ve young deneyi olarak geçen bir deneyde, ışığın etkisini ölçmek maksadıyla gözlem yapılıyor. Bir düzenek kuruluyor ve tuşa basıldığında el fenerinden çıkarcasına ışığın gittiği yerlerdeki izleri kontrol ediliyor. Gözlem düzeneği aşağıdaki gibi. Bu deneyle birlikte ışığın hem parçacık hem de dalga özelliği keşfediliyor. Buraya kadar her şey normal aslında, basit bir deney, bilim adamlarının can sıkıntısından yapmış olduğu ritüele benziyor. İşler bu noktadan sonra sarpa sarıyor.

1-Bu düzeneğin kurulduğunu düşünün, deneyin yapıldığı odada kimse de yok, odanın dışarısından bir tuşa basılarak gözlemin başlatıldığını ve süre bitince içeri girip ışığın duvardaki bıraktığı izlerin kontrol edildiğini. Işık parçacık olarak iz bırakıyor.
Aynı deney bu sefer tekrar yapılıyor. Fakat tek bir değişen şey var o da, gözlem yapılırken içeride insan var. Bu sefer odada kimse yokken yani bir gözlemci deneye dahil değilken ışığın gösterdiği tepkiden farklı bir sonuç çıkıyor, bu sefer ışık dalga özellikleri göstererek duvarda farklı bir iz bırakıyor. Aynı deneyde insan dahi olmasa, odaya bir kamera konulduğunda da ışık dalga özelliği gösteriyor.

Deney defalarca tekrarlanıyor. Deneye gözlemci dahil olduğunda ışık başka tepki veriyor, gözlemci dahil değilken başka. İşin kuantum boyutuna girersek buradan çıkamayız. Kopenhag yorumu gibi bazı bilimsel yaklaşımlar olsa da deneyi tamamen açıklayabilen bir şeye denk gelmedim. Ben olayın felsefi boyutundayım.
Örneğin bizim (özne) bakmadığımız anda kuşlar kanat çırpıyor mu?
Ormanda yürürken rüzgardan yapraklarını kıpırdatan ağaç gördüğümüzde, o yaprak biz orada yokken kıpırdıyor mu?
Yüzünüze gülümseyen sevgiliniz, siz ona bakmadığınızda da gülümsemesini sürdürüyor mu?
Bir şeyin gerçekliğinden nasıl emin olabiliriz? Olayı simülasyon evreni muhabbetine sokmak istemesem de, bu deneyin yapılması ve gösterdiği sonuçlar benim gerçeklik algımdaki serüveni bambaşka bir kıvama soktu
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
1Cevap
Simulasyon muhabbeti beni rahatsiz ediyor. Yasamin aklimizin eremeyecegi kadar karmasik oldugunu dusunuyorum, matematiksel hesaplamalar, fizik vb. hayal gucumuzun bir parcasi ve biz olaylari ne kadar kazirsak kaziyalim asla gercek/sonsuz gerceklige ulasamayacagiz. Kisaca gerceklik olgusu bir kara delikten farksiz. Genelde umutlu biriyimdir ama konu bilim ve evren olunca realizme kapiliyor beynim. Yine de, cabalayan dusunur ve bilim adamlarini taktir ediyor ve takip etmeye calisiyorum. Zaten aptalken vazgecip geriye yaslansak, bebek adimlarini bile atmasak insanlik olarak amacsiz yaratiklar ve birer yuz karasi olurduk
Simülasyon teorisi gibi insanın yetkinliğini yadırgayan kuantum bakışlarına girişmesen dahi, düşünce tarihimizin de pek eksik yanı yoktur. Onlarca asır determinizim deryasında da kaybolmuştuk. Eylem somut hale gelmeden önce beynimizde de hareket önceden gerçekleşiği emareleri beliriyor veya yapay zeka senible taş kağıt makas oynasa eylemlerini önceden kestirebilir ve kazanma şansın 0 olur. Belki de gerçek sadece kişiye özgüdür, anlamlı olmasına gerek de olmayabilir. Dünyaya gelişimizde hiçbir anlam olmadığı gibi
Determinizme inanan biri dünyaya gelisimizin bir sebebi olduguna da inanabilir zannediyordum. Gerci dusuncelerinizden bihaberim ama
Ben kendi görüşüm determizim üzerine demedim, mevcut görüşlerden birisi bu. Ayrıca determinist ilkeler evrenin öncesinden başlamaz. Daha doğrusu, uzay ve zaman big bang ile nasıl başladıysa determinist doğa kanunları da o aşamada başlamıştır denilebilir. En kötü tanrı'nın yalnızlıktan canı sıkılmıştır diyip dünyaya gelişimize mantıklı bir sebep üretebiliriz
Bu guzeldi jahahahha Olaya determinizmle bakinca buradaki varligimiz anlamsiz gozukebilir ama tanrinin yok yere bir seyler yaratacak kadar issiz oldugunu sanmiyorum. İlla ki goremedigimiz bir sebebi vardir. Ya da en azindan boyle dusunmek akil sagligimiz icin en mantiklisi olur. Diger turlu her sey anlamsiz gelmeye baslar ve basit yasam tutkularimizi yitirebiliriz
Çift yarık deneyi insana bir simülasyonda yaşadığını, gördüklerimizin piksellerden oluştuğunu düşündüren bir deney. Durağan sistem ile hareket eden parçacık arasındaki ilişkinin gözlemci tarafından farklı yorumlanması sebebiyle kafa karışıklığına sebep oluyor. Zannedersem bu deneyi bilimsel açıklığa kavuşturan kişi Nobel ödülü alacak. Evrende bu tip sırları açıklanamayan bilinmezliklerin varlığı gerçek varsaydığımız şeyler acaba gerçeğin yüzde kaçı diye sorular sormamıza sebep olur.
Simülasyonda yaşadığımızı hissetmemiz için kuantum dolanıklık deneylerinin açıklığa kavuşmasını beklememek gerekir dünyada o kadar absürdlük varken :') nobel ödülünü kazanmama ihtimali yok gibi. İnsanın binlerce yıllık düşünce tarihini de değiştirecektir. Çelişkili determinizm doğa kanunlarına Heisenberg bir kapı aralamış olsa da çift yarık deneyinden daha sağlam verilere kavuşabiliriz. Nitekim insan çokuk kusurlu ve aciz bir canlı, pavlov'un köpeğinde de milgram'da da buna vakıf oluyoruz. Özgür irademiz baltalanmış. Simülasyon evrenine girersek tamamen aptallaşırız ve arthur schopenhauer boş yere kasmış oldu kendisini
sanmam
İlham verici bir yorum