Büyüdüğümüz ortamlarda her şey sanatsal değildir belki, ama ruhumuzun beslendiği kültür ve estetik olgular mutlaka vardır. Sanatçı kişilikler de ruhlarını bu olgulardan besleyen kişiler midir? Yoksa yaşam biçiminin merkezine her zaman sanatı koyarak yola devam etmiş kişiler mi?
Sanatçı olmak bir ruh hâli midir yoksa bir yaşam biçimi mi?
Sanatsal bir kişilik ruhunda sanatsal değerlere yer verebiliyorsa ve gördüğü değerleri ruhuyla bütünleştirebildiyse hayatının her alanında gözü sanatsal değerleri aramaz, sanatsal değerlerin eksikliğini hissetmez. Zira dediğin gibi büyüdüğümüz her bir ortam sanatla örtülü değildir. Ve sanatın yer almadığı ortamlarda da sanatsal bir ruh sanat anlayışını her türlü konuşturabilir. Hayatının merkezinde sanat olmasa da olur yani. Ruhunun merkezine yerleşmiş ya önemli olan o...
Her ikisidir. Rus yazar Dostoyevski'nin kumar bağımlılığına yönelik bir yaşam biçiminin olması, ona mükemmel bir başyapıt olan ''Kumarbaz'' adlı kitabı yazdırmıştır ve tüm dünyada okunmuştur. Jose Mauo de Vasconcelos'un tüm dünyada okunan kitaplarındaki kalite, yazarın dönemin Brezilya'sındaki fakir bir yaşam sürmesinden kaynaklıdır.
Sadece kitaplar değil; heykeller de bir yaşam biçiminin tezahürüdür aslında. Mesela antik dönemlerde zoofili yani hayvanlarla ilişkiye girme fantezisi heykellere de yansımıştır ve bugüne kadar birçok zoofili heykel intikal etmeyi başarmıştır.
Sanatçının ele aldığı eserlerdeki ruh hâli de çok önemli. Khaled Hosseini, Afganistan'daki talibanın kıyımlarını görmemiş olup İsviçre'de doğan bir adam olsaydı ''Uçurtma Avcısı'' gibi bir başyapıtı yaşıyormuşçasına kaleme alabilir miydi? Hüznün, umutsuzluğun olduğu bir coğrafyadaki sanatçıdan yaşam sevincine ve mutluluğa yönelik mükemmel eserler bırakmasını bekleyebilir miyiz? Sanmıyorum.
Büyüdüğümüz ortamlarda çoğu zaman estetik bir ortam bulamıyoruz. Çevrenin etkisiyle de bu durum pekişiyor. Sanatçı olmak için bir ruh gerekiyor. Çoğu insan içinde taşıdığı ruhu zaman içerisinde kaybediyor. Ruhunu bulmak için sürekli çatışıyor, çabalıyor. Azı bulsa da çoğu bunu hissedemeden ölüyor. Sanatçı olmak ise o ruhu hissetmek, onu yaşamaktır. Ruh halinin yaşama dökülmüş halidir. Sanatçı olmak için dans etmeye ya da şarkı söylemeye gerek yok. Bir insan sanatçı bir ruha sahipse konuşurken bile dans eder. Önemli olan o vasfı değil o sanatçı ruhu taşımaktır. Sanatçı ruhumuzu yaşama döktüğümüz de hayatın esprisini keşfetmeye başlarız. Önemli olan hayatın bize geçtiği torpili görebilmektir.😄
Bence çoğu iş için geçerli bu yani her iki ihtimalde mümkün olabiliyor kimisi sanatı hayatının merkezine koyuyor kimisinin zaten sanat yapmak içinden geliyor aynı zaruriyetle bir meslekte bulunup o mesleği icra eden ya da zorunlu olmadığı halde de sevdiği için hiçbir maddi beklenti içine girmeden keyif aldığı işleri yapan insanlar gibi bu.
Annem sanatçı ve ben de doğduğum andan beri sanatçılarla birlikteyim fakat sanatçı bir kişilik değilim. Sanatı severim, anlarım ama yapmayı tercih etmiyorum.
O biraz insanın içinden gelen bir şey sanırım.. Benim içim odun 😂
Kültürle alakalı olduğunu düşünüyorum bir çocuk oyuncu ya da müzisyen ressam olmak isteyebilir yeteneğide olabilir fakat kötülemek için söylemiyorum doğuda bir kız baba ben müzisyen olucam sanatçı olucam derse ve yeteneği bile olsa bu durumun önüne engel koyulur fakat başka bir ebeveynin bu duruma destek çıkmasıyla birlikte çocukluktan yakalanılan yeteneği ileri boyutlara taşıyabilir kendisini bulmasına yardımcı olabilir :)