Orhan Veli KANIK

Ağlasam, sesimi duyar mısınız mısralarımda? Dokunabilir misiniz gözyaşlarıma ellerinizle...
Diyerek edebiyatımızın en büyük soluklarından biri olan Orhan Veli, şiirlerine hemen her şeyin konu olabileceğini, yalnızca aşk için şiir yazılmayacağını ve bunu yaparken de bize başarılı olunabileceğini gösteren o gönlü güzel insan... Buraya kadar hemen herkes bu cümleleri lise derslerinden dahi olsa hatırlıyordur, gelelim onu ilginç kılan taraflara...

Bir garip Orhan Veli’yim. Veli’nin oğluyum Tarifsiz kederler içindeyim...
Orhan Veli; tam bir kahve tiryakisiydi. Hatta tiryaki ötesiydi. Öyle ki büyük bira bardaklarıyla yedi, sekiz bardak kahve içecek kadar... Tabi bunu kahveyi sevdiği için mi yoksa sürekli alkol aldığı için kafasını düzeltmek amacıyla mı yapıyordu bilinmez... Onun hayatı tiye alan bakışı, alkole olan sevdası da trajikomik sonunu hazırlamıştır.

O öyle sıradan biri değildi yaşama sevinci ile dolup taşıyordu, Dürüst ve medeni biriydi, şakacı ve neşeli bir karakteri vardı, kız kardeşine “fırfırım” derdi. Arkadaşları ise onu "Ofran" diye çağırırdı. İstanbul'a aşıktı, o kadar aşıktı ki gözlerini her kapadığında İstanbul'u görürdü... O kadar naif ve beyefendi bir kişiliği vardı ki Nazım Hikmet'in dizelerinde bahsettiği gibi:
benim sıska
benim cılız
benim zavallı çocuğum Orhan Selim
sen
benim
ne gözüm
ne kolum
ne kafamsın
sen
benim
bir kurşun balyası gibi sıska sırtına bindiğim
ve alnının teriyle geçindiğim
ilk
ve son adamsın!
sana sevgi
sana saygı
sana minnetle uzanıyor elim.
"Orhan Selim..." Orhan Veli bilindiği üzere "Mehmet Ali Sel" takma adını kullanıyordu bu yüzden Nazım Hikmet ona Orhan Selim diye seslenirdi.. Peki ama bu kadar yaşama sevinci olan bir adamın bazı dizeleri neden bu kadar derin ve dertliydi?
Sahi gerçek derdi ne idi? Birilerine sevdalı mıydı? Bir şeylerin tutkunu muydu yoksa garibanlık mıydı? Bu kadar içmesinin sebebi neydi?
Bir de rakı şişesinde balık olsam...
Tarih 10 kasım 1950 idi... Ankara'ya bir haftalığına giden Orhan Veli, yine gözünün ucunu göremeyecek kadar sarhoş olmuş ve belediyenin açtığı bir foseptik çukuruna düşerek başını hafifçe vurmuştur... Oradan çıkarılarak hastanede iki gün müşahede altında bekletilmiş ve tekrar İstanbul'a arkadaşının yanına dönmüştür.
14 Kasım 1950: Orhan Veli, belediye çukuruna düşerek öldü...

Aradan iki gün geçmiştir, İstanbul'da bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirmiş ve hastaneye kaldırılmıştır. Önce alkol zehirlenmesi zannedilerek tedavi altına alınmaya çalışılmıştır. Oysa gerçek aynı gün komaya girdiğinde anlaşılmış, o hafif yaralanma sanıldığı kadar hafif olmadığı ortaya çıkmıştır. Beyin damarlarından biri çatlamış ve beyin kanamasına yol açmıştır.
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...
İstanbul'u dinliyordu gözleri kapalı... Orhan Veli, geceleyin saat 23.20'de hayata gözlerini yummuştu, o çok sevdiği İstanbul'u artık sahiden gözleri kapalı dinliyordu... Maviliklere gözünü yummuş karanlıklara doğru gidiyordu... Edebiyatımıza bir garip Orhan Veli geldi ve geçti... Ruhu şad olsun.
Her gün başka bir şairin bilinmeyen taraflarıyla anlatmaya çalışma kararı aldım.
Umarım beğenirsiniz.
İyi okumalar dilerim :)
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar