İnsanlar gafletle bazen bu hakikati göremiyor, bazen unutuyor.
Ramazan-ı Şerifte ise iman sahipleri birden "muntazam bir ordu" hükmüne geçer.
Padişahın ziyafetine davet edilmiş gibi, akşam ezanıyla "Buyrunuz.." emrini bekliyorlar gibi bir vaziyet takınırlar.
İKİNCİ HİKMET
Ramazan-ı Şerifteki oruç, nimetlerin kıymetini ortaya çıkarır.
Çünkü normal zamanlarda çoğu insan hakiki açlık hissetmediği için, çoğu nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, bir bardak su, tok olanlara, özellikle zengin olanlarda, nimetin derecesi anlaşılmıyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek ve o bir bardak suyun çok kıymetli bir nimet olduğunu tüm hücrelerine kadar hisseder. Padişahtan tâ en fakirine kadar herkes oruç sayesinde o nimetlerin kıymetini anlamakla manevi bir şükre mazhar olurlar.
ÜÇÜNCÜ HİKMET
Orucun toplumsal hayata baktığı hikmeti şudur:
İnsanlar kazanç yönüyle farklı farklı yaratılmıştır. Cenab-ı Hak, o farklılıklara binaen, zenginleri, fakirlerin "yardımına" davet eder.
Halbuki, zenginler; fakirlerin acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. Eğer oruç olmazsa, nefsine düşkün zenginler, açlığın ve fakirliğin ne kadar zor ve fakirlerin ne kadar muhtaç olduğunu anlayamaz. Eğer nefsine açlık çektirme mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla yardıma zorunlu olduğu ikramı yapamaz, yapsa da tam olmaz. Çünkü, o hali kendi nefsinde hissetmez.
DÖRDÜNCÜ HİKMET
Oruç, nefsin terbiyesinde oldukça etkilidir.
Nefis, kendisini her zaman serbest zanneder ve öyle de davranır. Hatta bir çeşit ilahlık ve başıboşluk telakki eder. Elinden gelse bütün nimetleri hayvan gibi yutar.
İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç ile en zenginden en fakirine kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi sahip değil, köledir; hür değil kuldur. Emir verilmezse en basit ve en rahat şey olan yemek, içmeyi yapmayı bırak, elini dahi suya uzatamaz diye, nefsin o ilahlığı kırılır, kul ve köle vaziyetini takınır, hakiki vazifesi olan "şükre" girer.
BEŞİNCİ HİKMET
Ramazan-ı Şerifteki oruç, Kur'an-ı Hakîm'in indirilmesine bakan bir hikmeti şudur:
Kur'an-ı Hakîm, madem Ramazan ayında indirilmiş o halde Ramazan-ı Şerifte oruç adeta insanı, yemenin ve içmenin terkiyle "meleklerin" seviyesine çıkarır gibi bir hal kazandırır.
Evet, Ramazan-ı Şerifle güya İslâm alemi bir mescid hükmüne geçer. Öyle bir mescid ki milyonlarca hafızlar o mescidin köşelerinde Kur'anı bütün dünyaya duyuruyorlar. O mescid içinde kimileri o huşu içinde o hafızları dinlerler, kimileri kendi kendine okurlar. Ramazanın Kur'an ayı olduğunu ispat ederler.
Şöyle bir vaziyetteki büyük mescidde pis nefislere uyarak yemek içmekle o meleklik vaziyetinden çıkmak ne kadar çirkinse ve o mesciddeki cemaatin manevi nefretine ne kadar hedef ise; öyle de Ramazan-ı Şerifte oruç tutanlara muhalefet edenler de o derece tüm âlem-i İslâmın manevi nefretine hedeftir!
ALTINCI HİKMET
Ramazan-ı Şerifteki oruç, insanın şahsi hayatında sağlığına bakan hikmeti şudur:
1) Sabırsızlık ve tahammülsüzlüğün ilacıdır.
İnsan çoğu zaman aç halde kalır. Açlık sabır ve tahammül için bir çeşit idmandır. Oruç sayesinde 15 saat bazen sahursuz 24 saat süren bu açlığa sabır ve tahammül etmeyi öğrenir. Demek, insanın musibetine musibet katan sabırsızlık ve tahammülsüzlüğün ilacı da oruçtur.
2) Mide fabrikasının istirahâtidir.
Senede bir defa her fabrika bir ay bakıma girmek zorundadır. Eğer girmezse o fabrikadaki cihazlar, makineler zamanla bozulmaya, gürültü çıkarmaya hatta duman atmaya başlar. Bu sefer tüm fabrikanın tüm işçileri kendi işine konsantre olamaz tüm dikkatini o sıkıntılı yere verir hatta orayla meşgul olur.
Aynen bunun gibi mide fabrikasınında bakımı için yılda bir ay istirahat edilmeli ve üretim durdurulmalı, ki diğer işçiler olan "akıl, vicdan, kalb, ruh" gibi duygularda vazifelerini görebilsin.
En İyi Cevaplar