Hristiyanlar ve Bilim : Bilimsel Katkılar

Bu yazıda Hristiyanlar ve bilimden bahsetmek istiyorum.

Katolik Kilisesi Ve Bilim

Roma Katolik Kilisesi ve bilim arasındaki ilişki geniş ölçüde tartışılmış bir konudur. Kilise sık sık bilimlerin bir koruyucusu olmuştur. Okulların, üniversitelerin, ve hastanelerin kuruluşunda üretken bir tavır sergilemiştir ve bir çok ruhban sınıfı üyesi bilimde aftif rol almıştır. Pierre Duhem gibi bilim tarihçileri , Hohn Buridian, Nicole Oresme ve Roger Bacon gibi ortaçağ Katolik matematikçileri ve filozoflarını modern bilimin kurucusu olarak görmüşlerdir.

Duhem yeni anlamaya başladığımız sürekli gelişmeleri ile , ortaçağ okullarının kalbinde öğretilen öğretilerin sonucunda haklı olarak , modern zamanların matematik ve fiziğinin üretmekten grur duyduğunu belirtmiştir . Oysa, çatışma tezi ve diğer eleştiriler, tarihsel ve günümüzde Katolik Kilisesi ve bilim arasındaki çatışmayı vurgulamaktadır, özellikle de Galileo’nun duruşmasında yer alan ifadelerinde. Kendi adına, Katolik Kilisesi, Hristiyan inancı ve bilimin bütünleyici olduğunu öğretmektedir.

Hristiyanlar ve Bilim : Bilimsel Katkılar

Hem rahip olan hem olmayan Katolik bilimciler, bir çok alandaki keşiflere öncülük etmiştir. Eski zamanlardan bugüne, Hristiyanların üzerinde durduğu yardımseverlik sonucunda, sistematik olarak hasta bakımı ve hastanelerin gelişimine yol açmış ve Kilise medikal bakım ve araştırma tesislerinin dünyadaki tek özel sağlayıcısı konumuna gelmiştir. Roma’nın düşüşünden sonraki zamanlarda, manastırlar Batı Avrupa’da bilimin kalesi olarak kaldı ve din adamları zamanın akademisyenlerine doğa, matematik ve yıldızların hareketi çalışmalarında öncülük etmekteydi (büyük ölçüde dini amaçlarla).

Orta çağda, Kilise, Robert Grosseteste, Albert the Great, Roger Bacon ve Thomas Aquinas gibi bilimsel metodun kurulmasında rolü olan akademisyenleri yetiştiren Avrupa’nın ilk üniversitelerini kurdu. Bu süreç boyunca, Kilise aynı zamnda büyük katedrallerin yapımı için mühendisliğin büyük bir öncüsüydü. Rönesanstan beri, Katolik bilim adamları geniş bir bilimsel alanda katkı sağladılar; Jean Baptiste Lamarck (1744-1829) evrim teorisine Lamarkizm ile öncülük etti; Friar Gregor Mendel(1822-84) genetik bilimine öncülük etti ve Fr Georges Lemaitre (1894-1966) Big Bang kozmolojik modeli önerdi. Cizvitler belirli alanlarda aktif rol oynadı, özellikle astronomide. Kilise’nin bilimin koruyuculuğu, Papalık Bilim Akademisi ve Vatikan Gözlem Evi gibi elit enstitülüler yoluyla devam etti.

Büyük Patlama'nın babası Lemaitre, Einstein ile birlikte

Kilisenin bilimin koruyucusu olduğu görüşü, hem tarihteki farklılık gösteren ilişkisi hatta bazı tarihsel dönemlerde bilimin tek desteğinin kaldırılmasını hem de din ve bilim arasında kalıcı vşr entellektüel çatışma olduğunu söyleyenler tarafından itiraz edilmiştir. Voltaire gibi aydınlanma filozofları Orta Çağdaki başarıları ve gelişmeleri küçümsemişlerdir. 19. Yüzyılda, çatışma tezi, Kilise ve bilim arasındaki bir içsel çatışma veya çatışmaları ileri sürdü. Bu terimin(çatışma tezi) orjinal tarihsel kullanımı Kilise’nin bilimin daimi karşıtı olduğunu iddia etmekteydi. Terimin daha sonraki kullanımları, Kilise’nin bilimin epistemolojik karşıtı oldduğunu belirtti.

Tez, Kilise ve bilim arasındaki ilişkiyi, Galileo davasında olduğu gibi, yeni bilimsel fikirlere din sert bir şekilde itiraz ettiği zaman,dinin halk düşmanlığına öncülük ettiği şeklinde yorumladı. Bir diğer eleştiri de Kilise’nin kendi yetkisi ve gücüne meydan okuyabilecek belirli bilimsel keşiflere karşıt olduğu yönünde olmuştur. Bu tez, dinin bilim ile başlı başına temel uyumsuzluğunun algısını vurgulamaktan uzaklaşır ve genel olarak bilime yönelik, politik organizasyon olarak Kilise’nin direnişi için yapısal nedenlerine yönelik bir eleştiridir.

Kilise doğal çatışma kavramını reddetmiştir. Vatikan Konseyi(1869/70) “İnanç ve mantık birbiri ile karşılıklı yardımlaşma halindedir” şeklinde belirtmiştir. 1912’nin Katolik Ansiklopedisi, “Bilim ve Kilise arasındaki çatışma gerçek değildir” seklinde belirtir ve bu tür çatışmalardaki inancın yanlış varsayımlara dayandırıldığını ifade eder.Papa 2. John Paul, inanç ve mantık arasındaki ilişkinin Katolik görüşünü Fides et Ratio mektubunda özetlemiş ve söyle demiştir” İnanç ve mantık, gerçeğin derin düşüncesine yükselen insan ruhunun üzerindeki iki kanat gibidir; ve Tanrı insan kalbine gerçeği öğrenme tutkusunu koymuştur. Bir kelimede, kendisini bilme ve bu şekilde, Tanrı’yı bilerek ve severek, erkekler ve kadınlar kendileri hakkındaki gerçeğin doygunluğuna ulaşabiliriler.” Görevine devam eden Papalık gökbilimcisi Guy Consolmagno bilimi bir ibadet davranışı olarak ve yaratıcı ile daha yakın olmanın bir yolu olarak tanımlar.

Bazı Önemli Katolik Bilim Adamları

Önemli buluşların temellerini atan Katolik bilim adamları arasında olanlar: fizik (Galileo), akustik (Mersenne), mineroloji (Agricola), modern kimya(Lavosier), modern anatomi(Vesalius), yer bilimi (Steno), bakteriyoloji (Kircher ve Pasteur), genetik bilimi(Mendel), analitik geometri (Descartes), güneş merkezli kozmoloji (Copernicus), atom teorisi(Boscovich) ve evrenin kaynağı üzerindeki Big Bang teorisi(Lemaitre). Cizvitler ayla ilgili terminolojiyi ve yıldızların sınıflandırılmasını oluşturdular ve ayın 35 krateri Cizvitlerden sonra, Francesco Grimaldi ve Giambattista Riccioli gibi bilginler tarafından isimlendirildi. Cizvitler aynı zamanda Batı Bilimini Hindistan ve Çin ile tanıştırdı, orada bulunan yerel dosyalar Avrupa’ya üzerinde çalışmak üzere gönderildi.Misyonerler Avrupa’nın Keşif Çağı boyunca, antropoloji, zooloji ve botanik gibi önemli alanlara büyük katkılar sağladı.

Bilimin Tanımlamaları

Bilimle Katolik ilişkinin analizinden ayrı olarak tanımsal çeşitlilik karşımıza çıkabilir. Laik felsefeciler doğa biliminin sınırlı düşüncesi içindeki bilimi dikkate alır, ilahiyatçılar bilimi çok geniş perspektif içerisinde görmüşlerdir, Aristoteles’in “bilim ispatlarla elde edilen kesin ve açık bilgidir” tanımında olduğu gibi. Bu fikre göre, bilim geçmiş tüm üniversite çalışmalarını ve araştırmalarını kapsar ve Kilise ilgili öğretilerin ve bilimin öğretilmesinin yetkisini talep etmiştir. Batı’nın laikleşmesiyle birlikte, bilimsel araştırmalar üzerindeki Kilise’nin etkisi giderek azalmıştır.

Tarih

Orta Çağın Başları

Roma’nın düşüşünden sonra, giderek Helenleşen Roma İmparatorluğu ve Hristiyanlık dini doğuda Bizans İmparatorluğunu oluştururken, batıdaki manastır toplumunda doğa araştırmaları arttı. Roma geleneğinin güçlü etkisinin olmadığı batı Avrupa’daki topluluklarda, rahipler Latinceyi yabancı dil olarak öğretmeye başladı ve Roma bilimi aktif olarak araştırılmaya başlandı. İrlanda’nın en bilgili keşişleri bile Yunan bilimi konusunda tekrar eğitildi. Colombanus gibi İrlandalı misyonerler, sonrasında, kütüphaneleri olan ve akademilerin merkezi haline gelen Avrupa’daki manastırları kurdular

Orta çağ başlarının önde gelen akademisyenleri, kendi ilgileri dahilinde doğa araştırmaları yapan papazlardı. Kendilerine imkanlar sağlanan bir ortamda yaşadılar ve doğanın çehrelerinin araştırılması ile motive olmuşlardı. Bu çalışmaların bazıları açıkça dini nedenlerle sürdürülmüştü. Keşişlerin dua etmek için uygun süreyi belirleme ihtiyacı onları yıldızların hareketini araştırmaya götürdü[9], Paskalya tarihini hesaplama ihtiyacı onları temel matematik araştırmaya ve öğretmeye ve güneşle ayın hareketlerini araştırmaya götürdü. Modern okurlar, bazen aynı çalışmaların hem doğal fenomenin teknik detaylarını hem de onların sembolik önemini aynı anda ele almasını şaşırtıcı bulabilir.

Astronomik bir gözlemde, Bede of Jarrow İngiltere üzerinde iki kuyrukluyıldızı tanımladı ve 729 yılının “ateşli fenerleri” onları görenleri dehşete düşürdü, diye yazdı, çünkü kuyruklu yıldızlar kötü haberlerin öncüsüydü.

Bu papaz akademisyenler arasında, doğa biliminin kapsamlı bir ansiklopedisini yazan Seville’in Piskoposu Isıdore, zamanın hesaplanması ve maddelerin doğası üzerine bilimsel tezler yazan keşiş Jarrow’lu Bede, bilim meselelerinde Charlemagne’i tavsiye eden Marmotier manastırının başkeşişi York’lu Alcuin, Mainz’in başpiskoposu ve Şarlman çağının önde gelen eğitmenlerinden biri olan ve Bede gibi hesaplama ve maddelerin doğası hakkında bilimsel incelemeler yazmış olan Rabanus Maurus vardır. Eski İngilizce vaazlarıyla bilinen başkeşiş Eynsam’lı Aelfric, Bede’nin yazılarını temel alan, eski İngilizce olarak astronomik zaman hesaplama konulu bir kitap yazmıştır. Fleury’li Abbo öğrencileri için, zaman hakemliğinin ve semavi katmanların astronomik tartışma yazılarını yazdı, İngilterede bir süre için eğitim verdiği sırada, zaman hakemliği ve sayıların doğal ve mistik önemini konu alan tartışma yazısını yazan Ramsey’li Byrhtferth’in çalışmasından etkilendi.

Orta Çağın Sonları

Üniversitelerin Kuruluşu

Orta çağın başlangıcında, Katedral okullar eğitimin merkezi olarak gelişti, Batı Avrupa’daki sonraki gelişmelerde ve başarılarda bir sıçrama noktası olan orta çağ üniversitelerine geçiş bu dönemde gerçekleşti. Orta çağ boyunca, Chartres Katedrali, ünlü ve sözü geçen bir kurum olan Chartres Katedral Okulu olarak eğitim verdi. İlk büyük Katolik Üniversiteler arasında ;

Bologna Üniversitesi(1088),
Paris Üniversitesi (1150),
Oxford Üniversitesi(1167),
Salerno Üniversitesi(1173),
Vicenza (1204),
Cambridge Üniversitesi(1209),
Salamanca Üniversitesi(1218-1219),
Padua Üniversitesi(1222),
Naples üniversitesi ve Vercelli Üniversitesi vardır.

Kilisede ortak dil olarak Latincenin kullanılması ile birlikte, Batı Hristiyanlığının ortaçağ üniversiteleri batı Avrupa üzerinde organize oldu ve aralarında bilimsel deneyin sistematik metodunu ilk olarak sergileyen Oxford Üniversitesi’nden Robert Grosseteste’in ve biyoloji alanındaki araştırmaların öncüsü olan Aziz Büyük Albert’ın bulunduğu bir çok alanda akademisyenler ve doğa filozoflarını yetiştirdi. 15. Yüzyılın ortalarında, Reform öncesinde, Katolik Avrupa’nın yaklaşık 50 üniversitesi vardı.

1210-1277 arasında Suçlamalar ve Kınamalar

1210-1277 suçlamaları, ortaçağ Paris Üniversitesi’nde kafirlik olarak belirlenen öğretileri sınırlarını belirlemek için yasalaştırılmıştı. Bunlar ortaçağa ait bir çok dini öğretiyi içeriyordu ama en önemlisi olarak Aristotle’ın fiziksel teziydi. Bu öğretilerin araştırılması Paris piskoposları tarafından yapıldı. 1277’nin suçlamaları Papa 19. John’un isteği üzerine bir araştırmada birleştirildi.

Sansürlenen listelerden yaklaşık 16 tanesi 13. Ve 14. Yüzyılda Paris Üniversitesi tarafından listeden çıkarıldı.Önerilen bu listelerin çoğu bir arada sistematik bir şekilde toplanarak yasaklı başlıklar içerisinde yer aldı.

Matematik, Mühendislik ve Mimarlık

Sanat tarihçisi Kenneth Clark’a göre, “Ortaçağ insanları için geometri ilahi bir aktiviteydi. Tanrı, muazzam bir geometriciydi ve bu fikir mimariye ilham kaynağı olmuştu” . Chartres gibi anıtsal katedraller, karmaşık bir matematik anlayışını gösteren birer kanıttır. Kilise mühendislik ve mimari alanlarda birçok araştırma yaptı ve aralarında Bizans, Romanesk, Gotik, Yüksek Rönesans ve Barok mimarinin olduğu bir çok türde mimari türünün kurucusu oldu.

Modern Bilimin Gelişimi

Jeoloji

Georgus Agricola (1494-1555), jeolojinin kurucusu ve mineralojinin babası olarak bilinir. Yeryüzünün sistematik araştırması için temeli oluşturan önemli katkılarda bulunmuştur.Nicolas Steno (1638-1686) bir çok anatomik ve jeolojik buluşundan sonra piskopos olarak hizmet etmiştir. Sonradan Katolik olmuştur. Kaya tabakaların şekillenmesi ve fosillere yönelik çalışmaları modern jeolojinin gelişiminde ve günümüzdeki haline gelmesinde hayati öneme sahip olmuştur. Stratigrafinin teorik temellerini atmıştır. Başlangıçta bir Luteriyandı, Hollanda’da önemli anatomi çalışmaları yaptı ama sonrasında Katolik İtalya’ya taşındı ve 1667’de Hristiyanlığa geçti. Kuzeydeki protestan makamı reddetti, medikal ve jeolojik çalışmalarına devam etti, ancak 1675’te bir rahip oldu ve bir süre sonra 16 önemli dini çalışma yayınlayarak piskoposluğa atandı.

Astronomi

Tarihe bakıldığında, Katolik Kilise, takvimin astronomik temelleri ile kutsal günler ve Paskalya’nın belirlenmesi dışında da astronominin önemli bir destekçisi olmuştur. Kilisenin astronomiye olan ilgisi 16. Yüzyılda Papa 13. Gregory’nin astronomistlerden Julian takviminin senkronizasyonunun gökyüzü ile uyuşmamasının asıl nedenini belirlemelerini istemesi üzerine, tamamen pratik kaygılarla başlamıştır. İlkbahar gündönümünün Paskalya Kutlamasına bağlanmasından bu yana, Kilise gündönümü tarihinin değişmesini istemiyordu. Gregoryan Takviminin uluslararası takvim olarak kabul edilmesiyle birlikte günümüze kadar kullanılmıştır ve Katolik Kilisesi Batı toplumuna bu sayede önemli bir katkıda bulunmuştur.Takvim isimlendirildikten sonra resmi bir kararın imzalanmasıyla 24 Şubat 1582’de, Papa 13. Gregory tarafından tanıştırılmıştır. 1789’da Vatikan Gözlemevi açıldı. 1930’da Castel Gandolfo’ya taşındı ve Vatikan İleri Teknoloji Teleskobu 1995’te ABD Arizona’da gözlem yapmaya başladı.

Nicolaus Copernicus bir Rönesans gökbilimcisi ve dünyadan evrenin merkezine kadar yer alan kapsamlı bir güneş merkezli kozmolojiyi formüle eden bir papazdır.

1533’te, Johan Albrecht Widmannstetter Roma’da, Copernicus teorisini ana hatlarıyla anlatan bir dizi ders verdi. Papa 7. Clement ve birkaç Katolik Kardinal derslerden duyum aldılar ve Copernicus teorisi ile ilgilendiler. 1 Kasım 1536’da, Nikolaus von Schönberg, Capua’nın Başpiskoposu ve önceki yıllardan bir Kardinal, Roma’dan Copernicus’a yazdılar:

Birkaç yıl önce herkesin senin hakkında konuştuğu becerilerin hakkındaki sözler bana geldi. O zamandan bu yana size büyük bir saygı duyuyorum… Öğrendiğime göre sadece eski gökbilimcilerin keşifleri üzerinde uzmanlaşmamışsınız, aynı zamanda yeni bir kozmolojiyi formüle etmişsiniz. Sizin iddia ettiğiniz dünya hareketlerinde; güneş en düşük hareketi gerçekleştirmektedir, ve buna karşın evrenin merkezindedir… Bu nedenle, akademisyenler ve sizin bu keşfiniz hakkında iletişim kurmanızı ve mümkün olan en kısa zamanda tablolar ve konuyla ilişkili elinizdeki dokümanlarla birlikte yazılarınızı göndermenizi size rahatsızlık vermeden en ciddi ağırbaşlılığımla sizden rica ederim bilge efendim…

Copernicus’un çalışması tam formuna ulaştığı sıralarda, bu teori hakkındaki dedikodular tüm Avrupa’ya ulaşmıştı. Aylar geçmesine rağmen, Copernicus kitabının yayımlanmasını geciktirdi, belki de eleştiriden korkuyordu. Başyapıtında, Papa 3. Paul’a olan ithafında incelikle bir korkuyu ifade etmişti. Akademisyenler Copernicus’un gökbilim ve felsefi konulardaki itirazlar konusunda ve dini itirazlarda endişe etmesini doğru bulmuyordu

Her ne kadar günümüzde insanlar tüm "Akıllı İnsanlar" ya da "Bilim Adamları" Ateisttir sanıyorsa da şu kişiler Hristiyan’dılar
Rene Descartes (Analitik Geometri)
Blaise Pascal (Olasılık Teorisi, Hidrolik Pres)
Augustinian Rahip Gregor Mendel (Modern Genetik Bilimi)
Louis Pasteur (Mikrobiyoloji ve ilk kuduz aşısı)

Hem Ateistler hem Müslümanlar ortak bir şey söylüyorlar. Hristiyanlık ve din adamları bilime karşıdırlar. Hristiyanlar bugün bilimde ileriyse bunun sebebi dinlerine olan bağlılıkları değil tam tersine dinlerinden uzak bir yaşam yaşamalarıdır. Hristiyanlar inançlarını dışladıkları için bilimde başarılı olmuşlardır diye ısrar etmektedirler. Bu inançların bu konudaki iddiaları doğru mudur? Gerçekten Hristiyanlar bilimde geçmişten günümüze başarılıysa sebebi inançlarından uzak olmaları mıdır? Daha öncede belirttiğimiz gibi Hristiyanlar bilimsel çalışmalara ve bilim tarihine yön veren insanlardır.

Bilime, bilimsel çalışmalara geçmişte de günümüzde de çok önemli çalışmalar yapmışlardır. Hristiyan bilim adamlarının çoğu hem rahip yani din işleriyle uğraşan insanlar hem de bilimsel çalışmalarla uğraşan insanlardır. Bazıları ise din adamı olmasa bile inancına bağlı konusunda uzman olan dindar insanlardır. Günümüzde de Hristiyan bilim adamlarının çoğu hem rahip hem bilim adamıdır, yani inançla iç içe olan insanlardır. İnançlarını sıyırmayı bırakın başarılı olmalarının sebeplerini inançlarına bağlı olmaları olarak açıklamaktadırlar.

Dünya'nın düz olduğu gibi bir yorum hiç yapılmadı. Belki bir iki din adamı buna inanıyor olabilirdi ama resmi Kilise görüşü asla bu olmadı. Avrupa çapında Manastırlar açtı. Bu manastırlardaki okul düzeni hala temel eğitim sistemimizi oluşturur. Manastırı açan keşişlerle birlikte devasa kütüphaneler geldi. Çünkü o dönem keşişler Avrupa’daki en eğitimli insanlardı. Kilise Aristo'yu inceledikçe Bilimsel Metodu geliştirdi ve bilim adamlarını destekledi.

Ayrıca Katolik İlmihali 158 ve 159. maddeler şunları söylemetektedir.

158 "İman anlamayı arar" (Aziz. Anselmo, prosl. proem): İnanlının iman ettiği Kişiyi tanımayı arzulaması ve o kişinin açınladığı şeyi daha iyi anlamaya çalışması imanın özünden gelir; daha derin bir bilgi gittikçe daha çok büyüyen bir sevgiyle daha büyük bir imanı da beraberinde getirir. İman sayesinde "yüreğin gözleri" Vahyin içerdiklerine, kısacası Tanrı tasarısı ve iman gizlerinin bütünlüğü üzerinde ve kendi aralarında ve açınlanan gizin merkezi olan Mesih’le olan bağlarının daha iyi anlaşılabilmesi için açılır. "Oysa, Vahyi daha anlaşılır kılmak için, Kutsal Ruh armağanlarıyla imanı durmadan daha yetkin kılmaya çalışır." (DV 5) A. Augustinus şöyle diyor: "Anlamak için inanıyorum ve daha iyi inanmak için anlıyorum." (Ser.43, 7, 9)

159 İman ve bilim. "İman akıldan üstün olduğu halde, aralarında hiçbir zaman gerçek bir uyumsuzluk söz konusu olamaz. Madem ki, gizleri açınlayan ve imanı veren aynı Tanrı insan ruhuna akıl yeteneğini verdi, bu nedenle ne Tanrı kendisini yadsıyabilir, ne de gerçek gerçeğe karşı durabilir." (I.Vatikan Kon: DS 3017) "Bunun içindir ki bilginin bütün alanlarında yöntemli araştırma, gerçekten bilimsel bir şekilde sürdürülmüşse ve ahlâki normları izlemişse, hiçbir zaman gerçek anlamda imana karşı olamaz: Din dışı gerçekler ve imanın gerçekleri köklerini aynı Tanrı’da bulur. Üstelik alçakgönüllülükle ve ısrarla nesnelerin sırlarını bulmaya çalışan kişi, bilincinde olmasa bile, varlıkları destekleyen ve onların varlıklarını sürdürmelerini sağlayan Tanrı eliyle bir bakıma yönlendirilir." (GS 36, 2 )


0|0
13

En İyi Kız Görüşü

  • Hristiyanlığın katolik meshebi için evet ama amişler fayton arabalar kulllanıyor eline sağlık bence için kendi dinine göre güzel yazı başka dine saygı duymayı öğrenmelisin ben müslümanım ama yazından dolayı tebrik ediyorum seni😉

    0|0
    0|0

En İyi Erkek Görüşü

  • Bir de karanlık çağ vardı insanların dininin yardımseverliğin sömürüldüğü. Bence güzel okuyun.

    1|0
    0|1
    • Evet karanlık çag denen devir mesela islamın bile aydınlık çagından daha ileri olan bir dönem iki gramlık aklınızla laf soktugunu sanan bir ergen

    • hayır laf soktuğumu sanmıyorum sadece o çağı atlamışsınız belirtmek istedim ayrıca burada islamın aydınlık çağından bile daha ileri olan bir dönem diyerek ve ergen diyerek seviyenizi din ayrımcılığınızı belli ediyorsunuz. Ben kimseyi dini yüzünden dışlamadım ya da kötülemedim ama siz bunu yaparak ne kadar iğrenç biri olduğunuzu gösteriyorsunuz.

    • yazıda dikakt ederseniz ortaçaga değindim ortaçağda olan olaylara ama burada ortaçagdaki konuyu anlatmak için ayrı bir yazı yazmak gerekir

Senin görüşün nedir?

Kızlar Ne Diyor 0

Kızlardan En İyi Görüş seçilmiş, ancak hala görüşünü paylaşarak katkıda bulunabilirsin.

Erkekler Ne Diyor 2

  • Güzel olmuş, teşekkürler :)

    0|0
    0|0
  • Vaaay 😊 teşekkürler

    0|0
    0|0
Yükleniyor...