Bu eser eşliğinde yazdım, uyumlu da oldu ^^ Keyifli okumalar diliyorum...
Hikayeyi finalden başlatalım. Narcissus bir gün nehir kenarına su içmek için yaklaşır. Nehirde kendi yansımasını görünce şaşkına döner, bakakalır. Oracıkta kendisine aşık olur. Uzanıp yansımasına dokunmaya çalışır ancak yansıma kaybolur, dokunamaz. Kendisine ulaşmaya çalıştıkça kafayı yer. Öyle bir kafayı yer ki başka hiçbir şey yiyip içemez olur, günden güne erir. Sonunda nehre karışır ve nergis çiçeği olarak nehrin yüzeyinde peyda olur. Narsistliğin ve Nergis çiçeğinin Narcissus’dan türediği söylenir.“Narcissus doğduğu gün, Kâhin Tressias bir kehanette bulunur. Onun uzun ve mutlu bir ömür süreceğini, bunun içinse bir tek şart olduğunu söyler. Şart ise Narcissus’un hiçbir zaman ve hiçbir şekilde kendisini görmemesidir…” (Ovidius, Dönüşümler 3/340)

Şimdi hikayeyi başa sarıyoruz. Kehanet, Narcissus’un kendi yansımasını görmeden yaşamasını gerekli kılıyordu. Ancak hikayenin bütün varyantlarında Narsis kendini beğenen, burnu havada biridir. Kendisine aşık olan kızların aşkına da hiçbir zaman karşılık vermemiştir. Vurdumduymazın da tekidir. Kendini görmeden bir insan nasıl bu kadar kendisini beğenebiliyor? Bu özgüven nereden geliyor Narcissus :D Kendimize çevremize göre mi değer biçiyoruz? Aynada gördüğümüz biz miyiz yoksa ön kabuller mi?
Şunu demek istiyorum, Narcissus kendi yansımasını görmeden önce de zaten kimseyi beğenmiyor ve kimseyle ilgilenmiyordu. Kendi halinde kendi dünyasında yalnız bir şekilde yaşıyordu. Aradığı yine kendisiydi. Kendi içinde en başında kaybolmuştu. Sonunda kendi yansımasını gördü ve rahata erdi. Kendinde yok oldu, içindeki cevher ortaya çıktı “Nergis Çiçeği”... Aşk da aslında buna benzemiyor mu? Yok edici, yakıcı bir tarafı var. Ama insanı kendine de getiriyor.

Narcissus’un tek suçu kendisinde haddinden fazla kaybolmasıydı. İnsanın kendisini belli bir ölçüde sevmesi, beğenmesi güzel bir şey. Ama dünya bizden ibaret değil. Hiçbir şey tek başına güzel de değil.
Gökyüzünün bulutsuz, kuşsuz, güneşsiz, aysız olduğunu düşünün. Ya da fotoğraf çekerken deniz manzarasını tek başına kadraja alın ağaçları, gökyüzünü dahil etmeyin. Hangisi size daha güzel geliyor? Bana göre tek başına her şey bir süreden sonra bunaltıcı oluyor. İnsan teklikte tükenmeye başlıyor.
Narcissus bence hayatı boyunca kendini teklikte tüketti. Kendisini görme anı sadece bir patlamaydı, yılların hesaplaşmasıydı.
Tabi yukarıda sorduğum sorularda başka bir şeye daha dikkat çektim, şımartılan insanlar. Çevreleri tarafından egoları şişirilenler. Maalesef ki narsistlere bağımlı olan tipler de çok oluyor. Elde edilemeyen şey daha çok cezbediyor insanoğlunu. Narcissus ve Echo’nun aşk hikayesini ele alacağım bencemde bu konu üzerinde daha çok duracağım. Narcissus tarafından aşkına karşılık bulamayan Echo belki bunu gururuna ve egosuna yediremediği için delirdi, tükendi ve sesi yankıya dönüştü.
Efenim aslında 21. yy insanının yankıları bunlar. Hoşça kalın, kendinizle yüzleşmekten kaçınmayın😊 Ben Narcissus'u cesur buluyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer