Bu "bence" konseptinin en güzel yanı objektif olmak zorunda olmayışımız. Hatta, kimsenin beğenisiyle ortaklaşmak zorunda bile hissetmememiz. Adı üstünde: "Bence".
Hâl böyle olunca kimsenin ilgisini çekmeyecek şeyler yazmanın konforuyla, metin okumayı kendine "zaman kaybı" olarak gören bir yığına da bir ricada bulunabilirim: Lütfen "emeğine sağlık, güzel yazı olmuş" gibi şeyler yazılmasın. Hiç yorum yapmayın daha iyi. Çok uzatmadan mevzuya geçeyim
Beethoven kimdir

Manyağın tekidir. Müzikle hiç ilgim olmamasına rağmen ergenliğimde idol olarak belledim herifi. Güzel resim yapardım, ama gözüm sorunludur. 16 yaşımda ameliyat olduğumda, gözlerim kapalı Beethoven dinledim. Neden mesela Chopin ya da Strauss değil? Düşünsenize, herif, herkesin bildiği, kendi yazdığı o 9. Senfonisini hiç duymadı. Ben de resim yapmayı severdim ama gözümden ameliyat oldum. Gücü onda buldum. Neyse, kişisel tırı vırıyı geçelim.
Beethoven, alkolik bir babanın oğlu. Babası da müzisyen ama pek başarılı değil. O yüzden oğluna yatırım yapmış. O zamanlar Mozart epey ünlüydü, müzik dehasıydı. Kendi oğlunun da bir Mozart olması umuduyla dönemin (1770'te doğmuş) önemli bestecileriyle tanıştırmış, baskı yapmış vesaire.
Sonuç olarak Beethoven bir Mozart olamadı ama 30'lu yaşlarında sağır oldu. Bir besteci ve sağır. İşte Beethoven'ı bambaşka bir şey yapan da budur. Kendi yazdığı, 9. senfoniyi duymamış adam...
Kreutzer Sonat

Keman ve piyano düetidir. 1994 yapımı, Beethoven biyografisi olan 1994 yapımı, Gary Oldman'ın oynadığı Ölümsüz Sevgili filminde karşılaştım. Sonat'ı ilk seslendiren keman virtüözü Bridgetower adında bir zenci idi gerçekten.
Filmde Beethoven'ın sonradan yaveri olacak Anton Schindler denen hıyar dinlerken Beethoven sahneye girer: "Nedir bu müzik" der. Schindler Beethoven olduğunu bilmez ve "şşş ses yapma" der. Beethoven "tam duymuyorum, sanki bir acelesi varmış bestecinin" der ve sorar "besteci bunu yazarken ne düşünmüş, müzik ne işe yarar ki" diye sorar.
Schindler, sağır adam okusun diye deftere yazar "Müzik ruhu yüceltir". Beethoven "yoo, bir marş duyduğunda yücelmezsin, marş marş yürürsün, waltz çaldığında dans edersin. Müzik hipnotizma gibidir, dinleyiciyi doğrudan bestecinin duygusal hezeyanlarına sürükler" der. Filmde 2 dakika falan süren o sahne çok etkilemişti beni. Neyse ki gerçeği 9 dakikadır. O zamanlar böyle Youtube'da yok. Ama bir şekilde buldum CD'sini satın aldım. Ama hikâye burada bitmiyor.
Tolstoy
Bilmeyen yoktur herhalde. Rus yazarın aynı isimde bir romanı vardır. Bunu keşfettiğimde hemen aldım başladım okumaya. Bir de baktım, filmde geçen diyalog kitapta da var. Filmin yazarı kimse bu detayı aktarmış. Oysa Tolstoy'un romanı, kahramanın keman çalan karısının, piyanist bir herife olan aşkının kıskançlığını aktarır. Tolstoy'un kahramanı Kreutzer Sonat'ın sadece ilk kısmını (9 dakika olan) etkileyici bulur. Geri kalanını beğenmez. Çünkü tutku oradadır der. O kıskançlığı onun yarattığı öfkeyi çok güzel yansıtır romanda. Karısıyla herif Kreutzer Sonat çalarken yukarıda, filmde geçen diyaloğu, monolog olarak aktarır. Yani işin aslı Tolstoy'muş.
23-24 yaşlarımda tecrübe ettiğim bu keşif beni büyülemişti. Düşünsenize, o yaşta, edebiyat, müzik, muazzam bir tatmin söz konusu. Sanki acayip bir buluştu benim için. Çok geçmeden benzer bir hissi Balzac'ın romanında da yaşayacaktım. Beethoven benim için her yerdeydi.
Benim Kreutzer Sonat'ım
Şahsen, Tolstoy'un kahramanına katılmakla beraber bence 3. kısmı da gayet iyidir Sonat'ın. Ama gerçekten de ilk kısmı tam bir duygu karmaşasıdır. Ağır başlar, boş bir odaya girmişsiniz gibi, karanlık ve eski., biraz da tozlu. Sonra, sanki o yalnızlıkta anılarınız devreye girer. Cevapsız tutkularınızın yarattığı öfke esir alır. Dinlerken sürekli soru-cevap sarmalında bir hareketlilik hissettirir. Çelişkiler, arada bir umut, sonra sükûnet. Kıvranıp durursunuz. Ve, neredeyse Beethoven'ın her eserinde olduğu gibi coşkulu bir final..
Beethoven İnsan Duygularının Notalardaki Yansımasıdır
Biraz iddialı oldu ama, sanat eserlerinde bir düalizm vardır sanki (modern sanat hariç, o bambaşka bir konu). İyi ile kötünün mücadelesi, hüzün ya da coşku, çöküntü ya da tutku. Birbirinden ayrı gibidir. Beethoven'ın eserlerinde hepsi iç içedir. Sizi çukura gömdüğü gibi çıkarır aynı eserde. Hayatın ta kendisidir.
Bir insanın kendi yarattığı şaheserleri hiç duymamış olması efsane değil mi? Yıllar önce ekşi sözlükte Beethoven entry'si görmüştüm, hiç unutmam. Silinmiş çoktan ama hâlâ ezberimde:
"Klasik müziğin heavy metalcisi, 'ne yapsam, acaba kafayı mahallenin trafosuna soksam mı' dedirten adam"
Katılıyorum.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer