Yarım Kalmışlıkların Şairi: Edip Cansever!

Ben sanki bir gazetenin hiç okunmayan yerlerindeyim...
Ben sanki bir gazetenin hiç okunmayan yerlerindeyim...

İkinci Yeninin en farklısı; düşünceleriyle, şiirleriyle, kalemiyle...

Edip Cansever, günümüzden yaşadığı döneme kadar pek çok kişi tarafından okunan, bilinen ve sevilen bir şairdi. Tam adı Ömer Edip Cansever olan şair, 8 Ağustos 1928'de İstanbul'da dünyaya geldi. Henüz ilk okul sıralarındayken yazmaya başlayan Cansever, 13 yaşında bir çocuk dergisi olan "Arkadaş" dergisi aracılığı ile ilk şiirini okurlar ile buluşturdu. Aynı şiir 1944 yılında "İstanbul" dergisinde Mart ayından kasım sayısına kadar arka arkaya yayımlandı. Peki onu bu kadar özel kılan neydi? Elbette dizelerindeki derinsellikti. Öyle yoğun, öyle duygu karmaşası taşıyordu ki kalemi daha 13 yaşında yazdığı dizeler bir şair geliyor havası taşıyordu. O şiirden dizeler:

“Günahsız arzular, şekilsiz zaman;
bir rüya gülüşü, içli ve sade;
yükselir ansızın dal uçlarından
bulutsuz rüyalar şekillenince”

Yayımladığı ilk şiir kitabı olan "İkindi Üstü" 1947 yılında okuyucunun beğenisine sunulsa da ömrünün geri kalanında hep bu kitap için pişmanlık duyacaktır. Hatta öyle ki yakın dostlarına bu kitap ve kitaptaki şiirler için "yakamı bir türlü kurtaramadım." demiştir. Behçet Necatigil bu kitap için şu kelimeleri sarf etmiştir:

Varlıklı bir gencin büyük bir şehirde neşeli avareliğini dile getiriyor.

Bu kitaptan duyduğu utanç onun sanat yolunda daha olgun adımlar atmasına neden olmuştur. Bu yolda Orhan Veli gibi isimler, Cansever'in şiirleri konusunda daha dikkatli ve üzerinde daha çok düşünmesi gerektiğini söylemiştir. Şiir dünyasına katılımındaki en büyük etken ise Ahmet Hamdi Tanpınar olmuştur. Henüz ortaokul dönemlerinde tanıdığı Tanpınar, Edip Cansever için "yol gösterici" niteliğindedir.

Siyasi Çalkantılar:

Yaşadığı dönemdeki siyasal çatışmalar, her zaman olduğu gibi şüphesiz "yazan, düşünen" kesimi vurmuştu. Yazılan hemen her yazıya yasak konulması, kitapların toplanılması Edip Cansever için daha büyük bir direniş kaynağı olmuştur. Öyle ki 1954 yılında "Dirlik Düzenlik" kitabında kaleme aldığı Halkın görüşü isimli şiirde şu dizeler onun bu dönemdeki düşüncelerini ve başkaldırısını net bir şekilde gözler önüne serer:

Sizi biz şımarttık bu kadar/Şişirdik göklere çıkardık ... Siz çaldınız/biz dinledik.

Aynı kitabın ikinci şiiri olan "Masa da masaymış ha..." dizeleri şairin yelkenini dolduran rüzgar olur. Artık Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olma yolunda en büyük adımı atar.

“Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu. Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.”

Yarım Kalmışlıkların Şairi: Edip Cansever!

Tomris'e olan aşkı:

Bu kadar teorik bilgi yeterli sanırım, artık Edip Cansever'in yüreğine inme vakti. Yüreğinin her köşesinde usulca bir Tomris yatıyordu. Ona olan bu platonik sevgisi hiç dinmiyordu. Öyle ki Tomris ile bir akşam yemek yedikleri masada şu dizeyi hemen yanı başında bulunan peçeteye iliştirmişti:

Tomris rakıyı çok severdi, bense onu...

Diğer şairler arasında en şanssız olanıydı. Bırakın Tomris'in aşkını kazanmayı ilgisini dahi kazanamıyordu. Üstelik kendisini de çirkin gören bir insandı. Turgut Uyar'ın ise en samimi arkadaşlarından biriydi. İçinde adeta bir uhde gibi kalan bu sevda içten içe onu parçalıyordu. Öyle ki Turgut Uyar'la evlendiği sıralarda dahi sevdasını yüreğinde taşıyordu. Tomris onun için hep en güzel hayal olarak kalmıştı. Her 15 Mart'ta yani Tomris'in doğum günlerinde Tomris için dizeler kaleme alıp yayımlayarak aşkını bir kez daha dile getiriyordu.

“…
bir adın vardı senin, Tomris Uyar’dı
adını yenile bu yıl, ama bak Tomris uyar olsun gene
ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
oysa güneş pek batmadı senin evinde söyle
ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.”

Şiirin tamamı aşağıda seslendirilmiştir:

Tomris Uyar ise Edip Cansever'i yalnızca arkadaşı, hatta çok samimi bir dostu olarak görüyordu. Tomris Uyar, Edip Cansever için şunları söylemişti:

“Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.”

İşte bu aşk, aşkına karşılık alamayış Edip Cansever'i yarım bırakmıştı. Tomris'i seven 4 şair olarak bildiğimiz Ülkü Tamer, Turgut Uyar, Cemal Süreya ve Edip Cansever bu münakaşalarına rağmen çok sıkı dostluk kurmuşlardır. Öyle ki Can Yücel'inde aralarında olduğu bu grup kendi aralarında anlaşarak 26 martı "Ölmeme Günü" ilan ederek her yıl aynı tarihte toplanarak rakı eşliğinde sohbet ederlerdi. Bu alışkanlık Turgut Uyar'ın ölümü yani 1985'te sona ermişti.

Farklılıkların Şairi:

Edip Cansever İkinci Yeni'nin o bilindik soyutluluğu, anlamsızlığı ve rastlantısallığını kabul etmeyerek düşüncenin şiirini savundu. Şiirin bireysellikten çok daha öte olduğunu, topluma indirgenmesi gerektiğini düşünüyordu. Onun en büyük dayanağı olan "yalnızlık" şiirlerinin en büyük teması idi. Yüreğinde Tomris vardı belki hep ama aynı zamanda 19 yaşından beri evli olduğu karısı Mefharet Cansever için de yazdığı dizeler vardı:

“Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.”

Yarım Kalmışlıkların Şairi: Edip Cansever!

39 yıl süren evlilikleri süresince Cansever'in şiirlerinin ilk okuru hep eşi olmuştu. Edip Cansever eşi ile geçirdiği ömrü tek cümleyle şöyle özetlemişti:

Bir sardunya büyüttü bizi.

Tomris ile Mefharet hanım tıpkı Turgut ve Edip gibi arkadaş olmuşlardır. İki aile arasında muazzam bir dostluk vardır. Bir gün Tomris ile Turgut ayrılık kararı almış ve bunu onlarla paylaşmıştır. Edip buruk bir sevinçle karşılamıştır bu haberi, kısa bir sevincin ardından ise Turgut için üzüntüsü daha ağır basmış katiyen karşı çıkmıştır, bu ayrılık hikayesine. Ancak Tomris'in kararı kesindir ve tek celsede boşanırlar. Turgut, Tomris ve Edip mahkeme salonundan ayrılırlar, Tomris vapura doğru gittiği esnada Edip "Nereye?" diye sorar ancak cevap alamaz oysa cevabını çok iyi bilir:

Tomris, Cemal Süreya'ya aslında iki sene evvel Çiçek Pasajındaki bakışlarıyla gitmişti...

Tomris ile araları da bu şekildi açılmıştı... 11 Mart 1983 yılında yani ölümünden yaklaşık 3 sene evvel Tomris Bedestendeki dükkanına gelir. Ancak Edip, kendisini görmek istemez ve yok dedirtir. Ama buna inanmayan Tomris yukarı yani asma kata yani Edip'in saklandığı yere gider. Dakikalar birbirini kovalar, Kapalıçarşı kapanana kadar konuşurlar. Kendisine şiir yazmasını isteyen Tomris ne kadar zorlasa dahi Edip'e yazdıramaz. İşte o zaman onu kırdığını anlar. Seneler sonra 1994 yılında bir radyo programında Edip için sorulan soruya Tomris şöyle cevap vermiştir:

Bir şiir yazılırken yara olmuştur hep Edip...

Ölümü:

Her şeyin fazlası zararlıdır ya, f

azla şiirden öldü Edip Cansever…

Der Cemal Süreya onun için. Bodrumda tatil yaparken beyin kanaması geçirir, ve İstanbul'a araf yolculuğu başlar. Tedavisi için fazla ümit yoktur. İstanbul'da 26 Mayıs 1986'da hayata gözlerini yumar. Bize ise bıraktığı şiirleri, Tomris'e olan aşkı kalmıştır. Ölümü gömdüm de geldim Ruhi Bey dese dahi ölüm onu da yakalamıştır. En çok sevilen bir şiiri ile benceyi sonlandırayım:

İçinden doğru sevdim seni
Bakışlarından doğru sevdim de
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
Beni sevdiğin gibi sevdim seni
Kar bırakılmış karanlığından.
Yerleştir bu sevdayı her yerine
Yüzünde ter olan su damlacıklarının
Kaynağına yerleştir
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
Gül taşıyan çocuğuna yerleştir
Ve omuzlarına daracık omuzlarına
Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne
Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
Kar taneleri gibi uçuşan
Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
Yerleştir bu sevdayı her yerine.
Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
Sevdayı
Ve köpüklendir
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
Biraz da herkes içindir.
Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
Var eden kendini birincisinden
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
Tanımadığın bir ülke gibi
İçinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.
...

Bir sonraki bence de görmek istediğiniz yazarı, şairi yorumlara bırakabilirsiniz.

Şiirle ve kitaplarla kalın :)

Yarım Kalmışlıkların Şairi: Edip Cansever!
Cevapla