Yaklaşık 10 senedir amatör olarak fotoğrafçılıkla ilgileniyorum ve bu merakım eski bir TRT muhabiri olan dedemden gelmekte. Ama beni bu asıl etkileyen 8 sene önce katıldığım bir sergide gördüğüm üstadın fotoğraflarıydı.
Hakkında övgüyle yazılacak o kadar çok şey var ki hepsini yazıp burada sizleri sıkmak istemiyorum. İsterseniz önce kısaca kendisinden bahsedelim sonrasında da beni asıl etkileyen birkaç anısını sizinle paylaşmak istiyorum.

16 Ağustos 1928 İstanbul doğumludur kendisi ve ermeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen sevgili üstat ilk olarak lise yıllarında sinemalarda çalışmaya başladı ve bir yandan da Muhsin Ertuğrul'un Tiyatro Kurslarına devam etti. 1950'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde okurken Yeni İstanbul Gazetesi'nde gazeteciliğe başladı. 1958'de Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin yakın doğu foto-muhabirliği görevlerini üstlendi. 1954'de Hayat Dergisi'nde fotoğraf bölüm şefi olarak çalışmaya başladı.

Sonraki yıllarda başarılar ve ödüller birbirini kovaladı, İlk olarak İngiltere'de yayımlanan "Photography Annual Antalojisi" onu dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısından biri olarak tanımladı. Aynı yıl ASMP'ye (Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği) tek Türk üye olarak kabul edildi.

Üstadın hayat hikayesi, başarıları ve aldığı ödüller uzar gider elbette. Yazımın girişinde de bahsettiğim gibi bir kaç anısını sizinle paylaşmak istiyorum. :)
27 Mayıs İhtilali

27 Mayıs İhtilali olduğunda gittim çektim, tankları falan... O sırada Time Life, Stem ve Paris Match'ın buradaki temsilcisiydim. Neyse ihtilal oldu, fotoğrafları çektim, filmleri yıkamadan beş rulo hazırladım; yurtdışına göndermek için üzerine etiketlerini yapıştırmıştım. Filmleri gören gümrükçü, "Abi hergün buradasın. Seni tanıyoruz. Ama bu tank resimlerini nasıl göndeririz? Bizim ağzımıza s*çarlar" dedi. Resimleri tasdik ettirmek için Radyoevi'ne gittim. Sonuçta her şey orada bitiyor. Kenan diye bir albay resimlere bakıp, "Bunlar ne?" diye sordu. UIan sanki p*ezevenk bu memlekette yaşamıyor. Başladı beğenmediklerini atmaya. Aklı sıra bana sansür uyguluyor. "Hepsini atıyorsun, ben Time muhabiriyim. Adamlara kartpostal mı göndereyim? Sen istediğin kadar ihtilal yap, ben o resimleri göndermezsem dünyanın hiç bir şeyden haberi olmaz" dedim. O da yanındakilere "Çok konuşuyor, alın şu i*bneyi" diye bağırdı. Daha bir gün önce makineli tüfekle o radyoevini basan herifler, tutup kolumdan beni genel müdürün boş odasına götürdü. Kapının önüne de kaçmayayım diye bir er koydular. Arada gidip çocuğa, "Bana sigara ver ulan!" falan diyordum. Sabaha karşı aşağıdaki beni çağırdı, resimleri verdi, "S*ktir git" dedi. Fotoğrafları yolladım yollamasına da, bu olay yüzünden Türkiye'deki ihtilal dünyada 24 saat "rötarlı" çıktı.
Sophia Loren beni arkadaşı sanıp poz verdi
Fotoğrafını çektiğin en güzel kadın kimdi?
- Kesinlikle Antonella Rinaldi! Müthiş bir İtalyan hatundu.
Sophia Loren'den de mi güzeldi?
- Yahu bırak onu bunu, Antonella muazzamdı.
Sophia'yı da çektin ama değil mi?
- Hem de ne çekmek! 11 kere gittim Cannes Film Festivali'ne. Bir keresinde Sophia, kocası Carlo Ponti'yle gelecekmiş. Otelin önünde müthiş bir kalabalık, her taraf fotoğrafçı kaynıyor. Hiç ipimde değil, ben milyon kere çekmişim Sophia Loren'i... Ben o fotoğrafçıların arasına girmiyorum, lüks muhabirim randevuyla çalışıyorum anladın mı? Neyse "Kim bekler bunları?" deyip asansöre doğru yürüdüm. Arkamdan kim geldi dersin?
Albay Kenan mı?
- Zevzeklik etme. Bir baktım Sophia ve Carlo da asansöre doğru yürüyor. Hop, ben de otel müşterisi gibi bindim arkalarından. Suratımı tanıyorlar, ama kim olduğumu bilmiyorlar. Gazeteci olduğumu bilseler anında atarlar. Dokuzuncu katta indiler. Takibe devam ettim. Hep birlikte yürüyoruz, zannedersin aynı ailedeniz. Neyse süitlerine geldik, "Oh be patırtıdan kurtulduk" dediler. Makinemi bir kenara bıraktım, bunlarla sohbet etmeye başladım.
Sen, Carlo ve Sophia mı var sadece odada?
- Birkaç kişi daha vardı canım. Ben de aralarında kaynayıverdim işte. Baktım Sophia yatak odasına geçti. Ayakkabılarını çıkarttı rahat etmek için, yatağın üzerine oturdu. Hemen, "Böyle birkaç kare resmini çekeyim mi senin?" dedim; o da, "Çeeek" dedi. Beni hâlâ arkadaşlarından biri zannediyor (gülüyor).
Ara istedi bir göz, Sophia verdi badem göz...
- Fotoğrafları çektim, İstanbul'a yolladım. Rezalete bakar mısın, gazete, "Muhabirimiz Sophia Loren'in yatak odasında" diye manşet yapmış. Karıyı düzmüş gibi olduk iyi mi?
Bu kadar yazı yeter değil mi :) Şimdi sizleri biraz Ara Güler'le yalnız bırakmak istiyorum.



Ve daha nice ünlü çekimlerine https://www.araguler.com.tr/tr/oldcelebritiesphotos.html adresinden ulaşabilirsiniz.








Biraz sıkıcı biraz da özlem dolu bir bence oldu eğer bu yazıya kadar okuduysanız teşekkür ederim :) Mutlu hafta sonları şimdiden.
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar