Çünkü bazen insan, yaşadığı şeyin kendisinden çok ona yüklediği anlamdan vazgeçemez. Acı çekse bile ‘bir nedeni vardır’ demek, kabullenmekten daha kolay gelir. Belki de insanı tutan şey, yaşananlar değil; onlara verdiği anlamdır.
İnsan, kendisini üzen bir şeyi neden bırakmak yerine, ona anlam yükleyerek katlanmayı seçer?
Çünkü insan, ne kadar canını yaksa da bildiği, alıştığı acıyı hiç tanımadığı bir bilinmeze tercih eder. Bizi o üzüntüye bağlayan şey sadece ona yüklediğimiz anlamlar değil; o acının ruhumuzda yarattığı o tanıdık, tanıdık olduğu kadar da güvenli gelen ev hissidir.
Yeni bir başlangıcın belirsizliğiyle yüzleşmektense, sınırlarını ezbere bildiğimiz bir acının içinde kalmak zihne daha 'zararsız' görünür. Bazen sırf yabancısı olduğumuz bir huzura cesaret edemediğimiz için, ruhumuzu hırpalayan ama çok iyi tanıdığımız o eski ağrıya çekilir, ona kutsal anlamlar yükleyerek kalışımızı meşrulaştırırız. Kısacası insanı orada tutan şey çaresizlik değil; tanıdık bir cehennemin, meçhul bir cennetten daha emniyetli hissettirmesidir.
Çünkü insan sadece acıya değil, o acının taşıdığı anlama da bağlanır. Bazen bıraktığında sadece bir insanı, bir hayali ya da bir hatırayı değil; yıllarını, emeğini ve kendinden bir parçayı da kaybedeceğini düşünür. Bu yüzden yükünü bırakmak yerine ona bir anlam yükleyerek taşımayı seçer.
Bir de insanın içinde tuhaf bir umut vardır. "Belki düzelir.", "Belki değişir.", "Belki bir gün bütün bunların bir anlamı ortaya çıkar." diye düşünür. O umut bazen insanı ayakta tutar, bazen de olması gerekenden daha uzun süre aynı yerde bekletir.
Ama zamanla şunu anlıyoruz: Her acının taşınması gerekmez. Bazı şeylerin anlamı, onları sonsuza kadar sırtında taşımakta değil; vakti geldiğinde teşekkür edip yoluna devam edebilmektedir. Çünkü hayat, omzundaki yük kadar değil; bırakabildiklerin kadar da hafifler.
@MuzipFilozof'un son sözü: İnsan en çok acıya değil, o acıya yüklediği anlama tutunur. Bazen iyileşmek, acıyı unutmak değil; ona artık tutunmamayı öğrenmektir.
İnsan, belirsizliğin soğukluğuyla yüzleşmektense tanıdık bir acının içinde anlam aramayı tercih eder. Çünkü bir acıyı bitirmek yeni bir gerçekliği kabullenmeyi gerektirir anlam yüklemek ise kişiye sahte bir kontrol duygusu verir.
Kısacası insanı tutan şey, vazgeçtiğinde elinde kalacak olan o koca boşluktan duyduğu korkudur..
Çünkü insan kabul etmektense , ertelemeyi tercih eder. Böylece acı ertelenir. Ama eninde sonunda olan olur. Nietzche nin de dediği gibi, umut kötülüklerin en kötüsüdür; çünkü işkenceyi uzatır.
Ben bırakmayı tercih ettim ya... Ben ne kadar zorlasa da genelde bırakmayı tercih ediyorum. Arada bu kadar bırakmamak gerek desem de eninde sonunda bırakıyorum
Acı veren şey güçlendiriyor devamında emin olabilirsiniz, ancak gereksiz anlam yüklemesi yerine gerçeklerle dünyaya bakıp vazgeçmek en mantıklı bence. 🥳