İnsan gençken konuşarak kendini anlatmak ister. Her bildiğini paylaşmayı, her fikrine karşılık bulmayı arzular. Zanneder ki haklı olmak, huzurlu olmaya yeter. Sonra hayat gelir... Bir sevdiğini alır, bir hayalini kırar, bir kapıyı yüzüne kapatır. İşte o gün anlar ki insanı büyüten, aldığı alkışlar değil; sessizce taşıdığı imtihanlardır.
Çok okumak insana bilgi verir, ama çok yaşamak hikmet verir. Çünkü bazı gerçekler satırlarda değil, gözyaşında saklıdır. Bir mezarın başında edilen sessiz dua, bin kitaptan daha ağır gelebilir. Bir vedanın ardından edilen sabır, yıllarca anlatılan nasihatlerden daha çok şey öğretebilir. Hayat bazen elinden alarak verir. Her kayıp, nefsinden bir parça eksiltir; her yara, başkasının yarasına merhametle bakmayı öğretir.
Tasavvuf bize şunu fısıldar: En uzun yol, insanın kendisine yaptığı yolculuktur. Dünyayı fethetmek kolaydır; nefsini susturabilmek zordur. Haklıyken susabilmek, öfkeliyken incitmemek, güçlüyken affedebilmek... İşte gerçek olgunluk burada başlar. Çünkü insan, nefsi sustukça hakikatin sesini duymaya başlar.
Fakat yaş almak tek başına hiçbir şey ifade etmez. Nice saçlar ağarır ama kibir genç kalır. Nice genç gönüller vardır ki, yılların veremediği hikmeti taşır. Demek ki olgunluk takvim yapraklarında değil; vazgeçebildiğin öfkelerde, affedebildiğin insanlarda ve susturabildiğin nefsindedir.
Bir vakitten sonra şunu öğreniyorsun: Her doğru her kulağa söylenmez. Her yanlış düzeltilmez. Her tartışma kazanılmaya değmez. Bazen en büyük zafer, cevap verebilecekken susabilmektir. Çünkü sükût, sözü tükenenlerin değil; sözüne kıymet verenlerin dilidir.
İnsan öğrendikçe büyümez; haddini bilir. Yaşadıkça konuşmayı değil, dinlemeyi öğrenir. Ve sonunda şunu fark eder:
Mesele çok konuşmak değildir. Mesele, sustuğunda da ağırlığın hissediliyorsa gerçekten olgunlaşmış olmaktır.
Ne güzel söylemiş Ziya Paşa:
Söz var insanı rezil eder, Söz var insanı vezir eder. Öyle bir söz söyle ki sözünden ibret alsınlar, Söz bilmez isen sükût et, seni insan sansınlar.
@MuzipFilozof der ki: İnsan olgunlaştığında sesini yükseltmez; sözünün ağırlığını artırır. Çünkü en derin hakikatler bağırarak değil, sükûtun içinden konuşur.
Bence insan öğrendikçe sakinleşiyor çünkü zamanla her şeyin tepki vermeye, tartışmaya ya da kendini ispatlamaya değmediğini anlıyor. Yaş almak tek başına yetmiyor tabii, yaşadıklarından ne öğrendiğin önemli. Susman gereken yeri, konuşman gereken zamanı, gerektiğinde kendi hatanı görebilmeyi öğreniyorsun. Ama herkes yaş aldıkça bu noktaya gelir mi, sanmıyorum. Biraz da insanın kendisiyle yüzleşebilmesi gerekiyor. Ağırbaşlılık da sanırım tam burada başlıyor.
Ama insanın içinde biraz çocukluk da kalsın, o da lazım bence.☺️
Çünkü insan yaşadıkça her şeye tepki vermenin değil, neye tepki vermeye değer olduğunu öğreniyor. Eskiden büyüttüğü şeylerin zamanla küçüldüğünü görüyor. Tecrübe arttıkça insanın sesi değil, bakışı ağırlaşıyor. Bence sakinlik biraz da hayatı anlamaya başlamanın sonucu.
Çünkü ne kadar bağırsanda, öfkelensende anlamak istemeyen anlamıyor bunu öğreniyorsun ve sadece kendini yıpratmış oluyorsun çırpındıkça, zamanla insan önceliği kendine vermesi gerektiğini anlıyor sanırım 😌✨
Gününüz hep böyle yanlısı görmeden maalesef doğruyu bulamıyoruz bazen yaşadıklarımız bizi olgunlaştiriyor mesela 10 yaşındaki çocuğun aile durumu olmuyor ve küçük yaşta çalışmaya başlıyor hayatı daha erken görüyor daha erken farkında oluyor
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
12Cevap
İnsan gençken konuşarak kendini anlatmak ister. Her bildiğini paylaşmayı, her fikrine karşılık bulmayı arzular. Zanneder ki haklı olmak, huzurlu olmaya yeter. Sonra hayat gelir... Bir sevdiğini alır, bir hayalini kırar, bir kapıyı yüzüne kapatır. İşte o gün anlar ki insanı büyüten, aldığı alkışlar değil; sessizce taşıdığı imtihanlardır.
Çok okumak insana bilgi verir, ama çok yaşamak hikmet verir. Çünkü bazı gerçekler satırlarda değil, gözyaşında saklıdır. Bir mezarın başında edilen sessiz dua, bin kitaptan daha ağır gelebilir. Bir vedanın ardından edilen sabır, yıllarca anlatılan nasihatlerden daha çok şey öğretebilir. Hayat bazen elinden alarak verir. Her kayıp, nefsinden bir parça eksiltir; her yara, başkasının yarasına merhametle bakmayı öğretir.
Tasavvuf bize şunu fısıldar: En uzun yol, insanın kendisine yaptığı yolculuktur. Dünyayı fethetmek kolaydır; nefsini susturabilmek zordur. Haklıyken susabilmek, öfkeliyken incitmemek, güçlüyken affedebilmek... İşte gerçek olgunluk burada başlar. Çünkü insan, nefsi sustukça hakikatin sesini duymaya başlar.
Fakat yaş almak tek başına hiçbir şey ifade etmez. Nice saçlar ağarır ama kibir genç kalır. Nice genç gönüller vardır ki, yılların veremediği hikmeti taşır. Demek ki olgunluk takvim yapraklarında değil; vazgeçebildiğin öfkelerde, affedebildiğin insanlarda ve susturabildiğin nefsindedir.
Bir vakitten sonra şunu öğreniyorsun: Her doğru her kulağa söylenmez. Her yanlış düzeltilmez. Her tartışma kazanılmaya değmez. Bazen en büyük zafer, cevap verebilecekken susabilmektir. Çünkü sükût, sözü tükenenlerin değil; sözüne kıymet verenlerin dilidir.
İnsan öğrendikçe büyümez; haddini bilir. Yaşadıkça konuşmayı değil, dinlemeyi öğrenir. Ve sonunda şunu fark eder:
Mesele çok konuşmak değildir. Mesele, sustuğunda da ağırlığın hissediliyorsa gerçekten olgunlaşmış olmaktır.
Ne güzel söylemiş Ziya Paşa:
Söz var insanı rezil eder,
Söz var insanı vezir eder.
Öyle bir söz söyle ki sözünden ibret alsınlar,
Söz bilmez isen sükût et, seni insan sansınlar.
@MuzipFilozof der ki: İnsan olgunlaştığında sesini yükseltmez; sözünün ağırlığını artırır. Çünkü en derin hakikatler bağırarak değil, sükûtun içinden konuşur.
🙂🙏🏻👏🏻
Bence insan öğrendikçe sakinleşiyor çünkü zamanla her şeyin tepki vermeye, tartışmaya ya da kendini ispatlamaya değmediğini anlıyor. Yaş almak tek başına yetmiyor tabii, yaşadıklarından ne öğrendiğin önemli. Susman gereken yeri, konuşman gereken zamanı, gerektiğinde kendi hatanı görebilmeyi öğreniyorsun. Ama herkes yaş aldıkça bu noktaya gelir mi, sanmıyorum. Biraz da insanın kendisiyle yüzleşebilmesi gerekiyor. Ağırbaşlılık da sanırım tam burada başlıyor.
Ama insanın içinde biraz çocukluk da kalsın, o da lazım bence.☺️
Çünkü insan yaşadıkça her şeye tepki vermenin değil, neye tepki vermeye değer olduğunu öğreniyor. Eskiden büyüttüğü şeylerin zamanla küçüldüğünü görüyor. Tecrübe arttıkça insanın sesi değil, bakışı ağırlaşıyor. Bence sakinlik biraz da hayatı anlamaya başlamanın sonucu.
Çünkü ne kadar bağırsanda, öfkelensende anlamak istemeyen anlamıyor bunu öğreniyorsun ve sadece kendini yıpratmış oluyorsun çırpındıkça, zamanla insan önceliği kendine vermesi gerektiğini anlıyor sanırım 😌✨
Gününüz hep böyle yanlısı görmeden maalesef doğruyu bulamıyoruz bazen yaşadıklarımız bizi olgunlaştiriyor mesela 10 yaşındaki çocuğun aile durumu olmuyor ve küçük yaşta çalışmaya başlıyor hayatı daha erken görüyor daha erken farkında oluyor
Tecrübe kazandığımız için tabi kazanamamış olanlar da var onlara sa yaştan dolayı saygı duyuyoruz be demişler akıl yaşta değil baştadır
Cunku hayati tanır. Fazla ciddiye alinmamasi gerektigini ogrenir.
Yaşım ilerledikçe şunu anladım yaş almak ve ne olacağını görmek tecrübe etmek büyük bir olgunluk veriyor
Tecrübeler insanı olgunlaştırır.
Hayat şartları insanı olgunlaştiriyor
sanmasınlar yeter
Yapısı gereği
zaman ile olur
Sen bu yaşta mi oldun
Niye olamaz mıyım?
Olgunluğun ilk kuralı hiçbir zaman oldum diyemezsin
Oldum diyen kim?
Dimi jdjdj