Sorumun derinliğini anlatmak için içimden dökülen şu minik diyaloğu da buraya bırakmak istedim...
Sâlik'in Gönlü:
Ey sessiz misafir dost...
Sen bana neden böyle bakıyorsun?
Martı:
Sen bana bakmıyorsun...
Bana bakıp O'nu düşünüyorsun.
Sâlik'in Gönlü:
O da beni hayırla anıyor mudur şu an?
Martı:
Sen O'nu andığın için O'nu düşündüğünü sanıyorsun. Hâlbuki O seni anmasaydı, sen O'nu hatırlayamazdın.
Sâlik'in Gönlü:
Bunu nereden bildin?
Martı:
Çünkü her yöneliş bir çağrının cevabıdır.
Kul Rabbini aramaz, Rabbinin kendisine açtığı kapıya yürür.
Sâlik'in Gönlü:
Demek ki bütün mesele çağrıyı işitebilmek...
Martı:
Hayır...
Bütün mesele, çağıranı çağrıdan ayırt edebilmektir.
Eğer sesler sustuğunda da kalbin O'nun rahmetini, esmâ'sını ve huzurunu hissedebiliyorsa, işte o zaman O'nu yalnızca anmıyor, yürüdüğün yol da seni O'nun yakınlığına taşıyor demektir. dedi..
... ve sessizce bakışarak konuştular...

Sizce de insan, şer geldiğinde hemen Allah'a sığınırken; hayır, ferahlık ve güzellik geldiğinde O'nu ve çağrısını gerçekten hatırlayabiliyor mu? Hayrın sınavı, şerrin sınavından daha mı zor?
Aşk İlişkileri
Çamaşır Yıkama Sırları
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer