“Taş gibi kalbimiz varsa, hislerimizi kim öldürdü?” “Bir zamanlar hissedebiliyorduk… şimdi hissedemiyorsak, suçlu kim?”... “Sevilmek isteyenler var ama biz hissedemiyoruz… bu kalpsizlik mi, yoksa yorgunluk mu?”...

Perikizi0007
“Taş gibi kalbimiz varsa, hislerimizi kim öldürdü?” “Bir zamanlar hissedebiliyorduk… şimdi hissedemiyorsak, suçlu kim?”... “Sevilmek isteyenler var ama biz hissedemiyoruz… bu kalpsizlik mi, yoksa yorgunluk mu?”...

Perikizi0007
Kalbimizi korumak için ördüğümüz duvarlar, dışarıdan gelecek darbeleri engellerken maalesef içeriye sızması gereken güzelliklerin de önünü kesiyor. İncinmemek, hayal kırıklığına uğramamak veya yeniden yaralanmamak adına geliştirdiğimiz bu savunma mekanizmaları, bizi zamanla duygusal bir uyuşukluğa sürüklüyor. Acıyı hissetmemek için duyguların sesini kıstığımızda, sevincin, coşkunun ve derin bağlar kurmanın sesini de aynı oranda kısmış oluyoruz. Sonuçta belki daha güvenli ama çok daha gri, yankısız ve gerçek temasın eksik olduğu bir iç dünyada yaşamaya başlıyoruz; yani aslında kalbimizi korurken onu yaşayan bir organ olmaktan çıkarıp sadece çarpan bir mekanizmaya dönüştürüyoruz.
Tam olarak “kaybettik” demek zor, ama çoğu insan zamanla daha temkinli hissetmeyi öğreniyor. Hayal kırıklıkları, kırgınlıklar ya da yanlış anlaşılmalar yaşandıkça, doğal olarak insan kendini korumaya yöneliyor. Bu da duyguları daha kontrollü yaşamaya, bazen de daha yüzeyde tutmaya neden olabiliyor. Ama bu, hissetme yeteneğinin yok olduğu anlamına gelmez. Daha çok “kimle, ne kadar ve nasıl hissedeceğini seçmek” gibi bir duruma dönüşüyor. Yani kalp tamamen kapanmıyor; sadece daha seçici ve dikkatli hale geliyor. Aslında denge önemli olan nokta: kendini korurken tamamen duygusuzlaşmamak, ama her şeye de kontrolsüzce açık olmamak.
Hayatın yoğunluğu ve günlük endişeler reason olduğu için hissedişimiz zayıfladı sanmam. Fikrimce, kalbimizi hissedemiyor olsak sevilmek isteyenlerin yokluğundan değil, bizim içimizde bir boşluk olmasından kaynaklanıyor.
Her zaman her şey aynı döngüde kalmıyor. Bir filmi izlerken dahi bir sahne sende her zaman başka duyguları uyandırıyor. İnsandaki tek noksanlık ön yargılardır.
Bence bu kalpsizlik değil, yorgunluğun bile ötesinde bir korunma hali 😔 Sürekli hayal kırıklığı, güvensizlik, terk edilme korkusu derken zihin “artık hissetme, yanıyorsun” diye savunmaya geçiyor. Suçlu spesifik biri değil; yaşadıklarının toplamı. Kalbini tamamen kapatma ama hemen de herkese açmak zorunda değilsin. Yavaş yavaş, küçük güvenli deneyimlerle o hissi geri kazanabilirsin 💔✨
Cevap
6Cevap
Bir ara başıma bu gelecek diye korkmaya başlamıştım. Öyle duygusuzca davranmaya başlamıştım sonra geçti
Aslında hissetmeyi kaybetmedik sadece hissetmeyi bıraktık. Çünkü hissetmek çok yordu. Çok acıttı çok kanattı. O yüzden hissetmektende de vazgeçtik.
Sanırım öyle çünkü günden güne hisssizlesiyoruz
Kaybetmedik aslında gizlemeyi öğrendik sadece.
Evet hislerim yok.
Herkesin hayatında bir Eyşan vardır kimisi dua eder kimisi beddua
Sizin kalbinizde Allah_u Teala yoksa korumak için didinip durursunuz tabii
Kim söyledi bunun
Kuran_ı Kerim kim olcak başka
Kalbimizi korumayı öğrenirken, hissetmeyi kaybettik. Evet.
Kötü insanlar yüzünden
Bence hissetmeyi kaybettik
Derin hislerimiz zarar gördü hep
bir Eyşan nasıl yetişmiş görmüş olduk böylece
Herşeyimizi kayıp ettik maalesef
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?