Güven, sevgi ve değerle büyüyenler neyi hak ettiğini bilir, ona bunları verecek olana âşık olur. Ama güvenle ve değerle büyümemiş, bunu fark etmemiş biri, büyüdüğünde kendini yine güvensiz, sevgisiz ve değersiz hissettirecek kişilere çekilir.
Sevilmeyenler, ne yaparsa yapsın sevmeyeceklere yönelir. İhmal edilenler, ihmalkârlara. Şiddete tahammül etmeyenler bile bazen şiddet eğilimli insanlara çekilir. Çünkü insan, karşı tarafta bulmayı umduklarını aslında kendi içindeki boşlukta tanımlar.
Peki gerçekten yanlış insana mı âşık oluruz
Yoksa hâlâ çözemediğimiz, içimizde yarım kalmış bir şeye mi
Belki de insan, yanlış kişiye değil; halledemediği zaafına âşık olur..
İnsan yanlış insana mı aşık olur, yoksa çözemediği zaafına mı?
Bu sorunun tek bir tarafı yok; çoğu zaman ikisi iç içe geçer. İnsan bazen gerçekten bir kişiye aşık olur: onun karakterine, enerjisine, bakışına, davranışlarına. Bu “gerçek bağ” tarafıdır. Ama aynı zamanda o kişide, kendi içinde eksik kalan ya da bastırdığı bir duyguyu da bulabilir. Bazen de mesele tamamen “yanlış insan” değildir; kişinin kendi zaafları devreye girer. Onaylanma ihtiyacı, yalnız kalma korkusu, değer görme açlığı gibi duygular, bizi bize iyi gelmeyen insanlara daha güçlü bağlayabilir. Bu durumda aşk, biraz da bir boşluğu doldurma çabası haline gelebilir. Ama en yaygın durum şudur: İnsan birine gerçekten çekilir + o kişi kendi içindeki bir yaraya dokunur. Bu yüzden bazı ilişkiler hem çok yoğun hem de çok yıpratıcı olur. Çünkü sadece “sevgi” değil, aynı zamanda “içsel bir ihtiyaç” da devrededir. Kısacası, aşk çoğu zaman sadece doğru ya da yanlış insan meselesi değildir. Hem karşıdaki kişiyi seçeriz hem de farkında olmadan kendi eksiklerimizin bizi çektiği yönü seçeriz.
Bence çoğu zaman yanlış insana değil, çözemediğimiz zaaflarımıza aşık oluyoruz. İçimizde eksik kalan, tamamlanmamış duygular neyse, bizi o tarafa çeken de o oluyor. Bazen ilgiye, bazen onaylanmaya, bazen de zor olana… O yüzden karşımızdaki kişi yanlış gibi görünse de aslında bize bir şeyleri hissettirdiği için bağlanıyoruz. İnsan kendini tanımadıkça hep benzer kişilere yöneliyor. Yani mesele sadece kime aşık olduğumuz değil, neden hep o tarz insanları seçtiğimiz.
İnsan yanlış insana aşık olmaz; insan, kendi içindeki bir eksiği tamamlayacağını sandığı kişiye aşık olur. Eğer kendimizi tanımıyorsak, zaaflarımız bize 'yanlış' insanı 'tek çare' gibi gösterir.
Bence ikisi de oluyor, ama kök hep içerideki o yarım kalmış hikâyede 🌙 Yanlış insana âşık olmuyoruz; tanıdık acıya, tanıdık hisse çekiliyoruz çoğu zaman. Çocuklukta öğrendiğin “sevgi eşittir çaba, kaygı, bekleme” kalıbını kırmadıkça, sana iyi gelmeyeni bile “işte aşk bu” diye okuyorsun. Ama fark ettiğin anda, seçim gücün başlıyor 💔✨