Evet, gerçekler acıdır. Çoğu insan gerçeklerle yüzleşmekten kaçar; fakat nereye kadar kendi gerçekliğinizden kaçacaksınız ki? Eğer gerçeklerinize katlanmaz, sükûtla sabırla karşılamazsanız sonunda mükâfatlanamazsınız.✨
İnsan neden kendini bile bile kandırıp yalan bir dünyanın içinde yaşamak ister ki?
Gerçekler acı olabilir, fakat acılarında hissettirdiği bir gerçeklik var. Bu da korkuyu, korkuda insanın kendini kandırdığı bir döneme itebilir.
İnsanların neler yaşadığını, hangi dertlerle boğuştuğunu, kimlere her hangi bir sebepten dolayı boyun eğdiğini bilemeyiz. Bazı insanlar vardır, mecburiyetten acı yaşayarak ömürünü geçiriyor. Ve bazı mecburiyeterlerde vardır, korkunun getirdiği hayatı yaşarken, artık alışılmışlıktan da çıkılamıyor.
Kısaca bazı insanlar için kısır döngü bir yaşam var. En başında kimsenin tercih etmeyeceği bir döngü..
İlk yorumunuzda korkuya değinmişsiniz. Korku, insanın içindeki ihtimallerdir. Yani onun üstüne gitmeden, onu yenip yenemeyeceğini bilemezsin ki. İnsan, cesaret edemediği birçok şeyin mahkûmudur.
Her zaman çıkış yolu vardır diyorsun ya, kabullenmek, negatife uyum sağlamak, yani böyle yaşamayı benimsemekte bir çıkış yolu aslında.
Bir eş düşün çocukları için kötü bir eşe katlanabiliyor. Ve yıllarca çözüm yolu ararken, artık zamanla pes ediyor ve bu durumu kabullenerek yaşamaya devam ediyor. Artık mücadele etmek ve zihninde sürekli çözüm yolları aramanın yorgunluğunu atmak istiyor. Bu da bir çıkış yolu. Çünkü her şey zihnimizde / düşünce yapımızda biter.
Negatife uyum sağlaması tamamen kendisi için yaptığı bir şey olur. Yorulan zihnini boşaltmak için. Bazen umutta insanın en büyük düşmanı olabilir. Bu nedenle bazen bırakmak / pes etmek lazım.
Ne kadar iyi anne / baba olabilir onu tahmin edemem
Ilk başta çocukları için dediniz. yani çocukları için yapıyorsa nasıl kendisi için uyum sağlamış olacak ki? Ve bir anne psikolojik açıdan iyi değilse çocukların hiçbir şekilde verimli olamaz. Yani insanın verimli olabilmesi için, bir başkalarına iyi gelebilmesi için ilk önce kendisi iyi olması gerekir.
Başka çaresi olmadığını düşündüğü için, yani o çarenin işe yaramadığına inandığı için, bazı şeylere cesaret edemeyip vazgeçiyor. Ama gel bir de bunu ona soralım: Mutlu mu? Değil. Mutlu olmadığı için de farkında olmadan, bilinçaltında psikolojik olarak bu mutsuzluğunu çocuklarına yansıtacaktır.
Ben sizi anlıyorum, fakat ben bütün detayları ile sonucu ele alıyorum. 🙂
Her zaman insanlar aynı fikirde olmak zorunda değil, fakat her iki tarafta örnekteki kadının iyi olmasını istiyor 🙂 Bence bu kadarı yeterli, iyi geceler. ✨
İnsan çoğu zaman kendini kandırmaktan ziyade kendini korur. Zihin, ağır gerçeklerle bir anda yüzleşmek yerine yumuşatılmış bir hikâye üretir. Buna da savunma mekanizması denir. İnsan gerçeği erteledikçe gelişimi de erteler. En sağlıklısı, gerçekle yavaş yavaş yüzleşmek. Ne tamamen inkâr etmek ne de kendini acıyla ezmek. Yani mesele “kaçmak mı kalmak mı” değil. Mesele doğru zamanda, doğru dozda gerçekle yüzleşebilmek.
Bu yüzden insanlar çoğu zaman yalan bir dünyada yaşıyorum diye düşünmez aksine o an dayanabildikleri en gerçek versiyonu yaşarlar. Bir de işin konfor tarafı var. Gerçekle yüzleşmek çoğu zaman değişim gerektirir. Alışkanlıkları bırakmak, hataları kabul etmek, belki yalnız kalmak… Bunlar zor. İnsan ise doğası gereği rahat olanı seçmeye meyillidir.
İnsan bazen gerçeği bilmediği için değil, katlanmak zor geldiği için kendini kandırır. Çünkü bazı gerçekler düz, sert ve değiştirilemezdir. İnsan zihni ise çoğu zaman bundan çok, biraz daha yumuşak, biraz daha yaşanabilir bir dünya ister. Kendini kandırmak çoğu zaman bir zayıflık değil, bir tür korunma biçimi olur. Bir şeyi olduğu gibi kabul ederse acı çekeceğini hisseder ve onun yerine daha katlanılabilir bir hikâye kurar. O hikâye belki tam doğru değildir ama insanı ayakta tutar. En azından bir süre. Bir de umut meselesi var. İnsan, gerçek ne kadar sert olursa olsun, içinde küçük bir ihtimal bırakmak ister. O ihtimal bazen gerçeğin önüne geçer. Çünkü tamamen yüzleşmek, bazen “artık hiçbir şey değişmeyecek” demek gibidir. Ama işin diğer tarafı da şu:
İnsan bazen acı gerçeği değil, tatlı yalanı seçer; çünkü gerçek çoğu zaman ağırdır, dayanılmazdır, ruhu sarsar. Yalanın içinde yaşamak, bir tür geçici sığınaktır; umutla, hayalle, düşlerle örülmüş bir dünyada kendini kaybetmek, acıyı unutturur, korkuları yumuşatır. İnsan, bilinçli olarak bu kandırmacaya kapıldığında aslında kendini korur. Bir nevi, ruhunun kırılgan parçalarını saklamak için yalanlara sığınır. Ama edebiyatın bize öğrettiği gibi Kafka’dan Camus’ya kadar bu yalanlar geçici bir huzur verir; insanın kendi içine dönmesi, gerçekle yüzleşmesi kaçınılmazdır. İnsan, acının ağırlığı altında ezilmemek için gerçeği örtmeye, yalan bir dünyanın içinde soluk almaya ihtiyaç duyar. Ve bazen, kendi yalanına inanmak, en büyük savunma mekanizmasıdır.
İnsan bazen gerçeği değil, dayanabildiği versiyonunu seçer çünkü psikolojimiz kendini korumaya ayarlı 🧠✨ Kendini kandırmak, kısa vadede acıyı erteleyen bir savunma mekanizması aslında. Ama senin dediğin gibi, kaçış uzadıkça bedeli ağırlaşıyor. Cesaretle yüzleşen, acıyı sindirip büyüyen taraf kazanıyor ve içi daha huzurlu oluyor 🌿
Gerçekleri görmek sorumluluk ister. Gördüğün yalnısları düzeltmen gerekir ya da ilerisi için tehlike olabilecek şeyler için çabalaman gerekir. İnsanlar bunu sevmezler. Dolayısıyla kendilerine yalan söyleyip herşeyi halı altına süpürerek amip gibi yaşamayı daha çok severler. Çünkü bu daha kolay ve daha eğlenceli.
İnanç sadece başka açıklaması yok, bugün alışveriş yaptıktan sonra marketin önünde aç bekleyen köpekleri gördüm, bagajda her zaman mama bulundururum, verdim yemeye başladılar ama sevgide istiyorlardı onuda verdim ama donra masumlaştılar, içimden ne işiniz var bu yalan dünyada dedim ama inancım bazı şeylere engel olıyır işte 😏
Kim rüyasında ne görür bilinmez ki. Belki belkidir daima. Mumu yarım kalacağına yatacağı zaman söndürsün de derin bir nefes alıp uyusun bence sorun yok. Acıyla şavaş herkesin yolu değil üstelik. Nerde bir gül açsa yanında bir har olur demiş biri. Ateşe bakıp bahçeyi, bahçeye bakıp ateşi görmek yeterli bence. İnsan doğası gereği en yeteneklilerden, yalansa elinde bir güzelce oynasın. Nasılsa daha fazlası olacak.
Kişilik & Karakter konusunda 10,7b cevap paylaştı.
Fikir düşünceleri kendine ait olmayan ve sürekli icazet alanlar yalanın içinde olduklarının farkında bile olamazlar. Çünkü düşünme , sorgulama , analiz etme yetenekleri ona aileden geçecek olan karakterine yüklenmemiştir. Düşünmeyi bilmeyene de yol göstermeye çalışan çok olur.
Her insan olayları veya durumları aynı karşılayamıyor. Bazısı dağıtıp tekrar toplayarak kendini kontrol edip hizaya sokar, bazısı en başından kontrollü hareket ederek stabil kalır. Ama eninde sonunda gerçekler kabullenilir 🧐
bu da aslında bizim bir şekilde ruhumuzu dinlendirme ve iyileştirme yöntemimizdir; yalan olduğunu bile bile güzel sözlere kanmak, gerçekmiş gibi düşünmek ve algılamak kendimizi iyi hissettiriyor..