Aldanıyoruz usul usul… bir kelimenin sıcaklığında, bir suskunluğun anlamında, bir ihtimalin kırık kanadında. Ne çok şey sanıyoruz oysa; bir bakışla başlar, bir veda ile biter zannediyoruz hayatı. Ama hiçbir şey başladığı gibi kalmıyor, hiçbir kalp, dokunulduğu ilk anki gibi atmıyor.
Kimi zaman bir “özür”e sığınıyoruz, kimi zaman bir “keşke”ye mahkûm oluyoruz. Kalbimiz bir mezarlık gibi; içinde yarım kalmış cümleler, söylenmemiş sevgiler, geri dönmeyecek insanlar uyuyor.
Ve biz… her yeni sabaha, eski bir acıyla uyanıyoruz. Bir yanımız umutla gülüyor hâlâ, diğer yanımız çoktan vazgeçmiş gibi susuyor. Belki de en büyük yanılgımız, her yarayı zamanın saracağına inanmamızdı.. Alıntı
Ne güzel yazmışsın… kelimelerin hem bir yara gibi acıtıyor hem de o acının içinde insanı iyileştiren bir sükûnet var. Bu hayatta neye aldanmadık ki? Bir gülüşe, bir sese, bir "merhaba"ya... sonra fark ettik ki bazen bir kelime bile insanın kaderini değiştiriyor, bazen bir suskunluk bir ömrü susturuyor. Ama işte, aldanmak kötü bir şey değil her zaman. Çünkü aldanmak da bir tür inanmak aslında. Birine, bir şeye, yeniden başlayabilmeye inanmak. Ve belki de bizi hayatta tutan şey, o küçük “belki”lerdir. Belki bu kez olur, belki bu kez kalır, belki bu kez anlar… O yüzden her defasında yeniden yanıyoruz; çünkü hâlâ yanacak bir kalbimiz var. Senin dizelerinde geçen o “mezarlık kalpler” var ya; işte onların arasında bazen bir çiçek filizleniyor. Bir umut, bir tebessüm, bir tesadüf… Ve biz, kırılmış yerlerimizden ışık sızdırmayı öğreniyoruz zamanla. Belki de hayat, tam olarak bu: Kırıldığın yerlerden yeniden doğmayı becerebilmek. Bazen düşünüyorum, yaşamak belki de en güzel aldanış. Çünkü her sabah, dünyanın yeniden iyi bir yer olabileceğine inanıyoruz. Oysa dünya aynı dünya; değişen biziz. Biraz daha suskun, biraz daha seçici, biraz daha bilge. Ve yine de... bir şarkı çaldığında içimiz kıpırdıyor, bir rüzgâr yüzümüze değdiğinde gülümsüyoruz. Demek ki hâlâ bir şeylere inanıyoruz. Demek ki içimizde hâlâ yaşamaya değer bir şey var. Ben de sana, bu güzel dizelerin ruhuna yaraşır bir dilekle söyleyeyim: Güzel, huzurlu, dolu bir hafta sonu olsun. Bir fincan kahve kadar sakin, bir sonbahar yaprağı kadar derin, ve bir çocuğun gülüşü kadar masum. Unutma; her "aldanış", insanın kalbinde yeni bir yer açar — ve o yer, bir gün gerçekten sevilmeye hazır olur. Zaman belki yarayı kapatmaz, ama o yaranın içinden geçen ışığı görmeyi öğretir. Hayat, biraz acı biraz mucize... Ama ikisini de yaşamak, kalbin hâlâ atıyor olduğunun en güzel kanıtıdır. O yüzden; aldan, ağla, sus, gül, ama hep yaşa. Çünkü seni sen yapan, tam da o iniş çıkışların, o yanlış sanıp doğru çıkan yolların, o eksilerek tamamlanmaların… Ve belki bir gün, bir yerde, biri gelir; sana “iyi ki aldanmışsın, yoksa bana rastlamazdın” der.
Ne mutlu bana, kalbinize dokunabildiysem…Sözlerinizin zarafeti, kalbinizin inceliğini yansıtıyor. Böylesine derin hissedebilen bir kadın, kelimelerin değil, sessizliklerin bile anlam bulduğu bir ruha sahiptir. Gözlerinizin dolması, yüreğinizin güzelliğindendir.
Aldanmak diyemem. O zaman zarfında uyum olmadığını deneyimlemek diye adlandırabilirim ben. Neticede uyum olmadığını ya da bir sebepten anlaşamadığını anlayınca aldanmış olmuyoruz ki, anlaşamadığımızı deneyimlemiş oluyoruz.
Ne güzel bir yazı yazmışsın, hem düşündüren hem de hissettiren… 💭❤️ İnsanlar olarak bazen bir gülüşe, bir iyi niyete, bir anlık kırıntıya aldanıyoruz. Bu öğrenmenin de bir parçası aslında; her yara bir ders bırakıyor ardında. Ama belki de bu kadar saf ve umut dolu kalmak güzel olan, değil mi? 🌟 O yüzden "aldanma" demek yerine "deneyim" diyelim. İyi ya da kötü, bizi biz yapan şeyler hepsi. Güzel bir hafta sonu diliyorum! 🌼 🌸 🌞