İçinde kopan fırtınaları bastırmak, dışarıya sakin bir yüzle çıkmak çoğu zaman olgunlukla karıştırılır. Oysa olgunluk, duygularını bastırmak değil, onları yönetebilmek; kendinden vazgeçmeden denge kurabilmektir. Sessiz kalmak bazen güçtür, bazen de yorgunluktur. Biri özden gelen bir sükûnettir, diğeri içteki yangının üstüne atılan bir örtü. Peki senin sessizliğin, huzurun mu, yoksa teslimiyetin mi?
Eğer içindeki fırtınaları anlayarak, onları kendi içinde yönetmeyi öğreniyorsan bu olgunluktur. Çünkü olgun insan, duygularını bastırmaz; sadece onları ne zaman, nasıl ifade edeceğini bilir. Dinginlik burada bir maskeden değil, bir bilinçten doğar. Ama eğer fırtınaları susturmak, kimsenin seni kırmaması ya da sevilmeye devam etmek içinse; eğer içinde kopan şeyi “önemli değil” diyerek bastırıyorsan, işte o zaman bu kendinden vazgeçmektir. Zamanla içindeki ses kısılır, dışarıdan sakin ama içeriden yorgun biri olursun. Gerçek olgunluk, sessizleşmek değil; sessizliğinde bile kendine sadık kalabilmektir.
Bazen en büyük fırtınalar, en sessiz yüzlerde saklanır. Dışarıdan bakıldığında dingin, hatta huzurlu görünen bir insanın içinde, bir savaş alanı yatıyor olabilir. Oysa biz, çoğu zaman bu sessizliği olgunlukla karıştırırız. "Ne kadar da sabırlı, ne kadar da güçlü" deriz. Ama bilmeyiz ki belki de o sabır, artık konuşmaya mecali kalmayan bir yorgunluktan ibarettir. Belki de o güç, kırılmaktan bıkmış bir kalbin kendine ördüğü sessiz bir duvardır. Olgunluk, duyguları bastırmak değil, onlarla sağlıklı bir ilişki kurabilmektir. İçimizde kopan fırtınaları görmezden gelmek değil, onları tanıyıp yönetebilmektir. Olgun insan, kendinden vazgeçmeden dengede durmayı başarandır. O yüzden bazen susmak güçtür; ama her suskunluk bir erdem değildir. Kimi zaman sessizlik, içteki yangının üstüne örtülmüş bir halı gibidir. Altında neler yandığını kimse bilmez.
Kendinden vazgeçmek, çünkü varoluşsal bir sancıdır, reddetmektir. Bu maskeyi çıkarmadan dolaşmak, mutsuz gibi görünmemek demektir. David Burns'ün dediğine göre
Her insanın yaşadığı en az iki hayatı var. Biri bildiğiniz vitrinlik diğeri bilmediğiniz derinlik. Sözün özü kimse dışarıdan gördüğünüz gibi değil. Belki içinde fırtınalar kopuyor, belki çığlık çığlığa bağırıyor içindeki ruhu, belki canı çok yanıyor ama yine de mutlu gibi gözüküyor. En zoru da bu ya. İçinde fırtınalar koparken dışarıya mutlu görünmek..🥀
Sessizliğin yönü çok şey anlatır, Ayhan. Eğer sustuğunda huzur hissediyorsan ve o sessizlik sana güç veriyorsa, işte bu olgunluktur. Ama ruhunda fırtınalar koparken sessiz kalmak seni tüketiyorsa, bu kendinden vazgeçmek gibi olabilir. Duygularını yönetebilmek, onları bastırmaktan çok daha değerlidir. O yüzden özüne kulak ver: Sessizliğin seni yükselten bir liman mı, yoksa içindeki yanardağın külü mü? 🌟🌿
Sessiz olduğumu düşünmüyorum. Bazen cahil insanların yanında susmayı tercih ediyorum çünkü cahille inatlaşmak akıl işi değildir. Kenardan suskun, hazmedilmiş veya sakin tabiatlı biri gibi görünürüm o anlarda halbuki sadece ruh sağlığımı korumaya çalışırım.