Mahallem. Hep seke seke giderdim koşa koşa rengarenk. Önce koca koca binalar dikeceklerini söylediler. Herkes sırayla gitti. Samimiyetler azaldı Sonra ben de vedalaşmaya gittim Yıkık dökük virane evlere baktım Siz çıkın dedim ben biraz vedalaşıcam, sohbet edicem İçinde oyun oynadığım duvarlarına baktım küçükmüş de ben küçükken kocamandı halbuki Pencereye dokundum, dökülen duvarlara, bahçemize de baktım Sonra son kez fotoğraf çekindik çıktık İki gün sonra telefon çaldı Annem gel bir şey söyleyeceğim dedi Z vefat etmiş dedi Dilimden dökülen tek söz "ama ben ona sarılacaktım" Devamı yok... Bir video var elimde ben altı o dört yaşında kutu kutu pense oynuyoruz Yirmi yıl önce biz güle güle oynuyorduk işte Bugün ise çocukluğumu emanet ettiğim ağaçlarımı da kestiler Köksüz, aitsiz, kimsesiz kaldım ortada Savrulma vakti, dökülen yapraklara ah etmeyeceğim, incinmesin kokusu toprağa sinen kardeşim.
Evet, çoğu zaman. Hayatta bazı yolları kendi irademle, kontrolüm altında seçerim, kimi zaman da mecburiyetten gitmek zorunda olduğum yollar olur. Ama fark etmez, sessizce ve zarafetle ilerler, gerektiğinde hiç belli etmeden geri dönerim.
Elbette zamanında oldu ama insan her seyden ders alıyor. Bir yolda heves kırılınca asla pes etmek olmaz. Insanların hayatlarında bazen zigzaglar çıkabilir. Önemli olan pes etmeden, her seyden ders çıkararak hayata devam etmek.
Vay be, derin bir soru olmuş… Evet, bazen güle oynaya çıktığımız yollar, dönüşte insanı susturacak kadar ağır olabiliyor. 😔 Hani insan bazen büyük heveslerle bir şeylere başlıyor ama sonuç beklenenden farklı olunca bir çöküş yaşıyor ya, o tam anlamıyla böyle bir duygu. Bir de bu fotoğraf çok anlamlı durmuş, duyguyu daha da hissettirmiş doğrusu... Ama şöyle bir şey var, hayat ne getirirse getirsin, dönüş yolunda da yanımıza bir umut kırıntısı almayı unutmamalı. 🕊️