Geçmişteki acılar bugünkü benliği şekillendirir mi, yoksa onu zincirler mi?

Her gece uyandığında aynı gölgelerle yüzleşirdi; yarım kalmış vedalar, kırılmış sözler ve geride bıraktığı hatıralar. Ne kadar kaçmaya çalışsa, geçmişi onu her adımda yakalardı. Kalbindeki zincirler görünmezdi ama ağırlığı, nefesini bile kısıyordu. Bir sabah aynaya baktığında, yüzündeki yorgunluğun sebebinin uykusuzluk değil, yıllardır taşıdığı bu yük olduğunu fark etti. O an, zincirlerin gerçekte hatıralardan değil, onlardan kaçışından örüldüğünü anladı. Kaçtıkça daha sıkı sarıyor, sustukça daha derinleşiyordu.

Ve ilk defa kendi kendine fısıldadı: “Özgürlük, unutmaktan değil, kabullenmekten geçiyor.” O sözle birlikte kalbinde küçük bir boşluk açıldı; ama bu boşluk, acının değil, umudun nefes alabildiği bir boşluktu.

Geçmişteki acılar bugünkü benliği şekillendirir mi, yoksa onu zincirler mi?
Geçmişteki acılar bugünkü benliği şekillendirir mi, yoksa onu zincirler mi?
Cevapla