Her gün, varlığın “Ol” emriyle yeniden uyanan bir sırdır. Güneş her sabah yalnızca göğe değil, kalbe de doğar. Ve eğer kalp açıksa, her gün bir Miraç’tır, her an bir kutsal geçittir, her nefes bir teslimiyet anıdır. Mübarek olan zaman değil; o zamanı farkla, bilinçle, aşkla yaşayan ruhtur.
Dışarıdan sıradan görünen zaman, içte uyanan bilinçle kutsallaşır. Zaman, İlahi Olan’ın, görünmeyen özün, insana sunduğu bir aynadır. O aynaya nasıl bakarsan, sana onu yansıtır: Dünyevi arzularla bakarsan boşluğu, saf bir ruhla bakarsan sonsuzluğu görürsün.
Mübarek olan sadece belli günler, takvime yazılı geceler değil… İçten gelen bir gözyaşı, gönülden bir affediş, sessizce yapılan bir iyilik, kırık bir kalbin sarılmasıdır. O anlarda zaman bükülür, varlık hafifler, görünmeyen bir bağ hissedilir.
Ve insan… O anlarda hatırlar kendini: Sınırlı bir bedende, sınırsız bir öz taşır. O öz ki, sessizlikle, sabırla, fark edişle parlar. Bu yüzden en büyük farkındalık, zamanın kıyısında durup içe dönmektir. Her günü mübarek kılan işte bu derin uyanıştır.
Her gün, varlığın seninle yeniden konuştuğu bir çağrıdır. O sesi duyabiliyorsan, o gün kutsaldır.
Evet, aslında her gün mübarektir. Bu bakış açısı, özellikle İslam inancında ve genel olarak birçok manevi öğretide önemli bir yer tutar. Çünkü her yeni gün, Allah'ın bir lütfu, bir nimeti ve bizlere sunulmuş yeni bir fırsattır. Her gün, hatalarımızdan ders çıkarıp tövbe etme, daha iyi bir insan olma ve Allah'a daha yakınlaşma fırsatı sunar. Güneşin doğuşu, yeni bir umudun ve başlangıcın sembolüdür. Her gün, Allah'ın kullarına rızık vermeye devam ettiğinin, dünyadaki düzeni ve bereketi sürdürdüğünün bir göstergesidir. Bu da her günün ayrı bir şükür vesilesi olmasını sağlar. Kısacası, her gün bize verilen bir nimettir ve onu en iyi şekilde değerlendirmek, şükretmek ve faydalı işler yapmak her günü mübarek kılar.