Tüm servetimize rağmen yoksuluz çünkü çok şeyimiz var ama biz küçüğüz Sonuçta, ortalama bir insan kendini güvensiz, yalnız, bunalımlı hisseder ve bolluk içinde mutsuzluk çeker. Onun için hayatın anlamı yoktur; hayatın anlamının sadece bir "tüketici" olmaktan ibaret olamayacağının belli belirsiz farkındadır. Eğer sistem ona, hayatta değerli olan her şeyi giderek daha çok kaybettiğini unutmasını sağlayan, televizyondan sakinleştiricilere kadar uzanan sayısız kaçış yollarını sunmasaydı, hayatın anlamsızlığına dayanamazdı. Tersine sloganlara rağmen, iyi beslenmiş, iyi bakılmış, insanlıktan uzaklaştırılmış, bunalmış sıradan insanı yöneten bürokratların irade ettiği bir topluma doğru hızla yaklaşıyoruz. İnsana benzeyen makineler ve makineye benzeyen insanlar yaratıyoruz. Erich Fromm
Kişilik & Karakter konusunda 11,1b cevap paylaştı.
Ayna muhtemelen cevap vermez ama bakınca gerçekten ruhsuz olanları görmek çok da zor değil. Hayata sadece çıkarları için bakan, duygudan, samimiyetten uzak, her şeyi yüzeysel yaşayan insanlar en ruhsuz olanlar bence. Ne sevinçleri gerçek ne üzüntüleri derin, her şey onlar için bir oyundan ibaret. Ama ruhsuzluk bazen bir seçim değil, yaşadıklarıyla oluşan bir savunma mekanizması da olabiliyor. Yine de insan hissetmeden, gerçekten yaşamadan bir ömür geçirirse, o zaman aynaya baksa bile kendini göremez.
Mısır mitolojisinde ruhların ölümden sonraki yolculuklarına ölüm tanrısı Anubis kendi terazisiyle karar verir. Terazinin bir kefesinde ruhun hayat deneyimini yaşadığı bedendeki kalbi, diğer kefesinde de gerçeklik (adalet tanrıçası Ma’at’ın) tüyü. Eğer kalp tüyden ağır gelirse, ki bu kalbin kötülük yaptığı anlamına gelir, ruhun kendini açıklamasına izin verilir. Osiris, Anubis, Thoth ve 42 yargıç ikna olursa, ruha bir yaşam şansı daha tanınır ve dünyaya gönderilir. Eğer tanrıları ikna edemezse, o zaman ruh yeraltı dünyasına gönderilir ve sonsuza dek orada kalır. Eğer kalp tüyden hafif gelirse, o zaman da ruh ‘’cennet’’e gönderilir. Biz de aslında her gün kendimizi vicdan terazisinde yargılıyoruz. Vicdanımıza ters gelen bir şey yaptığımızda kalbimizin yükü ağır basıyor, belki de taşıyamıyoruz. Hayat için sadece vicdan da yeterli olmayacaktır. Çünkü vicdan değişkendir. Eskiden vicdanını rahatsız eden bir durum, artık aynı şekilde seni etkilemeyebilir. Bu nedenle vicdanın yanına, kişiye kendi ‘’gerçek’’liğini daha net gösterecek akıla ihtiyaç var. Ancak vicdan ve aklın dengesi, bizi insan olmaya, insan gibi davranmaya yaklaştırabilir. Şu gün ölsem, tahminimce benim kalbim o teraziyi kırar. Anubis’e de mahçup olmak istemem. O zaman bugünden başlamak durumundayım bu dengeyi kurmaya, insan gibi davranmaya...
Çünkü Anubis’in kapıyı ne zaman çalacağı belli olmaz öyle değil mi! :))
Benimde Mısır mitolojisine ilgim var ve okurken yıldızlar parladı gözümde, terazi iyi bir nokta. Daha iyi olan nokta ise vicdanın değişkenliğine değinmen. Ve evet zamanla körelen duygunun akılla harmanlanması çok daha iyi bir birleşim olurdu. Bu hatırlatıcı olsa her günümüz daha berrak olurdu ve mahçubiyetle Anubis’e yaklaşmazdık. Düşünüyorum, daha çok uğraşla tüyden daha hafif bir kalbin gerçekliğine yaklaşmanın ihtimali mümkün olur muydu? Evet davetsiz bir misafir için hep hazırlıklı olmak gerek😊
"Eskiden vicdanını rahatsız eden bir durum, artık aynı şekilde seni etkilemeyebilir". Bu en güzel söz, çok doğru söz ve beni korkutan gerçek. İnsanlar bunun olmaması için yaşamalı
Zengin ve korkak insanlar. Ne denemeye cesaret edebilmişler ne yaşamaya. Mal varlığının arkasına saklana saklana bir mal da o oluvermiş. Ondan âlâ kim kaybedebilir ki ruhunu?
Hayvanlara insanlara işkence eden, şiddet edenler, tecavüzcüler, seri katiller, pedofililer falan. Hepsini bir yere toplayıp, kendilerini hallerinde takılsın p*slikler.
Ruhsuzluk aslında bir yanılsama gibi... Sabah güneşini keyifle izlediğinde, bir çocuğun gülümsemesine kayıtsız kalamadığında ya da şarkının ritmine kaptırdığında, tüm insanlarda bir parça ruh olduğunu hissedersin. Bazen insanlar yorgun, hissiz hatta kopuk görünebilir, ama bu hepimizin içinde yatan duyguları sakladığımızı gösterir. Ruhsuzluk değil de, belki duygularını kaybetmiş gibi hissetme hali olabilir.
Mutlu değiliz çünkü gerçeklikle yalnız kalamıyoruz bize hep bir şeyler empoze ediliyor aldığımız bir sey elimize ğeçmeden bir yenisi çıkıyor ve onu alma ihtiyacı doğruluyor bize birileri hep oyalıyor bizi haliyle varlıkta mutsuzluk yaşıyoruz bunun farkındayız ama konfor olmadan da yaşayamıyoruz
Nefs-i müdafaaya dayanan suçlar anlaşılabilir, empati kurulabilir bir noktaya kadar ama zevk için can alanlar, can yakanlar geri dönüşü olmayacak şekilde insanlıktan çıkanlar..
Sonunda soruya uygun bir yanıt🥲 Vicdani muhakeme bizi insani yapan en büyük değerlerden biri. Ama yokluğunda bu bizi ruhsuz mu yapar yoksa ruhu yozlaşmış biri mi?