Hayatın kişiye karşı oluşturduğu dayatılarla mı hayat yaşanılır kılınır? Bu dayatmaları hayat değilde insanlar yapıyor. Ciddiye almamak, umursamamak insanı mutlu edebilir miydi? İpin ucu kişiden kaçtığında, akışını kendi belirleyemediğinde, bu kontrolü kişinin kendisi sağlayamadığında iyi olunur muydu, tartışılır. Hayatı cidiye alınca veya almayınca ne değişiyor? Hayat bunu umursuyor mu ki?
Hayatı ciddiye alarak mı, almayarak mı yaşamak gerekir?
Bazen öyle acımasızca bir şeyle karşılaşıyorsun ki, hayatı ciddiye almayı bir yana bırakıp "Ulen neden ordaydım ki, orada olmamam lazımdı" diyerek yılları geçirdiğini farkediyorsun.
Odaklanmışsın bir yere, ordan kurtulup bir de hayatı mı ciddiye alacaksın.
Dedelerimiz daha dayanıklı malzeme seçeneği varken de evlerini tahtadan yaparlardı. diğer seçenekler için ''dünyaya kazık çakmaya mı geldik?' diye düşünürlerdi.
Şimdi adam 3. evimi nasıl alırım derdinde oradan oraya koşturuyor. Siyaset, futbol için çırpınıyor. ölmeyi pek düşünmüyor galiba. Yaşam sürelerimiz çok değişmedi ama zihnimiz ölümü tamamen unuttu. Lakin hayatın gerçekleri değişmedi. İşte burada insan gerçek yüzüne çarpınca eskiye göre daha dayanıksız, acılar daha ağır. Çünkü kaçtığını sandığı gerçek hep yanı başındaydı. istediği kadar yüzünü çevirsin gölgesi hala burada.
Bir çoğumuz unutuyor ve zihinleri sanki ölüm yokmuş gibi takıyor ve önemsiyor hayatı. Aslında ölümün farkında olup ölüme inat, son günümüzmüş ve ölüme inat ölümsüz gibi takmadan yaşamamız lazım.
Çokta ciddiye almadan yasamak gerekir.. Bir kalp krizi bir aort yırtılması bir ayaginin kayıp düşmen seni bu hayattan kopartır.. Yirtindigin kendini paraladigin sağlığından zamanından ailenden sevdiğin insanlardan caldigin zamanlar biranda sıfırlanır..
Bir çok sevin kontolunun kendisinde sanan insanoğlu dünyadaki sifatlara ya da eşyalara o kadar önem veriyor ki asıl önemli olan herşeyi unutuyor.. Anların toplami olan hayatta belkide bir çok anını göremiyor.. Bundan mütevellit hayat ciddiye alınmamali ama yaşamak çok ciddiye alınmalı.. Asıl mesele yaşamakta... Yasayamiyorsan yaşayacağın durm ve kosullari seçmekte :))
O', onu ciddiye alan ve peşinden koşan insanlarla ego kasmış ve yücelmiş bir kavramdır sadece. Aslolan sensin ve senin tutkuların, hayallerin. Ne hayatı ve ne de başka bir şeyi, kendini ciddiye almalı, sevmeli, değer vermeli. O vakit hayat bile gözlerini senden alamıyor.
Hayatı ciddiye alırsan, onun isteklerine göre şekillenmen gerekir. Kendini ciddiye alırsan, hayatı isteklerine hizmet ederken bulursun. Kendini sevmek hayatı dışlamak ve onu hiçe saymak değildir, aksine bunu başaran insanlar tutkularını yaşarken zaten hayat ile iç içe, fakat onunla huzur dolu bir yolculuk yaşarlar.
Ben bu masallara inanmıyorum. Bilhassa da bu ülkede. Zaten her gün ayrı bir rezilliğin, haksızlığın, adaletsizliğin, bolca hukuk gaspının, çürümenin, yozlaşmanın, ahlâk adı altında yapılan yığınla su katılmamış şerefsizliğin içinde kulaç attığımız bu ülkede biri kalkıp da "ben bu hayatı ciddiye almıyorum" dese, yüzüne kürekle vurasım geliyor! Bir bataklığın ortasında günden güne batarken Pollyna'cılık yapanların samimiyetine de inanmıyorum.
Bazı kısımları her zaman ciddiye alarak ki bu aile, kariyer ve eğitim oluyor çocuklar da dahil. Bazı kısımlar ise tamamen kendinizi salıvermeniz gerekir. Aşk gibi tatil gibi ve yardımseverlik duygularınızın pekiştiği anlarda olduğu gibi.
Madem ki ruhsal ve maddi olarak iki boyutlu varlıklarız öyleyse her alanda ciddiye alacağımız veya almayacağımız noktaları belirleyip hayatın keyfini sürmeliyiz.
Hayatı ciddiye almama şansımız yok.. Değişen ve gelişen, dinamik bir özelliğe sahip olan şey aslında insanın kendisi.. Hayat da bu şartlar temelinde bize bir şeyler sunuyor ya da sunmuyor.. Yani hayat etkilenen, insan etkileyen taraf.. Sonra da olay tersine dönüyor; etkileyen hayat, etkilenen insan gibi görünüyor.. Oysa o şartları yaratan asıl özne; insan...
Hayat şeytanla değil günahla barışarak yaşanmalıdır. Ne güünahtan kaç ne de günaha yorul. Bekle, istikbalin günahının elinden tutup götürmeye ve kalbine bir ferah indirmeye müjdedir. Sabret, hiçbir günah yoktur ki paramparça olup ufalanmış olmasın. Ve hatırla ki istikbal arşa yerleşendedir
Ciddiye alınacak ve alınmayacak şeyleri ayırt ederek olsa gerek. Çünkü ne zaman bu ayrım yanlış yapılsa bozuk psikoloji bir kenardan sırıtarak bekler pozisyona geçiyor 🙃
Dozunda ciddiye almak gerek çok ciddiye alınca panik atak/depresyon vb. hastalıklar çıkar ortaya. Hiç ciddiye almayınca da başıboş dolaşan hayvanlardan farkı kalmaz insanın.
Çok fazla hayatı ciddiye almazsan hayat ona ciddiye alman için sana ciddi bir sınav verecektir... Ama çok fazla ciddiye alırsan da hayat çok sıkıcı olmaya başlayacaktır o yüzden orta yolu tutturmakta fayda var
Hiç ölmeyecekmiş gibi ciddiye almak, ama yarın ölecekmiş gibi de nötr olmak aslında.. Basit şeylerle kendimizi ve ruhumuzu yormadan, daha çok manevî, içsel ve farkındalık ile yaşayıp her animizdan keyif almak...
Ben ciddiye almıyorum devlete borcum olsaydı strese girmezdim derdim alıp götürsünler o halde derdim ne üzeceğim kendi mi hapse girseydim gülerek girerdim kahkaha atarak herşeye gülen şaban gibi oldum
1
0 Yorumla
Gizli Üye
(30-35)
1 yıl
Kontrol edebildiğimiz kısmı ciddiye alarak, kontrol edemediğimiz kısmı serbest bırakarak.