Beni Maneviyat yönetiyor. Ne kadar zor bir hayattan geçersem geçeyim Seccademden ayrı kalmam. Kalbimi yumuşatır, ruhumu yumuşatır, aklımı yumuşatır.
Her daim beni işiten O' dur. Beni bir dinleyenim var. Ben görmesem de beni muhafaza ediyor, kabzeyliyor. O yüzden aşırılıklardan uzak dururum. Daha doğrusu bana dünya cazibesini sergilese umurumda olmaz.
Kişilik & Karakter konusunda 14,5b cevap paylaştı.
Para benim kişilik ya da karakteri üzerinde etkili değil olamaz da. Hersey için araç olarak kalmalı. Para nereye kendisi oraya giden kişiliksiz insancıklardan hep kaçmışımdır.
Cevaplar genelde maneviyat tan yana ama sokaklara çıkıp baktığımızda insanlar maddiyatın esiri haldeler Hani manevi duygularda dostluklar komşuluklar arkadaşlıklar vardıya maalesef maneviyat günümüzde yoğun bakımda gibi ha öldü ha ölecek koca koca binalar ama bir birine selam dahi vermeyen insanlar lüks lüks hayatlar ama birbirine nezaket dahi göstermeyen toplumlar bence biz insanların şapkayı önümüze koyup sorgulamamız gerek manevi duyguları
Maneviyat. Özellikle son iki yıldır bu konuda uyguladığım radikal kararlarım nedeniyle aile bireylerim tarafından çok eleştirildim, bu kararımda değişikliklere gitmem için yer yer yaptırım uyguladılar, teşvik için tekliflerde bulundular. Hala dünya görüşümde bireysel bakış açımın öncelikli olduğu bir hayat sürdürüyorum. Bu kararı aldıktan sonra kaybettiğim maddi olgulara hiç üzülmüyorum. Aksine kaybediş sürecimde fikirsel olgunlaşmama katkı sağladığı için memnun hissediyorum.
Beni maneviyat yönetir, parayı da ben yönetirim. Ne zaman parayla sınansam parayı çok kolay şekilde geri itebiliyorum. Paradan daha önemli şeyler var dünyada ama insanlar bunu anlamıyor. Para önemli ama paraya tapmamak gerekir. Para yönetiyorsa kişiyi, kişinin vay haline.
Maddiyatı bizler çalışıp kazandığımız için her ne kadar kaybetmekte gene ulaşılmayacak bir şey değildir aslında. Ama iş maneviyata geldiğimi işte o an akan sular durur çünkü onu sen değil etrafında arkadaş veya dost ya da eş dediğin insanlar oluyor.
Maneviyat ihtiyacımdan daha fazlasını yönetiyor. Maddiyat ihtiyacım kadarını yönetiyor. Hayatımızı sürdürebilmek için para çok önemli elbette. Ancak hayatımızı huzurla sürdürebilmek için maneviyat daha da önemli.
Yaşamak için öncelikle maneviyat bu yaşamı daha güzel ve bir tık yukarılarda yaşamak istiyorsan birazda maddiyat degiskenlik gösterir neden olan var olmayan var bana kalırsa maneviyat olmadığı yerde maddiyatin bir değeri yoktur
Maneviyat... Paranın esiri zengin olanlar, çevrelerinin etkisiyle kendilerini önemli şahıslar gibi zannetseler de, benim gibilerin gözünde değersiz zavallilardir.
Jep maneviyat diyorlar ama günde kaçkere madde, kaçkere mücerret düşünüyoruz? İki rekât namazı bile aklıma madde gelmeden kılmakta zorlanıyorum. Kendimden başka kimseyi kandıramam.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s. a. v.) zamanında Hifa Hatun isminde bir sahabe annemiz vardı. Bu hanım sahabe çok ama çok güzeldi. Onunla evlenebilmek için birçok sahabe kese kese altın yollar, kimi develer hediye ederdi ama Hifa Hatun hiçbirini kabul etmezdi. Bir gün Hifa Hatun, Peygamber Efendimize (s. a. v); "Ey Allah'ın Resulü bana öyle bir ibadet buyurun ki Allah'ın rızasını kazanayım" der. Hifa Hatun Peygamber Efendimizden namaz veya oruç gibi şeyler beklerken Peygamber Efendimiz (s. a. v); "Ey Hifa! Bekar insanın imanı yarımdır, sen evlen ki imanın tamam olsun" buyurur. Hifa Hatun; "Ey Allah'ın Resulü ben yalnız Allah rızası için evlenirim o zaman evleneceğim kişiyi de siz belirleyin" der. Orada bulunanlar merakla bakarak acaba Peygamber Efendimiz kimi seçecek, Hifa Hatunla kimin evlenmesini isteyecek diye düşünürler. Peygamber (s. a. v); "Yarın sabah namazına ilk gelenle Hifa Hatunu evlendireceğim" der. Onunla evlenmek isteyenler sabah ilk ben mescide gideceğim hatta bazıları acaba uyumasam da sabah ilk ben mi gitsem diye içlerinden geçirirler. Öte yandan adı Suheyf olan bir sahabe de vardır. Bu sahabe ise parası olmadığı hatta başını sokacak bir evi bile olmadığı için hiç böyle bir niyete dahil olmaz. Suheyf (r. a), nerede yemek bulursa orada yemek yer nerede uykusu gelse orada uyur, devamlı Allah Teala'ya ibadetle meşgul olurdu. Kendisini Hifa Hatun'a asla layık görmez. Allah Teala'nın takdirine bakın ki Hifa Hatunla evlenmek için niyetlenen her sahabenin uykusu gelir ve hepsi uykuda kalır. Mescide ilk giden ise Suheyf (r. a) olur. Namaz kılındıktan sonra Efendimiz (s. a. v) Hifa Hatunu çağırtıp; "Seni Suheyf ile evlendirmek istiyorum" der ve Suheyf'e dönerek; "Sen hanımına mehir olarak ne verebilirsin?" buyurur. Suheyf (r. a) her iki elini açıp; "Ey Allah'ın Resulü benim bir şeyim yok ki" diyecekken Hifa Hatun, Suheyf (r. a) diğer sahabelerin içinde mahcup olmasın diye bir kese içerisinde ona altın vererek bunu mehiri olarak vermesini söyler.
Suheyf (r. a) diğer sahabelerin içinde mahcup olmasın diye bir kese içerisinde ona altın vererek bunu mehiri olarak vermesini söyler. Daha sonra evlendikleri ilk gün Suheyf (r. a), hanımı Hifa Hatuna der ki; "Ey Hifa! Sen benimle sadece Allah (c. c) rızası için evlendin. Bu nedenle sen sabretmek, ben de senin gibi müslüman ve dinine sadık biri ile evlendiğim için şükretmek zorundayım. Gel iyisi mi biz seninle bu ilk gecemizi ibadetle geçirelim" der. Sabaha kadar ibadet ederler her secdede gözyaşı dökerler. Sabah olunca Suheyf (r. a) mescide gider. Namazdan sonra Peygamber Efendimiz (s. a. v); "Ey Suheyf, gece ne yaptığınızı sen mi anlatırsın yoksa ben mi anlatayım?" buyurur. Suheyf (r. a) ise; "Allah ve Resulü daha iyi bilir" der. Rasulullah (s. a. v); "Sizin geceki halinizden dolayı Allah (c. c) sizin tüm günahlarınızı affetti" der. Bunun üzerine Suheyf (r. a); "Ey Allah Resulü, ne olur bana dua edin de o halde ben bir daha günah işlemeden Allah (c. c) benim ruhumu alsın" der ve oracıkta ruhunu Rahman'a teslim eder. Bu olay üzerine sahabeler; "Ey Allah'ın Resulü, gece onların hali nasıldı?" diye merakla sorarlar. Peygamber (s. a. v) buyururlar ki; "Onlar bütün gecelerini Allah için ibadetle geçirdiler." Orada bulunanlar şaşırınca Efendimiz (s. a. v); "Size şaşıracağınız bir haber daha vereyim mi? Az önce Hifa Hatun da evde vefat etti" der."
Peygamber Efendimizin Ashab-ı Kiram’a bir mecliste anlattığı ibretlik kıssa.
Bir gün Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz sahâbîlerine şöyle bir kıssa anlattı: Vaktiyle çok zengin bir adam vardı. Öleceğini anlayınca çocuklarını başına topladı. “Yavrularım!” dedi. “Söyleyin bakalım, ben size karşı nasıl bir babaydım?” “Sen babaların en iyisiydin” dedi çocukları. “Öyleyse size bir vasiyetim var” diye sözüne devam etti adam. “Ya bu vasiyetimi tutarsınız veya sizi mirasımdan mahrum ederim.” Çocukları: “Vasiyetini elbette yerine getiririz” dediler. Adam şunları söyledi: “Ben hayatımda hiç iyilik yapmadım. Eğer Allah beni hesaba çekecek olursa, en ağır cezayı bana vereceğini biliyorum. İşte bu sebeple öldüğüm zaman cesedimi yakınız. Sonra benden geriye kalan parçaları iyice ezip kül haline getiriniz. Rüzgârlı bir günde külümü savurunuz. Belki o zaman Allah’ın azabından kurtulabilirim” Çocukları ona, dediklerini aynen yapacaklarına söz verdiler ve sözlerini tuttular. Allah Teâlâ yeryüzüne: “O adama ait senin üzerinde ne varsa hepsini bir araya getir” diye emretti. Yeryüzü bu emri derhal yerine getirdi. Allah Teâlâ da o adama yeniden can verdi ve: “Söyle bakalım, neden böyle davrandın?” diye sordu. Adam: “Senin azabından korktuğum için öyle yaptım, yâ Rabbi” dedi. Cenâb-ı Hak da onu azabından korktuğu için bağışladı. (Buhârî, Enbiyâ 54, Tevhîd 35; Müslim, Tevbe 27-28; Nesâî, Cenâiz 117; İbni Mâce, Zühd 30; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 269, III, 13, 17, 69, 77, V, 383, 395)