Mevlana Hazretleri Mesnevi'de çok güzel açıklamış bunu...
Bir gün, büyük bir bağın iyi kalpli sahibi yoldan geçenleri buyur etti. Onlara bağı göstererek, “Şurada uzanan uzun yolun sağında solunda yeşeren meyve ağaçlarından dilediğinizce toplayın” dedi. Yolcular sevinçle karşıladılar bu çağrıyı; ama yollarından geri kalmak da istemiyorlardı. “Öyleyse,” diye düşündüler, “hem yol almayı sürdürelim hem de ağaçlardan meyve toplayalım...” Meyve toplayışları şu biçimdeydi: Her ağaçtan en iri gördükleri birkaçını alıyorlar, sonra diğer ağaçlara geçiyorlar, bir sonrakinde daha iyilerini buluruz düşüncesiyle bir önceki ağacı sayısız yemişleriyle öylece bırakıyor, bir yandan da “Ne de olsa ağaçlar yerinde duruyor; olmazsa döner diğer meyveleri de toplarız!” diye umuyorlardı. Oysa her ağaçtan bütün yemişleri koparıp gitseler bağ sahibi gene sesini çıkarmazdı. Böyle böyle umutları hep bir sonraki ağaca ertelemenin esrikliğiyle o ağaçtan beş tane diğerinden üç tane kopararak bir zaman yol aldı yolcular... Derken hiç bitmeyecek sandıkları yol, bakmışlar ki sonuna gelmiş. Burası bağın çıkışıydı. Ama topladıkları meyveler yolcular için asla yeterli değildi; arkada bıraktıkları ağaçlar ise daha nicelerini saklamaktaydı. Geri dönmeye yeltendiler... Bağcı buna izin vermedi, geçtikleri upuzun yolu gösterdi onlara. Bir de ne görsünler: Başkaları, ta yolun başından değin dizi dizi, yol boyu geliyorlar. Hem de ağaçlardan, tıpkı onlar gibi, meyveleri üçer beşer toplayarak. İlginç olanı ise, eli açık bağcının ağaçları dopdolu yemişlerle yenileniyordu. Çıkış kapısına gelmiş olanlara bu yeni ağaçlar uzaktan sanki daha bir meyveli, meyveleri daha bir iri geliyordu. İç geçirerek şöyle düşündüler: “Ah ne olurdu şu iyi kalpli adam bir şans daha tanısa bize de bağ girişinden tekrar başlasak! Ama bu kez bütün meyvelerini toplasak ağaçların...” Oysa en akıllıları bile başaramamıştı bunu... Çünkü bu, insanın elinde olan bir şey değildi!
Merhaba.. Aslına bakarsak bana zaman israfı olarak gelen şey, mükemmeli aramaktan ziyade, olmayacağını bildiğimiz şeylerin peşinde koşmak gibi geliyor.. Kendi adıma konuşmam gerekirse mükemmeli aramadım hiç bir zaman ama en azından bana uygun olabileceğini düşündüğüm şeylerle ya da kişilerle uğraştım.. Ben mükemmeli değil bana uygun olanı isterim hepsi bu.. Arayışta değilim.. İnsan sürekli arayış içerisinde olursa hata yapma potansiyeli o kadar artar.. Zamana bırakmak hem rahatlatıyor hem de yormuyor insanı.. Yanlış insanlarla yanlış zamanda bulunmak çok daha büyük israfdır.. Keyifli geceler..
Mükemmel olan kimse yoktur hayatta. Kimse dört dörtlük değil. Benim diyene hiç inanmam zaten. Mükemmel olan biri benim demez zaten mükemmellik gereği 🙂 Bence; bu arayışa girmektense olmayacak şeylerin peşini bırakmalı insan. Zaten bunu yaptığında kafadan zamandan tassarruf edecek. Tabi anlayana...
Mükemmel diye bir şey yoktur. Çünkü mükemmel demek beğeninin, isteğin ve arayışın en üst noktasıdır. Akıl sahibi insan, doğası gereği her şeyi her zaman sorgulanabilirliğe sahip kılar. Yani değişmez bir mükemmellik yoktur.
Selam, Neden hep mükemmeli ararız ki? Bunu yaparken dönüp kendimize "ben mükemmel miyim?" diye soruyor muyuz? Ya da bunu yapan kaç insan var dünyada? Bence mükemmeli aramak yerine kusur kabul etmeyi ve hatalardan çıkarılan dersleri önemsemeliyiz.
Evet, zaman israfı ve kendini yıpratmaktır, tabi ki belirli bir hayat seviyesine ulaşmalısın ama kendini bitirip hayattan soğumamalısın İdeallerini gerçekleştiremiyorsan, gerçeklerini idealleştirmelisin