Aslında duygularımızı bişekilde farketmek, dışa vurmak, dikkate almak zorundayız. Halbuki bazı durumlarda bastırıyoruz, içe atabiliyoruz; öfke gibi, şehvet gibi.
Özellikle dindar muhafazakâr insanlar duygularını yönetme konusunda dini hassasiyeti olmayan insanlara kıyasla daha dikkatli olmak durumunda hissederler kendilerini... Baktığımız zaman dini hassasiyeti olmayan insanların bu konuda daha rahat olduğunu soyleyebiliriz. _" niye böyle davrandın" _" canım öyle istedi" _ " niye böyle konuştun" _" canım böyle istedi" Tamam da arkadaş içinden geldiği gibi davranma haline dürtüsellik denir. Ve bunun süreklilik arz etmesi, yersiz ve zamansız olması psikolojik rahatsızlık olarak tanımlanır orta ve uzun vadede. Sen artık duygularıyla hareket eden değil, dürtüleriyle hareket eden biri haline dönüstün farkında olmadan.
E muhafazakâr kesime bakıyoruz hiç ses seda yok. Napıyolar? Duygularını tamamen bastırıyolar. İyi mi? Kesinlikle hayır. Güç eline geçtiğinde , para eline geçtiğinde bastırdıkları duygularla nasıl hareket edeceklerini şaşırıyolar. Peki sen olaya bu yönüyle baktığında duygularınla mı, yoksa dürtülerinle mi hareket ediyosun?
Güncellemeler
+1 yıl
Hiç çalışmadım zaten aramaya: ))
Duygularınla mı yoksa dürtülerinle mi hareket ediyosun?
Geçenlerde bir imam ile konuştum, yeni imam olmuş.
Nasılsın dedim, memnun musun hayatından... vs. sordum. "Bizim işimiz çok zor bir iş, her şeyimize ( giyimden, konuşmaya, hal ve hareketlerinde...) dikkat etmek zorundayız, insanlar bizi örnek alıyor, güzel örnek olmak zorundayız" dedi.
Şimdi bu imam, kot pantolon giymek istese bile giyemiyor, çünkü yadırganacağını düşünüyor.
Çok dindar olan kesimlerin hayatı zordur, senin detayda anlattığın gibi bir çok konuda kendilerini daha dikkatli olmak zorunda hissederler. Mesela, "ben kapalıyım konsere gitsem, gece sokağa çıksam, gece kulübüne gitsem, kot pantolon giysem... vs. ( bu örnekler çoğaltılabilir) yanlış anlaşabilirim, insanlar beni yadırgayabilir" şeklinde düşünebilirler.
Bana gelince; ben mi, duygusal bir insanımdır, her zaman duygularım ön planda olur ama yine de çoğu zaman dürtü demeyelim de mantığımı dinlerim 🙂 Rahat insanımdır, her yerde olduğum gibi rahat davranırım. Şunu yaparsam, bu ne diyecek diye düşünmem, rezil olacak mışım olayım, kim ne derse desin umrumda olmaz...
Olaylara göre değişir. Duygu genelde ön plandadır ama bazı yaşadıklarımdan dolayı mantığımı kullanıyorum. Tamamını değil ama vicdan muhakemesini bırakmam. Ölçülü olmaya gayret ederim.
Mütedeyyin bir insanım ve ona göre davranmak zorunda olduğumu hep düşünürüm. Hâl ve hareketlerim, sözlerim. Müslümanım deyip te Müslüman olunmuyor maalesef. Benim yaptığım o yolda düzgün yürümek takip etmek elimden geldiğimce.
Aşırılığım yoktur. Normal giyinen bir insanım. Ama en nefret ettiğim BACIM deyip KARAKTERSİZ davranan insanlardır. Bu kişilerinde dinle imanla alakası yoktur. Bunu parası olanda yapıyor olmayanda.
Bir kişi Namaz kılıyor diye, Öğretmen diye, Atatürkçü diye, Profesör diye ahlaksızlık yapıyorsa bu taşıdığı dini, siyasi, mesleki kimliğini ilgilendirmez ve bu kimliği kirletmez. Yaptığı ahlaksızlık kişiseldir ve onu bağlar. Kimliğini bağlamaz.
Ama nedense din konusu olduğunda çoğu herkes başka gözle bakıyor maalesef. Onun ahlaksız olması inanmış olduğu dini kirletmez. Bir üzüm salkımında bir tane çürük var diye o üzüm salkımını çöpe atamazsınız., çürük diyemezsiniz. Atarsanız da ziyan etmiş olursunuz, israf etmiş olursunuz, ayrımcılık yapmış olursunuz. Hatayı en başta siz yapmış olursunuz. Bu sadece din unsuru değil. Diğer konular içinde geçerli bir durum bu.
Suç kişiseldir. Kişiyi bağlar ve toplumda cezasını verir.
Sanırım ya ben anlatmışım söylemeye çalıştığımı ya da siz yanlış anlamışsınız. Kesinlikle kimseyi yaflatamak değil niyetim. Kusura bakmayın ama böyle algılamanıza sebep olduğum için.
Neden muhafazakâr kesimi örnek verdim? Aslında bizim ve daha önceki jenerasyonlar için geçerli bu durum diyebilirim. Duygularımızı bastırmayı kendimiz tercih etmedik. Dayattılar bunu bize. Öyle yetistirdiler. Kim yaptı bunu? Annemiz, babamız , toplum. _"dik durma" _" neden" _" belli olmasın gögüslerin"
E bu omurgayı Mevla verdi bize dik duralım diye. Üstelik canlılar arasında tek omurgalı canlı türüyüz. Eğilip bükülelim diye mi? _"işve yapma cilve yapma"
Neden? Allah kadını bu fırat üzere yarattı ama. Tabiki dik durucaz, tabiki fıtratımız gereği isvemiz cilvemiz olucak. Belki hatlarımız ortaya çıkıcak ama örtücez onu. Sınav tamda burada işte.
Kadınların kadınlıklarını, disiliklerini elinden aldılar. Duygularını fıtratlarını bastırdılar, erkekleştirdiler. Evliliklerde neden bu kadar problem yaşanıyor? Çünkü kadınlar dişi değil, sadce anne. Ve eşlerine de ebeveyn. Çünkü başka bişi bırakmadılar onlara. Bunlarıda maalesef anneler yaptı kızlarına. Regl olduğumuzu bile soyleyemedik annelerimize. Ayıpmış gunahmış hastalıkmıs gibi davrandilar. Ve bu daha çok muhafazakar kesim de vücut buldu. Söylemeye çalıştığım bastırılan duygular bişekilde ortaya cikariyo kendini uygun bir zemin bulduğunda. Bu kimi zaman karıkoca arasında problemlere neden oluyo kimi zamn da, sorduğum sorunun detayında verdiğim örnek gibi su yüzüne çıkabiliyo. Verdiğim örnek kulağa kötü gelmiş olabilir. Ama inanın sebebi genelde açıklamaya çalıştığım kısımda saklı.
Dediklerinizde haklılık payı var. Evet kapalı ve baskıcı topluluk olduğumuz doğru. Bu nesillerden gelen bir örf adet gibi idi. Ataerkil bir topluluktan geldik. Erkek evin Reisidir, evi geçindiren, koruyan kollayan bir rolü vardır.
Artık bu kuşağın yani yeni jenerasyonunun yerine daha esnek, duygularını daha rahatça sergileyebilen, özgürlükçü bir nesil ortaya çıktı. Ama özgülükle beraber edep, hâyâ, saygı, hoşgörüde de zedelenmeler ve yıpranmalar oldu.
Ben de muhafazakâr büyüdüm. İnan Liseye kadar evin kapısının dışından bir yere gitmezdim. Annem ve Babam Namaz kılardı. Bana öğrettikleri edep, hâyâ, nimete saygı, dürüstlük, kul hakkı, efendilik... Baskıcı bir ailem yok ama onlara bakarak dahi üzerimde bir sorumluluk olduğunu hissediyordum. Babam memur, annem ev temizliklerine gider bazen beni de götürürdü. Fakirlik işte.
Dini bir eğitim almadım. Sadece okuyarak araştırarak bilgi birikimim oldu. Bunları anlatmamım sebebi Her Ailenin yetiştirme tarzı farklıydı. Kimisi çok baskıcı kuralcı, kimisi de lisan-ı hâl ile zorlamadan öğreti idi. Severek öğrenme idi.
O zamanlar kız çocuklarına yetiştirme anlamında bir baskı olduğunu kabul ediyorum. Erkek çocukları daha gevşekti. Genç kızlar evi temizler, ev işleri ile uğraşır, Erklerde dışarıda oyun oynarlardı.
Bu öğretiler tamamen Babadan oğula geçen bir miras gibi Kültür haline gelmişti. Burada amaç sadece kendi bakış açılarına göre çocukları şekillendirerek bir kalıba sokmak, koruyup kollamaktı. Onlara göre yetiştirme tarzı idi. Büyüklere karşı gelmek saygısızlık idi. Belki bunlar yanlış idi ama Temiz bir toplum ve hoşgörülü insanlar var idi.
Şimdi yaşadığımız dönemde özgürlükler o kadar abartıldı ki artık iş rayından çıkıverdi.
Dinimiz Kadına her zaman değer verir. Cennet Annelerin ayaklarının altındadır demiş Peygamber Efendimiz (s. a. v.) Her zaman Anne ve Babaya itaat edin diye buyurur dinimiz. Sadece Baba kelimesini kullanmaz. Cahiliye döneminde Kadınlara yapılanları bir hatırla. İnsan olarak bir değeri dahi yoktu. Kadın ve Erkek eşittir. Bunu dinimizde ifade ediyor zaten. Dinen evi geçimini sağlayacak kişi Erkektir. Ama Kur'an-ı Kerim de dahi erkek kadından üstündür demez. Sadece aile içi miras hukuku gibi ya da karar verilme noktasında Erkek kadından üstündür ifadesi yer almaktadır. Burada ki kıstas ta tamamen erkeğin dediği dedik değil. Kadın ile Erkek arasında ki istişareden sonra verilecek bir kararın erkeğin söylemesi uygun görülür.
Allah' ın (c. c.) ifadesi bizler (kadın-erkek); Müminler Allah' ın yeryüzünde ki Halifeleridir. diye buyurur. Bundan daha onurlu bir duruş var mı? Bunu bilen bir Müslüman bunu düşünüp ona göre hayatını şekillendirmelidir. Allah nasıl davranmamız gerektiğini Peygamber Efendimiz aracılığı ile bildirmiş.
Ama bizler bunu maalesef farklı algılayıp bambaşka bir din yaşıyoruz. Bizlere emanet edilen din bu değil.
Vedâ Hûtbesinde Allah Resülü (s. a. v.) şöyle buyurmuştur;
Ey İnsanlar. Kadınların Hakkını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz Kadınları Allah' ın bir emaneti olarak aldınız. Onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek Helal edindiniz.
Şimdi ben Müslümanım diyen bir kişi Allah' ın verdiği bir emanete hıyanet ederse karşısında onu bulur. Kendisine de Müslümanım demesin. Adamın patronu işçisine bir araba emanet etse ya da en değerli bir eşyasını ve sonra ona zarar verse ya da kaybetse. O işçi nasıl korkar Patronundan dimi. Ama Kendini bilmeyen Erkek Patronunda korktuğu kadar kendisini yaratan Allah' tan korkmuyor maalesef. Allah sabredendir, mühlet verendir. Herkesin vakti gelende hesaba çekilir.
Evlenmiş bir Erkek eşini razı etmek zorundadır. Her ne olursa olsun. Maddi, manevi, duygusal ya da sevgi muhabbeti ile. Kadın bir Obje değildir. Senin Annene verdiğin değeri ona fazlasıyla vermek zorundasın. Çalışabilirsin, yorgun gelebilirsin ama kapı açıldığında, karşına çıktığında onun gözlerinde, yüreğinde boğulmalısın. Onun sevgisini hak etmeli ve o da senin gibi olmalıdır.
Bir erkek kadının sessiz çığlıklarından korkmalıdır. Onu bu hale getirmek en büyük zulümdür. Kadın fıtratı gereği nazenindir, latiftir, ince ruhludur ve o sebeple fiziksel bir gücü yoktur. Sevgi ve Merhamet timsalidir Kadın. Bir erkeğin Kadına el kaldırması kadar Aşağılık bir durum yoktur. Unutmasın ki Ondan daha güçlü olan Allah vardır. O' nun azabına maruz kalmak ne kötü bir şeydir.
Ben burada din üzerine konuştum. Hatalarım eksiklerim vardır elbet. Kişi Dinini bilir ise nasıl davranacağını da bilir. Ama eksik bilir ise günümüz insanı gibi olur.
Tam olarak söylemek istediklerimi çok güzel açıklamışsınız. Dini yanlış yorumlayıp, kendi yorumlarına göre davrandınları için bu bahsettigim noktaya gelindi zaten. Bizim ve bizden önceki jenerasyon için geçerli bu soylediklerim dmem de tamamen dediginiz gibi. Artık sorun daha farklı. Şimdi de daha rahat ve hadsizliklerin farkinda bile olunamayacak şekle büründü... Teşekkür ederim yaziniz için🙏. Vaktinizi aldım. İyi akşam dilerim...
Birbirini tetikleyen iki mekanizma gibi düşünüyorum bunu. Hem duyguya yer veriyorum hem dürtüye.. Esasen iki halde beyinde başlıyor, tüm bedene, ordan da hareketlerimize ve dilimize yansıyor.
Nasıl ki libidosu yükselen birisi, herşeyi iki kat hisseder, cesareti artar, sözleri daha nettir. Peki bu durum duygusal mıdır? Dürtüsel mi? Bence ikisi de devreye girmiştir. Mütedeyyin insanlara gelince, evet onlar bastırıyor ve gerçekten durumun farkındaysa bunu huy haline getiriyor. Hiç bir zaman nefsani hareket etmiyor. Durumunun farkında değilse, bir gün bir anda kendini ve kerkesi ters köşe yapacak kadar büyük bir dalgalanma yaşıyorlar evet.
Selam, Duygular ve dürtüleri akla teslim etmek en doğrusu özellikle dindar kesim için... Akılla yaşamak tercihleri dalgalardan, sarsılmaktan korur. Eline güç geçtiğinde Allah'a isyan bayrağını bir insan akılla iman ettiyse çekme dürtüleri duymaz çünkü... İman ederken evet iman ettim ama şu an çılgın dürtülerimle sabrediyorum kafası aklın olmadığı bir iman ilk fırsatta sarsılmaya mahkumdur. Bu aslında sadece dindar insanlar için değil tüm inançlı ve inançsız her insan için gerekli. Akıl, daima başrolde yer alırsa, vicdan akılla iş birliği yaparak duygulara ve dürtülere sağlıklı olarak hükmedecektir. Teşekkürler...🦄🍀❤️
Çoğu duygularıma hakim olmayı bilirim. Hayatım boyunca bunu başardım. İnsanın bazı duyguları zaafları olur. Bunu dürtü ile belli ederseniz bir gün size olumsuz döner. Bunu kullanırlar. Çoğu duyguları saklamak iyidir. Düşüncelerimin kavrama şekli önemlidir. İnsanlar kendi elindeki gücü kullanarak belirli şeyler yapıyor. Halbuki o gücü neden iyilik yönünde kullanmıyor. Kimsenin işine bu gelmiyor. Çünkü varlık olarak doyumsuz olmuşuz her konuda. Daha çok isteriz. Hayvanlar bile doyduğunda saldırmaz ama bizim türümüzün bunu düşünme yetisi yok.
ben duygularımla hareket eden bir insan evladıyım.. içimden gelmeyen hiçbir şeyi yapmadım.. içimden gelen her şeyi de yaptım beni ben yapan bu olsa gerek diye düşünüyorum
Hem mantığımla hem de duygularımla hareket etmeye çalışıyorum. Tek bir şeyle hareket ettiğim zaman kaybettiğim şeyler çok ağır olabiliyor.
2
0 Yorumla
Gizli Üye
(36-45)
+1 yıl
Senin profiline baktim yaşına baktim Olgun dişi arzulatici ve ateşli bir kadin olmali bu diye düşünüp peşine takildim. Neyimle hareket ettim ben şimdi?