Psikoloji de bunun bir ismi vardı ama kelime şu an aklıma gelmedi doğrusu..
Bildiğiniz üzere video, aslında resimlerden oluşur. İnsan beyni fotoğraf makinesi gibidir, her an biz farkına varmasak da görüntüyü, kare kare fotoğraf çekip beyne bunu iletir.. Subliminal 25. kare tekniğinde olduğu gibi, görünmeyen veya arka planda olan ne varsa, beyin bunu otomatik olarak alır ve işler.. Yargılamak da bunun gibi bir şey aslında.. Doğru yapılan onca şey göze batmaz ama en ufak bir hata yapılsa beyinde direk alarm sinyalleri çalar ve ayrıştırılan bir şey haline gelir.. Yargılamak, eleştirmek anormal değil aslında, bana göre sorun, "Takdir etmemek.."
Kendi yanlışlarıyla meşgul olmayan insanlar maalesef başkalarının hatalarını görür, eksik yanlarını araştırır.. Olgun, karakterli kişiler kendi hatalarıyla meşgul olur ve insanların hatasını kapatır, örter. Ama insanlıktan nasibini almayanlar eğlenirler, gülerler. Bu biraz da karakter meselesidir ve insanın iç dünyasının yansımasıdır. Zira iç dünyası güzel olan insanlar güzellikleri görür, iç dünyası fesatlıklarla dolu olan insan ise kusur görür, kusurları yayar, eğlence malzemesi eder. Kibir, narsizm, aşağılanma kompleksi, nankörlük, fesatlık, kıskançlık, alaycılık, vefa bilmemesi gibi şeytani duygular muhattabımızın onca doğrusu varken, tek bir yanlışını görmemize neden olur. Bazen de kişi çok kırılmıştır, öyle çok kırılmıştır ki yapılan tek bir kötülük, yanlış bugüne kadar gördüğü iyilikleri, güzellikleri unutmasına sebep olmuştur. Böyle bir insanı da nankör addetmemek gerekiyor, zira insanın içinden ağlaması, içinin ağlaması çok kötü bir yıkım.. Ne kadar iyilik görürse görsün insan bazen tek bir kötülük, tek bir yanlış tüm iyilikleri silip süpürür.. Bazen de kişi öylesine fedakar, yumuşak, uyumludur ki böyle bir kişinin adeta hata yapma hakkı yoktur.. Dört dörtlük olmak, mükemmel olmakta iyi değildir bu anlamda. Çünkü her işe yarayan, haddinden fazla fedakar olan, hayır demeyen kişiler her zaman aranan kişilerdir ve bu kişilerden beklentiler fazla olur. Aslında hata onlardadır bence.. Çünkü alıştırmamak lazım, hayır demeyi bilmek lazım.. Böyle insanlar 99 tane iyilik yapsa ve 1 tane yanlış yapsa,1 kez hayır dese o 99 iyilikleri görülmeyecek.. İnsan hayır demeyi, önce ben demeyi, sınır çizmeyi, gereksiz iyiliklerde bulunmamayı da bilmeli. Nabza göre şerbet vermeli bence.
İnsanların bakış açısı hayata ve insanlara da nasıl bakmaları gerektiğini gösterir. Kimisi her durumda kusur araken kimisi de hata kapatmaya meyilli olur.
İnsanın mayasında olması lazım bazı şeyler. Zaten insanoğlu olarak çok zaafları olan bir canlı olarak yaratılmışken, eksik yonlerimizi görüp tedavi etmeliyiz. İşte durum tam da burada başlıyor. Kişi kendisinden önce karşıdaki kişiye bakıyor. Hayat o kadar kısa ki, sadece kendimize bu zamanı ayırsak bile yetmez ama biz bu kısacık zamanı başkalarının kusurlarını araştırmaya harcıyoruz. Ve en başta kendimize yazık ediyoruz...
Bir de şu var ki, insanlar olarak ne kadar hatalarla dolu olduğumuzu kabul etmek istemiyoruz. Herkes herkesi mükemmel bekliyor. O yüzden de en ufak kusur da gözden çıkarılan taraf oluyoruz maalesef.
Son olarak da vefâ diyeceğim... Eğer bir insanın vefası varsa, karşıdaki kişinin hataları olmasına rağmen ilk önce kendisine yapılan iyilikleri görür ve karşıdaki kişiye o şekilde yaklaşır. Yani güzeli görür, güzel cevap verir kısaca.
Hz isa havarileriyle yolda yürürken bir köpek ölüsüne rastlarlar havarilerden her biri köpek ile ilgili menfi bir durumu dile getirir bir kokuyor der digeri rengini begenmez vs. Hz. İsa da ne kadarda güzel dişleri varmış der olaylara ve durumlara hangi zaviyeden baktığımız çok önemlidir güzel bakan güzel görür kusur arayan kusur bulur.
Çünkü kimse iyi yönden bakmayı bilmiyor bizim insanımız kusur aramayı seviyor. Isterse 10 tane huyun iyi olsun 1 tanesi kötüyse yetiyor göze batmaya. Mükemmelliyetcii olmaktan vazgeçseler sorun çözülecek.