Sürgünde Dostoyevski, hapishanedeki bir köpekle, insan ilişkileri üzerine gözleme dayalı bir deney yapar. Köpek kimse tarafından sevilmez ve yanından geçen her mahkum ona bir tekme atar. Tuhaf olan yanı köpek kaçmaz ve mahkumların ona rahat vurabilmesi içim pozisyon alır. Dostoyevski günün birinde bu köpeğe yaklaşır ve kendisinden bekleneceği gibi onu sevgiyle okşar. Köpek bir süre şaşkın şaşkın ona baktıktan sonra havlayarak yanından uzaklaşır.
O günden sonra köpek bir daha Dostoyevski’ye yaklaşmaz ve onu nerede görse havlayarak kaçar.İnsan her ne kadar sevgiye aç bir canlı bile olsa, tatmadığı güzel duygulardan kaçar mı?
Kötülüğü hayat şartı kabul etmiş bir insan, iyilikten kaçar mı?
Hayat şartı kabul eden kişiler midir bilmiyorum, ancak hayat boyu sürekli acılara ve haksızlıklara uğrayan bir kişi sevgiye açtır, hatta bırakınız sevgiyi sevgi kırıntısına bile açtır. Fakat bu durumlarda o insanlarda kendini değersiz hissetme alışkanlığı vardır. Sürekli bir çeşit "tekmeler" ile örselenen bu insan kötülüğü hayat şartı kabul etmez aslında. Kabul etmek zorunda bırakılır...
İyilikten kaçmaları alışkın olmadıklarından dolayı ise sorun yoktur elbet alışırlar. Ancak bu bağımlılık derecesine geldiyse bu insan zaten kendi değerinin farkında değildir. Nietzsche diyor ya "Kendinden nefret eden insandan kaçın". Belki buradaki köpek de kendinden nefret etmiş ve ona sunulan dünyaya razı olmuş. Yemek verirlerse yerim, dayak atarlarsa onu da yerim mantığında ise o da kendinden nefret etmiş olabilir
Şiddete alışmış köpek sevgi görünce tuhaflık hissediyor, en son sevgi gördüğünde başına ne geldi kim bilir. Bazen kötülük yapmak için iyi olarak yaklaşılır, bedeli ağır olur. Kısaca: İyilik veya kötülük göründüğü gibi değildir. Medanovski
Güzel bir yazı sundun bize! insan alıştığı davranışları tekrarlar ve alışmadığı duygulardan kaçar, bunu yapan insanlar genelde kişisel olarak gelişemezler ve durdukları yerde sayıklarlar Ne zaman insan “comfort zone” dan çıkarsa ve eski alışkanlıklarını yeni tecrübeler ile doldurursa, o vakit gelişir ve olgunlaşır. Bazı insanlar bu döngüyü yaşayabiliyorlar bazıları ise hiç tatmadan ve gelişmeden geberip giderler 😅
Farkında olarak ya da olmayarak bir şekilde kaçıyorlar. Bakış açısı çok önemli , hep negatif bakmaya alışan insanlar asla mutlu olamazlar çünkü tıpkı o köpek gibi mutluluktan kaçarlar. Mutlu anlarında bile en ufak olumsuzluğa saplanıp kalır ve o anı yaşamayı başaramazlar. Ben hayatıma pozitif bakmayı bilen insanları alıyorum. Negatif insanlar sizinde enerjinizi sömürürler
Öğrenilmiş çaresizlik mi oluyor tam olarak emin olmamakla birlikte insanda veya canlıda yetişme şekli bu durumu etkiler yani insan bilmediği şeylerden daha fazla korkar
Kaçar. Hatta bunun temeli korkmaktır. İnsanlar hatta korku duygusuna sahip bütün canlılar "bilmedikleri" şeylerden korkarlar. O harekete alışmamış, uyum sağlamamış, bilmemiş köpek nasıl korkup havlayarak kaçtıysa, insan da bilmediği şeylerden korkar ve kaçabiliyorsa kaçar. Bu; iyi bir şey, sevgi bile olsa...
Emin değilim açıkçası, sevgi içgüdüsel olduğundan köpeğin kaçmasına şaşırdım biraz. Normalde her canlı fiziksel zarar gördüğünde saldırma ya da kaçma eyleminde bulunur. O köpek dayak yemeyi seviyor belli ki. :D
Sevgisizlik insana kendini değersiz hissettirir. Ve bir zaman sonra o tekmeleri mecburiyet ve bir hak gibi algılar insan. “Beni kimse sevmiyor, ben bunları hak ettim” diye düşünür ve o tekmeye muhtaçtır. Ve bu gibi kişiler karşı taraftan bir değer gördüklerinde de “düzgün biri olsaydı benim gibi birine değer vermezdi” düşüncesine kapılır. Şaşkınlık hep bir olumsuz neden aratır. Köpek dayak yemeyi sevmiyor, köpek bunu hak ettiğini ve buna mecbur olduğunu düşünüyor. Çünkü o köpek ona tekme atanlardan daha çok kendini sevmiyor. 😄
Net bir bilgim yok ama psikolojik bir durum bana kalırsa. Çocukluğunda aşağılanmış ve güçsüz etiketi yapıştırılmış kişiler yapıyor bunu genelde. Bu yüzden de fiziksel olarak kendinden daha güçsüz gördüğü biri tarafından işkence görmek hoşlarına gidiyor. 😄
Dostoyevskinin köpek konusu aslında geniş kapsamlı bir olay, milletlerin ve ülkelerin cahiliyet ve eğitimlerini kapsıyor. Birey dünyaya ilk gözlerini açtığında çözümlemeye ve algılamaya aile kavramıyla başlıyor, ailesinden aldıkları ileriki karakterini yüzde 80 etkiliyor. “Çocuk istediğin gibi değil, yetiştirdiğin gibi olur”
Hayatı boyunca kötülük görenin iyiliği keşfetmesi çok zor olacaktır. İyilik gördüğünde kaçmasına şaşırmamak gerekir çünki daha önce tatmadığı, görmediği bi duygu. E bu da ister istemez korkuya sebep olur. Korktuğundan gerek kaçması da çok doğal
Zehire bağımlılık kazanmak, öğrenilmiş çaresizlik ve sevilmeyi bilmemek. Eskiden de temel sorunlarındandı insanlığın, şimdilerde de. Evet, kötülüğe alışmış bir insan iyilikle karşılaştığında ne yapacağını bilemez ve bu bilinmezlikten de kaçar.
Yaşayan en tehlikeli varlık yapılan kötülüklere katlanıp onları sıradanlaştıran varlıktır. Onların hayata bakışında kötülük iyiliğe iyilik kötülüğe dönüşür.