Bazen yaşadığımız ya da yaşayamadığımız şeylerin altında ezilir ve rahat bir nefes almak için bir şeylere sığınmak isteriz. Bu çoğu zaman bir insanın omuzları olabilirken bazen daha sadık dost olan kağıtlara dökeriz içimizdekileri... Hatta zamanla onlarla güzel bir ünsiyet kurar ve sürekli yazmak isteriz...Peki siz yüreğinize sığdıramadığınız şeyleri yazıya döker misiniz? Kimseye anlatamadığınız şeyleri kağıtlara aktarır mısınız?
İslâm Yöneticilerinden biri kitabın önünde oturmuş çocuğunu görür ve sorar: "Oğlum, kitabında nelerden bahsediliyor?" -Zihni keskinleştiren ve insana yalnızken dostluk eden şeyler. Babası hayret içerisinde dua etmeye başlar: "Beden ve dünya gözünden çok akıl ve kalp gözü ile gören bir evlat veren Allah'a hamdolsun.."
Ne üzücü değil mi şu asrın anlam verilmeyen ebeveynleri? Çocuklarına bırakın kitap okuma alışkanlığı kazandırmayı, onları resim çizerken, bir şeyler yazarken görmeye dursun hemen başlarlar kınamaya.. Sanırım bundan zevk alıyorlar ve çocuklarının gelişimini, kemalini ve büyümesini ders kitaplarında görüyorlar! Elbette ki çocuk eğitim de görecek, ilim de elde edecek ama neden küçük yaştan itibaren büyük bir titizlikle herkes tarafından bu cevherlerin önü kesilir ve hayal dünyalarına pranga vurulur ki?
Bu sebeple fırsatını bulup yalnız kalan insan daha çok çekilir içine, daha çok dert dolar, dünya artık içinde kaybolunmuş bir hücre gibidir, dar gelir ona.. Sığdıramaz düşleri, taşar hayal dünyasından kağıtlara.. Bir duaya, bir dosta gider usulca. Allah der, gözyaşlarıyla..
Bazen de öyle oluyor ki insan yaşadıklarında satırları bile şahit tutmak istemiyor,
"Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bu (nlar), Allah'ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar." (A’râf / 26)
Bir rivayette geçiyordu, çok manidar bir söz. Ancak kime ait olduğunu bilmiyorum ne yazık ki; "Eğer imkânım olsaydı avret yerlerimi elbisenin iç yüzünden dahi gizlerdim." Bu ne haya, bu ne takvadır.. MaşaAllah.
Örtünür insan, örtünür de gizlenir insan. Saklanır insan, kalbiyle saklanır. İncinmek istemeyen satırlara da, dualara da saklanır işte.
Kimseler görsün istemez. Gizli ve aşikar ne varsa O'ndadır der, susar. Bir dua haykırır gökyüzüne, Rabbim sen beni benden iyi bilirsin, her halime muttali, derdimi de bilirsin. Yalnızlığımı da bilirsin. Gökler dürülse yine sen benimlesin..
Sır denilen iç yüzleri, insanların örtüleridir. Kim o örtüyü yanlış kişiye açarsa, bir daha kapatmak nafiledir.
Gizliyi de açığı da bilen Rabbe şükürler olsun, Sırrı örten Allah'a secdeler olsun..
Kesinlikle yazarım, 3 yaşında bir kızım var. Annesiyle neden ayrıldık, başıma neler geldi, neden ondan uzak bir şehirde yaşıyorum, bunların hepsini büyüyünce okuması için bir ajanda doldurdum. Ömrüm vefa ederse bende anlatabilirim hepsini, ancak sıcağı sıcağına yazılmış cümleler yıllar sonra anlatılanlardan daha etkili olacaktır. Kalabalıklar arasında yalnız kaldığım ve çok hasta olduğum bir dönemde yazacak bir defter bulamadım diye telefonumun not defterine bir tarih atıp şöyle bir şey yazmıştım; burda bu kadar insanın içinde yalnız başıma kalınca farkettim ki annem ne kadar da büyük bir velinimetmiş. Belki beni iyilestiremezdi ama etrafımda fır dönmesi bana merhamet dolu gözlerle bakması bile benim iyi hissetmeme neden olurdu. Bu günü sakın unutma...
İnsan birikimlerini eğer birikimi varsa kağıda dökmesi, anlatması gerekir ki hem kendisine hem diğer insanlara faydası olabilsin...
Bu bir manada tebliğ, bir irşad yerine de geçebilir... Bu konuda genelde sıkıntılı, çileli, ızdıraplı ve dert çeken insanlarda güzel neticeler çıkmış ve hizmette etmişler...
Ben ise, eskiden günlük tutardım. İlave olarak günün muhasebesini de eklerdim. Kendimi o gün için değerlendirir puan verirdim...(Günlük olaylar, siyaset, ekonomi, ibadet,...)
Şimdilerde telefonumun Notlar klasöründe, değişik konular hakkında verdiğim cevaplar, aklıma gelen sorular ve soruların cevapları, ilginç sorular-cevaplar için notlar alıyorum...
Yine yaşadığım olayların ve içinde bulunduğum durumların, muhasebesi tarzında notlar alır, değerlendirmeler de bulunur, bunları not alıyorum...(Her olay ve durumlar için değil tabii)
Aslında kimselere dillendirilmeyecek şeyleri, giz mahiyetinde kağıda dökmek gibi bir âdetim yoktur. Zira bu insana yük de olur, evham da olur, telaş da olur. Kimsenin bilmesini istemediğim şeyleri gönlümde de tutmamaya çalışırım aslında ben. Ama işin bir de diğer yanında, yazmak insanı muhakkak dinginliğe ve sabıra götürüyor, onu da yıllar evvelinden keşfeden biriyim elhamdülillah. Yazmak denilince, kimi şiir, kimi alıntı aksederken görür kendini kaleminden, bense genelde özgünlüğe olan hayranlığımdan ötürü daha çok bana dair, fikirlerime dair şeyleri kağıda aktarmayı severim. Bu yorumu yaparken ki gibi kendime ait fikirlerimi yazmak nedense daima kıyası olmaz şekilde edinimdir gözümde. Çünkü kişi bugün fikirlerini yazarak ve zihnederek aktardığında, gönlünden geçen sular yarına farklı alacaktır ve illa ki geriye döndüğünde kendisine de hayret edecektir. Farkındalıkları ile mertebelenenlerden olabilmek dileğiyle.
Çoğu zaman insanlara anlatmak yerine yazarım. Yazdıktan sonra siliyorum böyle içime anlatılmaz bir rahatlik çöküyor 😊 Şiir yazmayida seviyorum zaten o yüzden benim için süper bir kaçış rahatlama yolu yazıya dökmek.
Ruhum ikiye bölünüyor bazen... Aynı anda farklı coğrafyalara gitmeyi arzuluyor ayaklarım... Birinde içimin buruk yanı, diğerinde sabahlarımın günaydını... içimden geçen nağmeler beni hep uzaklara götürüyor bazen iyi geliyor bana..
Dökülecek en güzel yer , ben hep dolu olduğumda yazarım yazdıkça içim boşalır. Bana çok iyi gelir yazmak kimseye söyleyemediklerimi anlatamadıklarımı yazarım satır satır.
Eskiden dökerdim. Sonradan düşündüm ki, kağıda dökünce yüreğim daha çok acıyor. Kelimeler daha çok yakıyor canımı. En iyisi kağıt da değil, yüreğimde kalsın dedim.
Evet yazıya döküyorum ama şu bir gerçek ki; kaleme bile sırrını verme, gider kağıda yazar. Yazdıktan sonra yakmak lazım, birilerinin eline geçiyor çünkü yazılanlar