Mutlu bir çocukluk insanı güçlü kılar derler. Ama ya mutlu olmayan bir çocukluk? Sıkıntılı ailelerde ve yanlış çevrelerde büyüyen ruhlar, ileride nasıl bir insan olur dersiniz? Beraber incelemek isteseniz buyrun efenim;

Evin içinde yükselen sesler, duvarlara çarpıp küçücük bir çocuğun kulaklarına ulaşıyordu. O daha oyuncaklarıyla oynaması gereken yaştaydı ama oyuncaklardan çok kavgaları tanıyordu. Her bağırışta biraz daha içine kapanıyor, her tartışmada biraz daha sessizleşiyordu.
Kişiyi, aileden ve kavga gürültüden uzaklaşabileceği ilk fırsatta evden koparır bu durum. Ama özgürlük sandığı şey aslında yalnızlıktır. Sessizliğe o kadar alışır ki diğer insanlarla olan ilişkileri sıfıra iner. Kötüdür, çok kötü… Sosyal ilişkilerde, insanlarla iletişim kurmada bozukluklar baş gösterir. Böyle birinin gözlerinin içinin güldüğünü kolay kolay göremezsiniz; sanki yaşama sevinci elinden alınmış gibidir.
Çocuk yaşta yetişkin gibi davranmaya zorlanan kişi, yetişkin yaşta ihtiyar olur. Çünkü çocukluk evresi, yani çocuk olma hakkı, anne, babası ve çevresi tarafından ellerinden alınmış gibidir.

Sonrasında çareyi sokaktaki ya da okulda tanıştığı arkadaşlarında arar. Onları ailesi gibi benimsemeye başlar. Eğer orta veya düşük sınıfın yaşadığı bir semtteyse, bu durumun iki yüzü vardır;
Bir yandan iyidir, çünkü aile tanımlamasını az çok öğrenmeye başlar. Birlikte yemek yemeyi, sır paylaşmayı, dayanışmayı tadabilir. Ama öte yandan kötüdür, çünkü yanlış örnekler de önüne serilir. Bıçak taşımak, sigaraya başlamak, hatta daha kötü alışkanlıklara sürüklenmek işten bile değildir.

Düşünsenize… Küçük yaşınızda görmemeniz gereken şeylere şahit oluyorsunuz. Kavgalar, yaralanmalar, tehditler… Bir çocuğun hafızasına kazınmaması gereken ne varsa gözlerinizin önünde oluyor.
Ben bu orta sınıf denilen semtlerden birinde büyüdüm ve çevremin bir kısmı aynen böyleydi. Kimi arkadaşım bu pislik şeylere düşüp kayboldu, kimisi ise kendine bir yol çizip kurtulmayı bildi.
Benim çok yakın bir tanıdığım bunun en iyi örneklerindendi. Bir akşam yolunu biri kesip soymaya kalkıyor. Arkadaşım “yok üstümde bir şey” dese de, karşı taraf bıçak çekince o da kendi bıçağını çıkarmak zorunda kalıyor. Tam o anda 3-4 kişi birden üstüne atlıyor ve yere düşüp dayak yiyor. Neyse ki oradan geçen, yaşı büyük iki kişi olaya müdahale ediyor.
Onlar kavgayı dağıtıyor, sonra arkadaşımı kendine getirmek için tokatlıyorlar ve sadece bir cümle söylüyorlar: “Kendine gel.” Ardından zaman geçtikten sonra bir “aferin tokadı” da patlatıp, “Aferin, böyle güçlü dur her zaman” diyorlar.

Ama işte bu çocuklar, görünürde güçlü dursalar da içlerinde çok kırılgan oluyorlar. Sevdiklerine karşı her zaman hassaslar. En ufak, aslında hata bile sayılmayacak şeylerde bile kolayca incinebiliyorlar. Çünkü onların içinde “kaybetme duygusu” o kadar derinleşmiş ki… Bazen sevdiklerini kaybetmemek uğruna kendilerinden nefret edecek kadar ileri gidebiliyorlar. Çünkü kaybetmenin gerçek anlamını, çok küçük yaşlarda öğrenmiş oluyorlar.
Çok uzun olduğu için kısa keseceğim. Eğer etrafınızda, en ufak hatanıza çocuk gibi kırılan, sevdiğini birine karşı hassas olan biri varsa, bunun bir sebebi vardır. Çocuklukta eksilen şeylerin telafisi var mıdır, bilemem ama kendincelerince tamamlamaya çalışıyordur. O yüzden bir çocuğa verilecek en büyük hediye huzur ve sevgidir. Sevgiyle ve mutlulukla kalın.

#Kişilik&karakter
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer