Samimi ve Basit, Yüzeysel Bir şekilde Baktığımızda: İNSAN

"İnsan" kelimesinin kökeni konusunda iki yaygın görüş vardır:

Arapça Kökenli Görüş: Kelimenin Arapça "ins" (إنس) veya "ünsiyet" (أُنس) kökünden türediği düşünülür. "Ünsiyet" kelimesi, yakınlık kurma, alışkanlık ve dostluk gibi anlamlara gelir.

Samimi ve Basit, Yüzeysel Bir şekilde Baktığımızda: İNSAN
Bu bağlamda insan, sosyal bir varlık olarak tanımlanır.
Akkadca/Sümerce Kökenli Görüş: Bazı dilbilimciler, kelimenin Sümerce veya Akkadca kökenli olabileceğini de öne sürer. Sümerce "ensh" kelimesi "halk, kişi" anlamına gelirken, Akkadca "nishu" kelimesi de benzer şekilde "insan" anlamında kullanılmıştır.

İnsanın Biyolojik, Psikolojik ve Sosyal Yönleriyle Basit Tanımı;
Biyolojik Açıdan: Homo sapiens türüne ait, gelişmiş beyin yapısı ve dik yürüme yetisine sahip bir canlıdır.
Psikolojik Açıdan: Düşünen, hisseden, bilinç sahibi ve öğrenme yeteneği olan bir varlıktır.
Sosyolojik Açıdan: Toplum içinde yaşayan, dil ve kültür oluşturan, değerler ve kurallar geliştiren bir varlıktır.
Özetle, insan düşünen, hisseden, iletişim kuran ve bilinç sahibi bir varlıktır.

İnsanın hangi yönlerine bakarak onu sıradan bir varlık olarak tanımlayabiliriz? Zenginlik, fakirlik, bilgi, mevki… Bunlar insanı biyolojik bir varlık olarak farklı kılmıyor. Günün sonunda hepimiz aynı temel gerçekliklere sahibiz: yemek yeme, su içmek, hastalanmak, acı çekmek ve ölümle yüzleşmek. Peki, insan ne kadar sıradan bir varlık?

Samimi ve Basit, Yüzeysel Bir şekilde Baktığımızda: İNSAN
İnsana ve yaşamına samimi, basit ve yüzeysel bir gözle baktığımızda, onun aslında ne kadar sıradan bir varlık olduğunu görebiliriz. Hepimiz hangi konularda sıradanız?
Samimi ve Basit, Yüzeysel Bir şekilde Baktığımızda: İNSAN
Önce en zengin insanı ele alalım. Onun sıradan yanı nedir? Zaman onun için de aynı kurallara göre işler. Gün 24 saattir, ne bir eksik ne bir fazla. Karnı acıkır, yemek yeme zorundadır. Susar, su içmezse dili damağı kurur. Lüks restoranlarda en pahalı yemekleri yese de, sonunda onun da sindirim sistemi çalışır ve temel ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalır. Tuvalet ihtiyacı da değişmez; en gösterişli banyoya sahip olsa bile, sonuç aynıdır. Kabızlık, ishal ya da mide ağrısı... Doğa, statüyle ilgilenmez.

Hastalıklar mı? Servet, insanı hastalıklardan koruyamaz. Kanser gibi ölümcül hastalıklar, statü tanımaz. Grip virüsü, zengin-fakir ayrımı yapmaz. Yüksek tansiyon, kalp krizi, diyabet... Paranın bunlara karşı bir bağışıklık sağlamadığını hepimiz biliyoruz. Peki, ölüm? Paranın, bilginin, gücün durduramadığı tek gerçek. Ne kadar servet biriktirirsek biriktirelim, ne kadar bilgi edinirsek edinelim, hepimiz için son kaçınılmazdır.

Peki, bilgili olmak, farklı olmak anlamına mı gelir? Alimler, filozoflar, bilim insanları… Onlar da biyolojik döngüye tabidir. Ne kadar bilgili olursa olsun, açlık, susuzluk, yorgunluk ve korku gibi temel insani duyguların esiri olmaktan kaçamazlar. Bir bilim insanı, zihinsel olarak daha üretken olabilir; ancak o da uykusuz kaldığında başı döner, acıktığında midesi kazınır, üşüdüğünde titrer. Üstelik bilginin getirdiği farkındalık bazen insanı daha da huzursuz eder. Bildikçe, öğrendikçe, dünyanın karmaşıklığını ve kendi küçük varlığını daha iyi kavrar. Bu da, kimi zaman insanı düşün insanı kompleksi içine sokar: "Bunca bilgiyle bile ne kadar güçsüzüm, ne kadar çaresizim."

Bir de toplum içindeki farklılıklardan dolayı psikolojik sorunlar yaşayanlar var. Bazen insan, sıradan olmak istemez, fark edilmek ister. Bunun için servet edinir, statü kazanır, gösterişli bir hayat sürmeye çalışır. Ama sonunda hep aynı boşluğa düşer: Bir balon gibi şişirilmiş zenginlik egosu… Sahip olduğu hiçbir şey ona iç huzuru getirmez. Lüks arabalara biner, özel jetlerle seyahat eder ama bir gün aynaya baktığında, tüm bunların sadece birer yanılsama olduğunu fark eder. İnsan, iç dünyasında yalnızsa, ne kadar zengin olursa olsun o yalnızlıktan kaçamaz.

Sosyal sınıflar, statüler, servet farkları, bilgi seviyeleri… Tüm bunlar aslında büyük bir yanılgının parçası olabilir. Çünkü günün sonunda, hepimiz aynı korkularla, aynı arzularla, aynı temel biyolojik ihtiyaçlarla yaşayan varlıklarız. Kimin ne kadar ömrü olduğu bilinmez. Ölüm korkusu, hepimizin içinde. Bizi diğer insanlardan üstün kılan hiçbir şey yoktur.

Ama bakış açımızı değiştirdiğimizde, bu sıradanlığın içindeki değerleri görebiliriz. Farklılıklarımızı, sahip olduklarımızı, yaşama kattığımız anlamı… Belki de sıradanlığın içindeki en büyük farkı, kendimiz yaratabiliriz. Sıradan olduğumuz kadar değerliyiz. Çünkü insanı insan yapan, sıradanlık içindeki anlam arayışıdır.

Samimi ve Basit, Yüzeysel Bir şekilde Baktığımızda: İNSAN
Cevapla