Kocası Yüzbaşı Kemal'i Dumlupınar denizaltısında şehit veren, kanser hastası bir İstanbul hanımefendisi Olcay'ın, ömrünün son günlerini kedisi olan Hanım'a bakacak birilerini bulmak için geçirdiği olayı anlatan harikulade bir film.
Yıldız Kenter'in Olcay Hanım karakterini ruhuna giyişi ile ayrıca mükemmelleşen film.
Öyle harika detaylar ile süslenmiş ki, her birinin altında binlerce anlam yatan serzenişler ile dolu. Olcay'ın kedisinin bembeyaz tüyleri, masmavi gözleri ile silüeti yansıyan kocası Kemal'e bire bir benzemesi tebessüm yaratıyor.
Kedisine olan sevgisi, onun kedi olduğunu unutmuş gibiydi ve onun için can idi, dost idi. Ona ismi olan Hanım ile seslenmeye o kadar alışmış ki, dolaştırmaya çıkardığı vakit çevreden birisi ''kediniz'' dediği an garipseyerek ayak uydurmaya çalışıyor ve ''evet, kedim Hanım'' diyor.
''Zaman zaman onda kendimi görür gibi oluyorum, öyle iyi yetiştirilmiş ki, ne yazık ki artık sokakta ona hiç hayat hakkı kalmamış.''

Yönetmenin 1989 yılında, çağının hastalıklarını, toplumun duyarsızlaştığına ve değerlerini kaybettiğine yaptığı vurgu karşısına, muazzam naifliği ve zerafeti ile parıldayan bir Olcay karakteri koyması bir an olsun huzur bulmamı sağladı. Ah Hamdi Bey'' dedim, zamanından yakınmış ve rahatsız olarak kaleme dökmüşsün. Oysa şimdi benim gözümle bakabilsen şu dünyaya, 35-40 sene önce hayat bulmuş Olcay'ı yaşayarak bir nebze huzur arıyorum. Hangimizin hali daha içler acısı sence?
''Dünya ne terbiyesiz olmuş, insafsızlık, acımasızlık herkese bulaşmış.''
Çevresindeki her olumsuz durumu kendine dert edinebilen, fakat kanser teşhisini tebessüm ile karşılayarak çevresindeki hiç kimseye hatta kızına bile, ''üzüntü yük''ü bindirmeme düşüncesi ile gizleyen bir piyano öğretmeni Olcay. Öleceği için tek üzüntüsü kedisi Hanım'a bir yuva bulamamak olan, yüce bir ruh.
Madam Siranuş onlarca kedisi ile yaşayan yalnız bir kadın, yavru iken Hanım'ı da oradan almıştı Olcay. Son çare olarak Madam Siranuş'a teslim etme kararı alıyor ve anlaşıyorlar.
Hanım'ı teslim etmek için bir sonraki gidişinde, oğlunun Madam Siranuş'u Amerika'ya götürmesi, kedilerine bakmak için kapıcıya bakım masraflarını vermesi fakat belediyenin hepsini zehirlediğini öğrendiği o sahne. Tüm sıkıntılarını güler yüzüyle örten, herkese yardım eli uzatan ve hatta kendi ölümünü kucaklayan Olcay'ın, belediyenin onlarca kediyi zehirleyerek öldürdüğünü öğrendiğinde yıkıldığı o sahne. Dünyanın hassas kalpler için nasıl bir cehenneme dönüştüğünü iliklerime kadar hissettiğim o an.
''Gittiler, gitti garipler, zavallıcıklar.''

Olcay'ın kocasının silüetinin belirdiği halüsinasyonlardaki o naif sohbetleri ise kıskançlık ile izledim. Kimseye tahammülü kalmamış, en ufak bir detayda birbirine saldıran ve çirkin bakışların üzerimizden bir an olsun eksikliğini hissedemediğimiz günlerde, yüreğimi ısıtan sohbetlerini tekrar tekrar izleyeceğim.
''Ben senin ruhunla ilgiliyim, o güzelliğini muhafaza ettiği için buradayım.''
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer