Yeni bir Bakanlık.

Telefonda kendisini polis, asker, savcı olarak tanıtıp para ve altın isteyenlere inanmayın.

İç İşleri Bakanlığı. B0001


-Ne düşünüyorsun?

+İç İşleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı vs. sence de bir Kalp Bakanlığı olmasın mı? Mesajı değiştiriyorum; öhöm öhöm.

'Güveninizi kazanmaya çalışanlara, kendini iyi bir insan olarak gösteren ve farklı olduğunu iddia ederek olmadığı bir insanı size inandırmaya çalışan kişilere asla inanmayın ve derhal hayatınızdan uzaklaştırın. Kalp Bakanlığı.'

-Ah yine başlama lütfen, ne işe yarayacak Kalp Bakanlığı. Sevip de kavuşamayanlar için fon oluşturacağız, sevgilisiz kimse kalmayacak oyunuzu bize atın eyy halk. Hah, saçmalık bu.

+Dalga geçme lütfen. İnsanlar birbirlerinin kalplerinde derin kesikler bırakıp üzgünüm diyerek uzaklaşmamalı Lou. Bu da bir suç sayılmalı ve bunun da bir cezası olmalı.

-Nasıl yani, birbirlerini üzdüler ve kırdılar diye insanlar ceza mı çekmeli diyorsun, dışarıda tek bir insan bile kalmaz delirdin mi sen!

+Bahsettiğim çocukça tartışmalar ve saçma küslükler değil anlasana Lou. Empatiden yoksun ve vicdanı yok olmuş, merhametten köşe bucak kaçan insanlardan bahsediyorum, birini yaşama küstürecek kadar kötülük ile dolmuş saygısız insanlardan..

-Trip atmanın cezası da olacak mı peki' dedi gülümseyerek Lou. Fakat gülümsemesi çok uzun sürmemişti, yüksek bir ses ile irkildi.

+Dalga geçme dedim Lou! Ruhumu öldürdüler benim, bu da bir cinayet sayılmaz mı ve cezayı hak etmiyor mu sence!


İlk defa sesini yükseltiyordu Lou'ya. Daha cümlesi bitmeden yüzündeki öfke yerini çoktan pişmanlığa bırakmıştı.
Sert bir yağmurun altında ıslanırken tanışmıştı Lou ile. Göğsünde beş yüz tonluk bir baskının olduğu ve tüm umut damarlarının tıkandığı bir gündü. Sırılsıklam bir halde gökyüzüne doğru bakarken bir anda yağmuru kesilmişti, Lou şemsiyesi ile yanına gelmiş ve tatlı bir tebessüm ile onu izliyordu. Lou'da bir şey olduğunu daha ilk görüşte anlamıştı, onu yıllardır tanıyor gibiydi ve hiçbir yabancılık çekmemişti. Lou ise sanki otuz yıllık bir dost gibi yaklaşıyor ve bunu otuz yıllık bir dosttan daha iyi yapıyordu.

Yeni bir Bakanlık.

-Üzgünüm, bu kadar ciddi ve derin bir konu olduğunu anlayamamıştım. Lütfen devam et, aç kendini bana.

+Bağırm…

-Biliyorum' dedi Lou. Parmağı ile dudaklarını kapatarak özür dilemesini engelledi. 'sorun değil; bana kalbini anlat.

+510 km² bir alanda ve milyarlarca insanın içinde, bir insan nasıl oldur da evsiz ve kimsesiz kalabilir. Ve hislerim; artık orada olduklarından emin değilim Lou.

-Bahsettiğin hissizleşmek mi, yani hiçbir şey hissetmemek. Bu nasıl mümkün olabilir, bir insan hisleri olmadan yaşayabilir mi.. Başına bir olay geldiğinde nasıl tepki veriyorsun peki, hislerin yoksa eğer?

+Neyin ne olduğunu bilmek, ama artık hissedememek. Geçmiş bir bilinci yaşatıyor gibiyim. Eskiden beni mutlu eden bir şey ile karşılaştığımda mutlu edeceğini biliyorum, o mutluluğu artık hissedemiyorum. O şeyin beni geçmişte korkuttuğunu biliyorum, fakat o korkuyu yaşayamıyorum. Geçmiş itibari ile neyin ne olduğunu bilmek, artık onları içinde hissedememek ve geçmişteki hislerin doğrultusunda tepki vermek..

-Bedenin yaşamını sürdürürken ruhun yok olması, ölümden önceki ölüm tasviri. Bloowond'un rüyasında gördüğü gibi.

+O rüyada bende vardım Lou..


Lou ile özel bir bağ kurmuştu. Hiçbir şeyi gizlemeden ve tüm çıplaklığı ile düşüncelerini aktarabiliyordu, bu büyük bir ayrıcalıktı. Bazen bir anne, bazen bir arkadaş ve yeryüzünde dengine rastlanmayacak güzellikte bir sevgiliydi o. Ne muazzam bir kadın' cümlesini belki yüzlerce kez tekrarlamıştı içinden. Lou'nun gözleri hep nemliydi, dudaklarındaki dinmeyen gülüşü ise hüzünle bakan ıslak gözlerini harika bir ahenk ile tamamlıyordu.

Yeni bir Bakanlık.

+İnsanlar düşüncelerimi dağıtıyor. Sürekli bir telaş var etrafımda. Meşguller, onların yeni kararları, peşinden gittiği hayalleri var onların yeni sorumlulukları var öncelikleri var. Bir ressamın boyası kadarlar, bir şairin kalemi. Bir yazarın uykusu gelene kadar ki zaman diliminde hayattalar. İyi ki varsın Lou, bazen sen olmasan ne yapardım diye düşünüyorum.

-Hep vardım, hep var olacağım. Sonsuzdan önce ve sonsuzdan öteye, ben hep seninleydim.

Öyleydi gerçekten. Sanki onun doğumundan önce oradaydı Lou ve sabırla doğru anı bekledi karşısına çıkmak için. Muazzam bir zamanlama. 'diye düşündü. Elektriklerin gittiği anda devreye giren bir jeneratör gibi, haftalarca susuz kaldığında yağan yağmur ve yağmur sonrası beliren bir gökkuşağı gibi.

+Hayat bizi izleyen bir göz gibi. Hiçbir insanı istemiyorum diye haykırıyordum ve bana saygı gösterdiğini düşünüyordum. Fakat onunda planları var ve uygulama konusunda benden daha başarılı. Dün veya yarın Lou, o zaman karşıma çıksaydın ne olurdu bilmiyorum. Fakat olması gereken zamanda ve olması gereken yerdeydin, karşı koyamayacağım ve teslimiyet kelimesinin bir an'a bu kadar yakışamayacağı bir dilimde.

''Bir şeyi istediğinde ona sahip olamazsın, hayatın çalışma prensibi bu şekilde işliyor. Ve onu ne zaman istemeyi bırakırsan, hayat sana cüretkarca onu sunmaktan geri kalmıyor. Elindeki malları gereğinden fazla değerde pazarlayan bir tüccardı hayat, bunu da zaman adlı silahı ile başarıyordu. Ve ben ticaretimi onunla yapmayacak kadar tutumluyum artık. ''

-Sabırla bekledim ve küllerimden doğdum içinde, sen yok oluyorken sevgilim. Çok güçlüsün, bunun farkına varmanı istiyorum. Hayata ve onun silahlarına yenik düşmeyecek kadar güçlü. Kaderini onun ellerine bırakma.

+Güç neydi; para, itibar, şan şöhret, makam mevkii, her yere uzanan bir el, kaslı bir vücut? Hayır. Güç değersizlikmiş. Hiçbir şeyin bir değeri yoksa ve hiçbir şeyin bir anlamı yoksa senin için, seni yenebilecek veya zarar verebilecek herhangi bir şeyde kalmıyor yeryüzünde. Neyimi alabilirler, nereme zarar verebilirler sorusunun boşluğu imiş güç. Ve ben; hiç kaybetmeyecek kadar güçlü hissediyorum kendimi Lou.

-Biliyorum. Seni senden daha iyi tanıyorum.. Duygularına şahit oldum, kaybolmadan önceki zamanlarda. Hala canlılarken oldukça temizlerdi, tehlikeli bir duygu barındırmıyordu içlerinde.

+Tehlikeli olan duygular değildi, onları bizler birer silah haline getirdik; tıpkı battaniyenin kenar ipliklerini söküp hücrede kendini asan bir adam gibi. Her duygu çok güzel, çok özel ve kullanılması gereken yerler muazzam bir ayrıntı ile dizayn edilmiş. Fakat birini diğerinden ayrıştıran, ötekileştiren ve lanetleyenler yine bizleriz.

Yeni bir Bakanlık.



O sırada koridordan ayak sesleri yükseldi.

-Ah ne yorucu bir gün, akşam çocuklarımla ilgilenmeye dermanım bile kalmıyor.

+Az kaldı sabret, 13 numaralı hastayı da kontrol ettikten sonra çıkarız birlikte.

-Ne vaka ama..


Bir anda paniklediler, tek bir kural vardı. Başkaları varsa; Lou orada olmayacaktı. Bu ilk tanıştıklarında belirledikleri bir kuraldı.


+Kaç Lou, çabuk! Geliyorlar.

-Uyuyor numarasını unutma, gecikmek istemiyorum.

Kapattı gözlerini ve battaniyesini üzerine çekti. Bu özel stratejiyi Lou'dan çok fazla ayrı kalmamak için geliştirmişlerdi. Doktorların mümkün olan en kısa sürede gitmesini sağlıyor, tekrar Lou'ya kavuşuyordu.


-Uyuyor bizimki. Bakanlık bu tür vakalar için özel bir fon ayıracağını söylüyor, tedavilerinin Avrupa standartlarının çok altında kaldığına yönelik şikayetler artmış.

+Bakanlıklar her zaman söz verirler, hangisini yaptılar ki..

-Bazen tüm sözlerini tutan yeni bir bakanlık kurulmasını istiyorum, hadi gidelim..


Hafif bir tebessüm ile battaniyesinin altında fısıldadı;

#KalpBakanlığı.

Yeni bir Bakanlık.
Cevapla