Psikolojimizin Somut ve Maddî Temellerini Anlamak!

Spolskynin Türkçeye çevrilen iki kitabı
Spolsky'nin Türkçeye çevrilen iki kitabı

Bu sefer, insan davranışları ve psikolojisiyle ilgili okuduğum, videolar izlediğim, kafa yorduğum iki kitap ve onun eşsiz yazarından bahsedeceğim. İnanılmaz çok şey öğrendim ve çok ilginç bilgileri de not aldım. Notlarımı düzenlemem biraz zaman aldı, ama değeceğine eminim. Ama önce yazarla başlayalım.

Dr. Robert Sapolsky

Dr. Robert Sapolsky, çok keyifli bir eleman
Dr. Robert Sapolsky, çok keyifli bir eleman

İş yerinde (evet, bazen iş olmaz ve mal mal oturursun), sıkıcı bir günde, YouTube’da önerilen <lerde “sexual behaviour I” (cinsel davranış I) isimli bir ders çekimi gördüm. Tabii seks meks görünce zıpladım. Yanlış anlamayın, resimdeki amcanın sıfatını gördüğüm için ders içeriği olduğunu anladım.

Videoyu izlerken bir de baktım ki, bu, 28 haftalık derslerden sadece biri. Dersin adı “İnsan Davranışları Biyolojisi” hoca da Stanford Üniversitesinden Dr. Sapolsky. Maalesef İngilizce altyazısı var derslerin, ama izledim bütün seriyi. Amca, oldukça karmaşık şeyleri son derece eğlenceli ve ilgi çekici şekilde anlatıyordu.

Bu hoca, biyoloji çıkışlı, araştırmalarını babunlar üzerine yoğunlaştırmış, Afrika’da elinde tüftüfle babun bayıltıp kan örneği alıp, laboratuvarda analizini yapan biri. Tanzanya’da iç savaşa falan tanık olmuş bir araştırmacı. Tabii bu da yetmiyor, nöroloji (sinirbilim) ve endokrinoloji (hormonbilim) üzerine ihtisas yapıyor. Şu anda “nöroendokrinolojist” olarak geçiyor. Diğer primatlar (maymunsu) üzerindeki çalışmalarıyla beraber insan davranışlarına, evrimsel temelimizi de katarak harika bir perspektif kazandırıyor.

Neyse, amcamızı çok sevdik, ve bir gün araştırırken, Türkçeye çevrilmiş bir kitabı olduğunu fark ettim. “Zebralar Neden Ülser Olmaz”. Hemen aldım, 2-3 haftada bitirdim. Bir kitabı daha varmış ama Türkçesi yoktu “Behave” diye. İngilizcesini aldım okumaya başladım. İngilizce, yapısı gereği ip gibi uzayan cümlelerden müteşekkil olduğu için, bazen dalıp gidiyor ve paragraf içeriğini kaçırıyordum. 1 sene sonra bu kitabın da çevrildiğini görünce Türkçesini alıp okumaya başladım ve taze bitirdim. Hâli hazırda bir kitabı daha çıkmış, ama henüz çevrilmemiş, hiç İngilizcesine girmeyeceğim, bekleyeceğim çeviriyi.

Her Şey Beyinde Biter

Aslında sevmediğim klişe laflardan biridir bu, uzun uzun anlatırsınız heyecanla, karşıdaki “eveeet, her şey beyinde biteğğr” diye yorum yapar. Ama aslında tam olarak öyle değil. Beynin kendi iç bölgelerindeki sinyal alışverişinden tutun da, vücuttan ve çevreden gelen uyaranlara karşı verdiğimiz tepkiler söz konusu olduğunda, bazen beyinde başlayıp kaslarımızda bitebiliyor.

Psikolojimizin Somut ve Maddî Temellerini Anlamak!

Stres

Dr. Sapolsky’nin Zebralar (kitabın adını kısalttım bu şekilde), strestin ve stres kaynaklı hastalıkların biyolojisini, insan davranışları nasıl etkilediğini, ne zaman yararlı, ne zaman zararlı olduğunu anlatır. Üstelik, kitabı “ağır” bir kitap yapan bir tanım bilgiler verir.

Asıl önemli nokta şu: Stres doğal bir tepkidir. Yırtıcı bir hayvan sizi kovaladığınızda vücut stres tepkisi verir. Neler olur? Bilmmem nereden glukokortikoid (stres hormonu) salgılanmaya başlar, bu kalp atışını hızlandırır, kaslara daha çok oksijen gitmesini sağlar, o an için gereksiz bir çok fonksiyonu işlevsizleştirir (çişimizi tutmak, bizi ağlatan diş ağrısını kesmek, cinsel uyarılmanın ortadan kalkması vs). Çünkü, hayatta kalmak için ya kaçmalısınız (ya da avınızın peşinde koşmak) zorundasınız. Peki bu enerji nereden gelir? Trigliserid olarak depolanan yağ asitlerinden. Bunlar o hengâme de parçalanır, yağ asitlerine dönüştürülüp yakılır. İşte bu stres bizi hayatta tutar.

Peki insanlarda nasıl? Aynı şekilde işler. Ama örneğin, sürekli işten atılacağınıza ya da üniversite sınavından başarısız sonuç alacağınızla ilgili sürekli bir stres uyaranı var. Ya da sosyal ortamlarda “özgüvenim yok” diye bunu stres yapıyorsunuz. Stres süreklileşince kronikleşir ve glukokortikoidler sağlığınızı bozmaya başlar. Sürekli stres altındaysanız, vücut yağ asitlerini hemen parçalaması ve hızlı yayılması daha kolay olan göbek bölgesinde trigliserid olarak depolamaya başlar. Sonuç: Göbek ve çevresinde yağ birikmesi “elma tipi vücut”.

Dahası da var, uzun süreli strese maruz kalmak bağışıklık sistemini zayıflatır (otoimmün hastalıkların tedavisinde glükokortikoid basılır bu yüzden), hafızanızı köreltir (hipokampus denen beyin bölgesi küçülür), insan beyninin en gelişmiş bölgesi, hesaplama, duygusal ve mantıksal kararlar, ahlak, sosyal iletişim, hesap kitap vs.nin olduğu Frontal Kortekse giden sinyalleri azaltıp, bilişsel yetilerinizin azalmasına neden olur. Kafanızz hiçbir şeye basmamaya başlar, doğru kararlar alamazsınız, ani ve dürtüsel tepkiler verirsiniz. Anksiyete Bozukluklarının tümü (Travma sonrası stres bozukluğu, panik atak, OKB vs) ve depresyonun bütün sorumlusu kronik strestir.

Çözüm de şu, stres uyaranlarını ortadan kaldıramıyorsanız, ilaç kullanacaksınız. Bu kadar basit. “Psikolojik bu geçer, takma kafanı geçer” yok. Diyabetseniz, insülin alırsınız “takma kafanı geçer” olmuyor, bunlar da öyle.

Dr. Sapolsky, stresin ülser gibi hastalıklara yol açtığını, sürekli kronik strese maruz bırakılan laboratuvar farelerinde gözlemlenen deneyleri aktarır. Fareye, arada bir şok verilir. Sürekli ne zaman şok gelecek diye strese girer, sağlığı bozulur. Ama her ok verildiğinde ısıracağı bir tahta varsa, stres seviyeleri azalır. Hıncını başka bir şeyden ya da kişiden çıkarırsa stres azalıyor. İnsanda da öyle değil mi? İş yerinde azarlanan adam evde karısına çocuklarına bağırır, bazen şiddet uygular.

Her iki kitabında da Sapolsky farklı bağlamlarda stresin nasıl bir biyolojik mekanizmasının olduğunu anlatır. Nörotransmiterlerden (sadece beyin hücreleri olan nöronlar arasında alışveriş yapan hormonumsu moleküller, serotonin, dopamin gibi ve hormonlardan tutun, genetik yatkınlığa, büyüdüğümüz ortamın sosyoekonomik koşullarına kadar detaylı bir şekilde neden-sonuç ilişkisi kurar.

“Zebralar Neden Ülser Olmaz” sorusunun cevabı da burada gizlidir. Zebralar, sadece stres uyaranı olan koşullarda stres tepkisi verirler. Ama insanlar, en büyük sosyal grupları oluşturan memeliler olarak (30 milyonluk bir şehir düşünün) sürekli bir kronik stres hâli yaşarlar. Yani, normalde “lan kaç kaç kaplan geliyor” stresini trafikten, iş yerine kadar sürekli yaşıyoruz. Ama oturduğumuz yerde. Vücut tepkilerimiz “koş!, kaç!” derken, biz oturduğumuz yerde terliyoruz, içimizde bir sıkıntı, en fazla bacağımızı oynatıyoruz sürekli, ya da elimizi ovuşturuyoruz. O yüzden çok stresli bir durumda volta atar gibi hızlı hızlı yürürüz. Stres anında hareket etmek iyidir.

Davranış

Psikolojimizin Somut ve Maddî Temellerini Anlamak!

Sapolsky’nin diğer kitabı, insanların “iyi ve kötü” davranışlarının nasıl bir mekanizmasının olduğunu göstermeye çalışır bize. Neden, cinayet işleriz, tecavüz ederiz, neden başkasının bebeğini kurtarmak için kendimizi tehlikeye atarız, neden ovülasyon döneminde kadınlar daha arzuludur, neden erkekler daha agresiftir, neden hile yaparız, yalan söyleriz sorularının cevabını arar. Bunu yaparken ise, birkaç milisaniyede beynimizde neler döndüğünü, birkaç dakika vya da saat önce vücudumuza salınan hormonların etkisini, nasıl bir çevrede büyüdüğümüzün etkisini, doğumda ve ana karnında nelere maruz kaldığımızı, genetik mirasımızı ve milyonlarca yılda gelişen evrimsel davranış temelimize kadar iner.

Son derece ilginç bir çok deney çalışmasını aktarır. Örneğin bir grup insana yalan söylemelerini, diğer grup insana da yalanı yazmalarını isterler. Deney bitince de deneklere “katıldığınız için teşekkür ederiz” minvalinde bir hediye seçmelerini isterler. Kalem, kartpostal vs yanında sabun ve ağız yıkama losyonu da vardır hediyeler arasında. Yalan söyleyenler ağız yıkama losyonunu, yazanlar ise sabunu seçmişler çoğunlukla. Yalan söylemeyen diğer kontrol grupları ise kalem ve diğerlerini seçmişler. Bu, insanların kötü bir şey yaptığını düşündüğünde, kendilerini “temizlemek” istediklerini gösterir. Çünkü gayrı-ahlaki bir durumla ya da bozuk bir yemek yediğimizde beynin aynı bölgesi uyarılıyor (insular korteks).

Bir başka deneyde, insanların eline “şunu bi tutar mısın” denilerek sıcak kahve ya da soğuk bir içecek veriyorlar. O sırada da bir soru-cevap şeklinde yazıya dökülmüş hasta-doktor muhabbeti okutuluyor. Elinde sıcak kahve tutanlar cevaplayan kişiyi “daha sıcak, samimi” bulurken, soğuk içecek tutanlar “soğuk ve kasıntı” bulmuşlar.

Bu ve bunun gibi bir çok deney, hayvanlar üzerinde de yapılmış. Örneğin, insanı insan kılan en önemli özellik olan empati, ilkel şekliyle farelerde ve biraz daha gelişmiş şekliyle maymunlarda da var. Elbette insan kadar değil, ama bir çok davranışımız aslında hayvanlardakiyle aynı, sadece biz daha sofistike bir şekilde ve içinde bulunduğumuz bağlama göre yapıyoruz.

Kısacası, davranışlarımızı, hislerimizi belirleyen “içeriden” ve “dışarıdan” bir çok uyaran söz konusudur. Sapolsky, aslında bildiğimiz bir çok şeyin, beynimizde, hormonlarımızda, genetiğimizde nasıl işlediğini gösterir.

Bu Okumanın Bana Kazandırdıkları

Aslında kitapların bazı ilginç bölümlerinden bir şeyler aktarmayı isterdim. Ama bunu zamanla diğer “Bence”’lerde bir konu başlığı altında yapmayı tercih ediyorum, çünkü Dr. Sapolsky dışında da kaynak okumaları yapmam gerekir. O yüzden hayatıma ne kattığı ile ilgili biraz tartışmakta fayda var.

İnsan Biyolojisi

Elbette, bir tıp öğrencisinin yanına yaklaşamam bu konuda. Hocamız sağ olsun, ikinci kitabın sonunda 3 ek yaparak, kitap boyunca geçen kavramları anlamamız için nöroloji, hormonlar ve proteinlerle ilgili temel bilgileri veriyor. İlgili bölümlerin başında da zaten bunları okuyarak başlamanızı tavsiye ediyor. Gerçekten de inanılmaz aydınlatıcı ekler.

Bu tip teknik bilgilerin yanında, asıl önemlisi olan, her davranışımızın bir nedeni ve mekanizması olduğunu göstermesi muhteşem. Gerçekten, iyi ya da kötü davranışlarımızın mekanizmasını öğrendikten sonra, insanları çok daha iyi anlayabilmemi sağladı. Dahası, kendi davranışlarımı da anlamlandırmaya başladım ve diğer insanlarla ne kadar ortak şey paylaştığımı gördüm.

Öte yandan, DNA, genetik gibi konularda daha çok araştırma yapmama, videolar izleyip öğrenmem konusunda beni gaza getirdi. H3attâ, örneğin, bir bilgiyi nasıl öğrendiğimizle ilgili olarak, kitapta geçen küçük bir paragrafı okuduktan sonra derinlemesine bir araştırma yaptım kendimce. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: Derslerinizde başarılı olmak isterseniz, sürekli tekrar yapmalısınız. Başta anlamadığınızı düşünseniz bile, gluteamerjik nöronlarınızı sürekli uyardığınızı ve eni sonunda bu nöronların bir anda çok daha aktive olup öğrendiğinizi görürsünüz.

İşin bir de toplumsal yanı var. Türkiye gibi sosyal eşitsizliğin artmasıyla beraber bu dönemde yetişen nesillerin, ileride nasıl sorunlara gebe olabileceğini, zekâ seviyemizin sürekli neden düştüğünü, kültürel yozlaşmanın ve suç oranlarının neden arttığı gibi çok da iç açıcı olmayan birtakım çıkarımlar yapabilmeme neden oldu.

Ancak kişisel olarak bana en somut faydası, bir sene önce gözümde meydana gelen bir komplikasyon sonucunda ciddi bir görme kaybı yaşadım. Okuma-yazmada, detayları seçmekte zorlanır oldum, artık bilmediğim yerlere mekanlara gitmek, dışarı çıkıp gezmek bile istemiyordum. Bunu kendi başıma çözemezdim. Bu kitaplar sayesinde anti-depresanların nasıl çalıştığını, beyne nasıl etki ettiğini öğrendim ve yeni hayatıma adapte olmama yardımcı olacak bir psikiyatriste gittim, ilacımı yazdırdım.

Sonuç olarak, kendinizi ve ötekini anlamak istiyorsanız, bazı bölümleri ağır olsa da bu kitapları hiç çekinmeden tavsiye ederim.

Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim.

Psikolojimizin Somut ve Maddî Temellerini Anlamak!
Cevapla