Bugün, gerçekten takdire şayan bu harika kadının inanılmaz hikayesini sizlere anlatacağım. Marie Rose, sadece yaşama olan azmiyle değil, aynı zamanda elde ettiği başarılarla da büyük bir ilham kaynağı! Marie'nin dram dolu hayatını okurken biraz duygusallaşacağız ve biraz gülümseyeceğiz.

Olağanüstü Bir Kadının İlham Veren Hikayesiyle Geldim
1930 yılında, bağımlı bir annenin evlilik dışında doğan çocuğu olan küçük Marie Rose Balter, hayata merhaba dedi. Maalesef ki, annesi ona bakamadı ve henüz 5 yaşındayken çocuk yetiştirme yurduna terk edildi. Asıl adı Patricia olan Marie'nin hayatı burada bir dönüm noktasıyla karşılaştı, çünkü daha sonra İtalya göçmeni sadist bir çift tarafından 6 yaşında evlatlık alındı. Eve getirdikleri bu çocuğa Marie adını verdiler. Ne yazık ki, yeni ailesi acımasız bir çiftti ve Marie, 11 yıl boyunca bir evin bodrumuna hapsedilip işkence gördü.

İnsanlıktan nasibini almamış bu vahşi çift, çevresi tarafından saygın bir aile olarak görüldüğü için, kimse onların gerçek yüzünü anlayamadı. Ancak iç dünyalarına girebilen biri, bu kişilerin gerçek yüzünü görebilirdi.
Bazı günler, minik çocuğu pırıl pırıl giydirip sokaklara çıkarırlardı. Bunun nedeni, çocuğun en güzel haliyle dikkat çekmesini istemeleriydi; başkaları çocuğun nasıl olduğunu merak etmesinler diye böyle davranırlardı. Ancak akşam geldiğinde ve kapılar kapanıp sessizlik hakim olunca, maalesef zavallı çocuğa disiplin adı altında acı çektirirlerdi.
Her şeye Rağmen Ayakta Duran Bir Profil
Marie, yıllarca süren işkencelere dayanamayıp, 17 yaşındayken depresyona bağlı felç geçirdi ve halüsinasyonlar görmeye başladı. Doktorlar tarafından şizofreni teşhisi konulan Marie, hayatının bir 17 yılını da akıl hastanesinde geçirdi ve 34 yaşına geldiğinde hastanedeki doktorlar genç kadının yanlış teşhis edildiğini ve yıllarca gereksiz yere şizofreni tedavisi aldığını fark etti. Gerçekte ağır bir depresyon geçiriyordu.

Akıl hastanesinde yaşamak zorunda olmadığını öğrenen Marie Rose'un önünde iki seçenek vardı. Genç kadın ya hayatının sonuna kadar devlet bakımında yaşayacaktı. İstese bu süreçte dava açabilir ve yüklü bir tazminat alabilirdi. Ya da kendi hayatını kurmak için mücadele edecekti.
Doğrusu biz okurlar da Marie'nin dava açmasını ve hakkı olanı almasını isterdik. Doğduğu andan itibaren şefkat görmemiş bu kadın, yıllarını şiddet altında geçirmişti. Hastaneden çıktığında 34 yaşında olan bu kadına yapılanları kim kabul edebilir ki?
Marie Rose Balter, intikam almak veya onları dava etmek yerine yeni bir hayat kurmaya karar verdi ve geçmişini arkasında bıraktı. İmkansız denilmesine rağmen eğitimine başladı ve Salem Üniversitesi Psikiyatri Bölümü'ne kabul edildi.

Üniversite okuduğu sırada kansere yakalandı, ancak bu hastalığı yenmeyi başardı. Lisansını bitiren Marie daha sonra yüksek lisans için akademik kariyerine devam etme kararı aldı. Dünyaca ünlü Harvard Üniversitesi'ne kabul edildi ve burada da yüksek lisansını başarıyla tamamladı.
"Harvard bana dünyaya geniş bir pencereden bakma şansı ve yeniden deneme cesareti verdi" diyen Marie'nin kendi yazdığı biyografisi, henüz hayattayken "Nobody's Child" adlı 6 ödül almış filme çekildi.

Eğitimi bittikten sonra, üniversitede tanıştığı Joe ile evlendi. Ne yazık ki, altı yıl sonra eşi Joe hayatını kaybetti. Eğitimini başarıyla tamamlayıp birçok hastanede çalıştıktan sonra hayatının 58. yılında, bir zamanlar hasta olarak kaldığı Danvers State Akıl Hastanesi'ne yönetici olarak atandı ve bugün bu yazının konusu olan şu sözleri söyledi:
"Eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir damla bile gelişemezdim. Yaşamım ziyan edilmiş bir yaşam olurdu, ve bugün bu hastaneye yönetici olarak dönemezdim. En uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuktur. Affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır. Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile."

Öz annesi tarafından 5 yaşındayken terk edilen, 6 yaşında kendisini evlatlık alan ailenin işkencelerine sistemli olarak 11 yıl maruz kalan; dahası, 17 yıl boyunca yanlışlıkla akıl hastanesinde yatan ve sonra o hastaneye yönetici olan Marie Rose Balter'ın acı, azim, kararlılık, hayata tutkulu ve başarı dolu hikayesi burada bitiyor.

Biraz da Kendi Hayatımızı Sorgulasak Mı?
Bazen minicik olayları içimizde büyütüp, hatta hayata küsüp affetmeyi başaramadığımız oluyor. Hepimiz kendi dönme dolabımızın içinde çocuksu hayallerimizi yaşayarak, özgürlüğün mavisi ve huzurun yeşiline dönüp duruyoruz. Ne yazık ki çoğu zaman bize sunulan ve yaşamın bize armağan ettiği güzellikleri göz ardı edip günlerimizi harcıyoruz. Her şeye rağmen gözlerimizi kapatıp, ardından da 'neden görmedim' diye yakınıp duruyoruz.
Acı olmasaydı hayat nasıl bir deneyim olurdu? Siz neler yaşadınız ve yaşadıklarınız sizi nereye getirdi? Neydim, ne oldum? İnsan ne zaman masumiyetini yitirir? Hayatın bir amacı var mı? Benim hayatımın bir amacı var mı? Sizinle uğraşanlara nasıl bir tepki veriyorsunuz?
Affetmeyi istemeseniz bile, kin tutmayın. Zihninizde kin, nefret ve intikam duygularına izin vermeyin. Bu duygular sizi erken yaşlandırır ve yıpratır. Olanla ölmüşe çare yok; bunu biliyorsunuz. Sadece hatalarınızdan ders alın ve bir daha tekrarlamamaya çalışalım.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer