Kişilik & Karakter Etiketi Fenomenleriyle Röportaj

Öncelikle katılım sağladıkları için @Jante_ @Sun_shine_ @ToxiCs @LEYYA_GS @Ready_Rookie teşekkürlerimi sunuyorum. Gifler için @Alphonse55 ayrıca teşekkürler.

Bir insan hangi duygunun esiri olmaktan korkmalı?

Kişilik & Karakter Etiketi Fenomenleriyle Röportaj

@Jante_ Duyguların esiri olmak insanı aciz kılar. Hepimiz seviyoruz, mutlu oluyoruz, üzülüyoruz, acı çekiyoruz ve bunlar bize yaşadığımızı hatırlatan şeyler. Duygu olmadan bir insanın hayatı anlamsızlaşır. Duyguların esiri olmak farklı bir konu' dur. İster öfke olsun ister nefret. Aşk, kıskançlık bir dizi sıralayabilirim. Bunların hepsi tehlikeli duygulardır ama en tehlikeli duygu insanın bastırdığı duygudur. Kendi iç dünyasında neyi bastırıyor. Öfke mi? Cinselliğe olan merakını mı? Aşk' ı mı? Bunları insan yaşamalı. Yaşamalı ki içinde, aslında olduğundan çok daha büyük, çok daha başka bir anlam yüklememeli hiç bir şeye. İçine attığı, biriktirdiği her duygunun esiridir insan ve bu çok tehlikelidir.

@Sun_shine_ Bana kalırsa insan, hiçbir duygunun esiri olmaktan korkmamalı ve tüm duygularını içinde dibine kadar yaşamalı. Soruda ki "korkmalı" cümlesi bile biraz düşününce bu korku hissi, insanı zaman içinde korkak biri yapabilmekte. Öyle ki, insan içinde ne yetiştirirse bunun esiri olur. Korkmak, zamanla insanı korkağın teki yapar.
O nedenle insan içindeki tüm duyguları; acılarını, coşkusunu, sevincini, öfkesini tüm duygularını yaşamalı asla ama asla bunları bastırmaya çalışmamalıdır. Biliriz ki duygular bireyi olumlu, olumsuz eylemler yapmaya iter. Bu hisler insanın benliğini ele geçirirse gerek kendine gerekse çevresindekilere zarar verebilme, dışlanma, suç işleme gibi olumsuz sonuçları beraberinde getirir. Bunlardan en mühimi bana kalırsa öfke ve kıskançlıktır. Bu iki his insanın tüm kimyasını değiştirebilir.
İşte tamda burada bu duyguların esiri olmak yerine onları kontrol eden olmayı, bir yönetici rolü üstlenmeyi becerebilmeli insan.

Böylelikle içindeki bu duyguları çevresindekilerin işine yarayacak bir hale getirir, örneğin öfkesini kontrol ederek rahatsızlıklarını ifade etmesi onun nelere tepki verip vermeyeceği hususunda karşısındakinin fikri olmasını sağlar. Böylelikle ne kişi ne de karşısındaki zarar görür. Bu örneklem işin en yalın halidir.

@ToxiCs Her insan öfkenin esiri olmaktan korkmalı. Pek çok insan tanıdım sürekli öfkeli, sürekli sinirli. Aslında istemsizce herkesi kırıyorlar ve farkında bile değiller. Belki de bunu biliyorlar fakat böyle olmak hoşlarına gidiyor. Düşünün; Öfke dolu bir insan, ne yaptığının farkında mı? Hatırlamaz ve hiç bir şey yokmuş gibi davranmaya devam eder. Öfke, yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibidir. Öfkenizin esiri olmayın.

@LEYYA_GS Ya başaramazsam?
Ya yanlış anlaşılırsam?
Ya kazanamazsam?
Ya reddedilirsem?
Kaygı kontrolünü kaybettiğimiz noktada korku ekip korku biçerek yaşarız.
Ve bu korkular yaşanılacak onlarca güzelliği kaçırmamıza neden olur.
Şu bir gerçek ki korkular ertelendikçe büyür.
Korkuları tanımak ve çözüme kavuşturmak ise sadece bizim elimizdedir.

@Ready_Rookie Bir insan pişmanlık duygusunun esiri olmaktan korkmalı özellikle kendi yaptıkları için pişmansa çok çok korkmalı diye düşünüyorum.

Yaptıklarımızın çoğundan pişman olabiliyoruz bazen ama insan boza boza öğreniyor, hata yapa yapa...

Edvard Munch antrofobiydi, Richard Dadd paranoid şizofreniydi, Tolstoy'un ağır depresyonda olduğu düşünülüyordu. Bu psikolojik rahatsızlıkların bir sanat doğurduğunu düşünürsek sence böyle insanlar tedavi edilmeli mi?

Kişilik & Karakter Etiketi Fenomenleriyle Röportaj

@Jante_ Öncelikle bu psikolojik rahatsızlıkların bir sanat olduğunu düşünme fikri doğru değil bana göre. Bu dünya' da paranoid şizofreni tanısı konan ya da ağır depresyon yaşayan insan sayısı milyonları buluyor. Tolstoy' un depresyonu ilerleyen yaşıyla paralellik gösteriyor. Fakat ben şu şekilde düşünüyorum. Hayal gücü ve zekasıyla ön plana çıkmış bir çok 'dahi' olarak adlandırabileceğimiz insanların, bir psikolojik rahatsızlığı bulunuyor. Uzmanlar bunu da beyinlerinin çok aktif olduğunu ve farkındalığın inanılmaz düzeyde olduğunu söylüyorlar. Böyle insanların en belirgin psikolojik rahatsızlığı da bunalım olduğunu söylüyorlar.

@Sun_shine_ Sanat insanın içindeki tüm duygularını, hislerinin bir nevi dışavurumu olarak kabul edilir. Hal böyle olunca, bu bahsi geçen sanatçıların tüm yaşanmışlıkları, o an ki Ruhsal halleri, duygu durum halleri bir şekilde kaleme, resme ve görsel temelara konu olmuştur. Örneğin, Edward Munch dışavurum akımında örnek bir ressamdır. Bu tip rahatsızlıkları olan sanatçıların tedavi edilmesi en doğal hak olduğu gibi bunda bir yargı yürütmek göreceli bir kavramdır. Nasıl ki tedavi süreci varılan bir yeteneğin yok olmasına ya da olmayan bir yeteneğin ortaya çıkmasına sebep teşkil edebiliyorsa bu iki sonuç bana göre bağlayıcı bir sebeptir ve bir şey demek doğru gelmeyecektir. Bu sanatçıların ya da günümüz sanatçılarının tedavi olup olmaması bireyin kendine özgü bir seçimi olarak kalmalı.

@ToxiCs Hiç düşündünüz mü, acaba bizler mi psikolojik rahatsızlığı olanlarız? Sanat her ne olursa olsun sanattır. Bırakın insanlar nasıl mutluysa öyle yaşamaya devam etsin. Madem ki onlar psikolojik olarak rahatsızdı, bu kadar güzel eserler nasıl çıkarabildiler? Biz sağlıklıysak neden bu kadar güzel eserler çıkaramadık? Bence bu sorulara cevap bulmak gerekiyor.

@LEYYA_GS Sanatsal bir ürünün ortaya çıkabilmesi için sanatçının kendi iç dünyasında yarattığı farklı bir alan olmalıdır.
Sanatçı için sanat bir arınma biçimidir.
Bu, yaratıcılık süreciyle bütünleşerek insanın içindeki tehlikeli duyguları su yüzüne çıkarır ve bunlardan arındırır.
Bu noktada çoğu sanatçı ruhsal problemlerle mücadele etmiştir.
Deliliği dahiliğe çevirebilmiş olmaları bizim deliliklerimize ışık tuttu belki de.
Yazarın ilacı kalemidir, ressamın ilacı tuvalidir, şarkıcının ise notalardır.
Bunlar dışında hiçbir şey onlara tedavi niteliğinde gelmez.

@Ready_Rookie Sorunlu birisini tedavi etmek iyi hoş olur da insan öncelikle kendini tedavi etmeli kendini başkalarına bırakmamalı tedavi olayını pek doğru bulmuyorum. Güçlü bir insanın tedaviye ihtiyacı yoktur zaten o duruma ise de boşuna gelmemiştir illa ki bir şeyler olmuştur, üstesinden geleceğinden eminim.

Kişilik, mizaç ve karakter kavramlarını kendince açıklar mısın? Bir insanın kimliği bunlardan hangisidir?

Kişilik & Karakter Etiketi Fenomenleriyle Röportaj

@Jante_ Kişiliği insanı insan yapan ve edindiği bütün donanımlar, davranışlar, iyisiyle kötüsüyle sahip olduğu tüm özellikler olarak nitelendiririm ben. Mizaç ve karakter de, Kişiliğin içinde barınan terimlerdir. Karakter; çevresine karşı takındığı davranışlar bütünü' dür. Kişilikten farkı da sadece bizim iç dünyamızı ilgilendiren ve olaylara bakış açımızı ilgilendiren bir durumdur. Mizaç dediğimiz kavram da; İnsanların sahip olduğu ve sonradan edinilmemiş, doğasında yatan davranışlar bütünüdür. Huy' dur yani. Aile' den şuna çekti, buna çekti gibi terimler duyarız. Bu tamamen Mizaç' la ilgilidir. Genlerle aktarılır.

@Sun_shine_ Şunu öncelikle belirtmek isterim ki bu üç kavram birbiri ile sıkça karıştırılmaktadır.
Mizaç ve karakter kişiliğin bir parçasıdır. Yani bireyin kişiliğini oluşturan, onu belli bir ahenge, kıvama getiren yapı taşlarıdır.
Mizaç, bana göre insanın asilliği, dışarıdan bakılınca sert görünümü, soğukkanlı veya melankolik olması hani halk arasında denir ya "ne kadar sert görünüyorsun..", "ne kadar kasvetli bir havası var" işte mizaç bana göre budur, bir dışavurum, gözle görülür, hissedilir bir kişilik parçasıdır. Karakter, İnsan genelde yaşamış olduğu hadiseler neticesinde belli bir kıvama gelir. Tüm yaşanmışlıklar ve yaşanılacaklar insanı belli bir olgunluğa erdirir. İşte bu deneyimler kümesine ve insanda bırakan izlere ben karakter diyorum. İşin aslı bu üç kavram insanı diğerlerinden ayıran ve sayfalarca yazılacak muhteviyatta bilgiler içerir.

Kişilik, nerede ne yapacağından tutun, insanın nasıl tutum sergileyeceğini, ne şekilde davranmasını hatta ne hissedeceğini bile şekillendiren bir psikolojik terimdir. Kişilik özelliklerimiz bir insanı diğerinden ayıran çok yönlü bir kavramdır.
Bana göre bunların tümü ruh ve bedende suret bulmuş hali kimliği oluşturur.

@ToxiCs Ben bu başlığa üç silahşörler diyorum. Çünkü hepsi bir biri ile arkadaş gibi ve birbirini tamamlıyorlar. Kişilik; Doğuştan gelen bir şey, gösterdiğimiz ve yansıttığımız davranışlar, haller ve insanlarla kurduğumuz ilişkilerin seviyesi kişiliğimizi gösterir. Mizaç; Yaşadığımız bir duygu sonucu karşı tarafa gösterdiğimiz tepki olarak görüyorum. Karakter; Seçimlerimizi, benliğimizi, düşünce yapımızı ve yaklaşımımızı anlatır. Her insanın temel özelliği bu üç başlıktır.

@LEYYA_GS Kişilik; bireysel özelliklerin oluşturduğu görüntüdür.
Mizaç; kişiye ait bazı temel ve ayırt edici özelliklerdir.
Karakter; kişinin ahlâkî ve sosyal özellikleridir.
Karakter değişim halindedir bir kişiden, bir olaydan etkilenip değişim gösterir. Mizaç kalıtsal ve değişmez özellikleri kapsar. Kişilik ise tutarlıdır, iki özelliği de içinde bütünleştirir ve bireyin aynası olur.

@Ready_Rookie Kişilik ve mizaca gelirsek her insanın rengi farklı kimse kimseye benzemiyor, herkes istediği karaktere bürünüyor, kimisinin mizacı sert kimisinin çok yumuşak...

Sence bir insan ne zaman tekamül yolculuğuna başlar? Kendi içsel yolculuğumuzu ne zaman başlatırız?

Kişilik & Karakter Etiketi Fenomenleriyle Röportaj

@Jante_ İnsan içsel olgunluğa çok erken yaşlarda da ulaşabilir, çok geç yaşlara kadar ulaşamayabilir de. Olgunluk sürecinin başlaması için bir takım tetikleyici unsurlar vardır bana göre. Yaşanılan bir travma örneğin. Bir depresyon gibi sıralayabileceğim durumlar bunu tetikler. Yaşanılan acılar ve bu acılardan doğan öğretiler, dersler. Hayatımız boyunca bir takım olumsuzluklardan kaçma eğilimi gösteririz mesela. Ne zaman ki kaçmayı bırakıp, bu olumsuzlukları kabul ederiz. O noktada artık bir takım şeyleri hallettiğimizi anlayabiliriz.

@Sun_shine_ Olgunlaşmak, insanın gelmiş geçmiş tüm yaşadıkları onu belli bir olgunluğa, belli bir bilgi birikimine eriştirir. Çoğunlukta insan acıya ve negatife odaklıdır. Zihin daha çok bu yönlerle meşgul olur. Geçmişte yaşadığımız olaylar bize bir şeyler öğretir ve bizi bazı kararlar almaya iter. Her insanın tekamül yani olgunlaşma süreci farklıdır. Hayata nereden ve nasıl baktığı da buna göre şekillenir.

Tekamül, insanın bence zihninde başlar ve öylede devam eder. Kişi zihninde yaşadıklarını ayrıştırıp kendi ve hayatı için ne kadar anlamsız, değersiz ve onu olumsuz etkileyecek ne varsa kendinden bunları uzaklaştırır. Belki de içsel huzur için bir insanın kendine yapabileceği en güzel eylemde budur. Bunları başarabilen insan içinde öfke, kin, nefret, şiddet, ego vs gibi his ve olguları barındırmaz. Dolayısı ile kişinin hem kendi hem de çevresi için fayda sağlar. Ben buna bir nevi ilahi yolculuk diyorum. Zaten bir insanın içindeki bu öfke, nefret vs. gibi hisleri, nefsini terbiye etmesi maddeden ayrışıp da özüne dönmekten başka nedir.. Bana kalırsa zihinde başlar, hayatın içinde sürekli öğreti ve deneyimlerle de gelişir.

@ToxiCs Bu konu hakkında daha önceleri pek çok kez araştırma yapmıştım ve net cevaplara ulaşamamıştım. Düşünüyorum ve yeniden net cevap bulamıyorum. Çünkü bu soruya net cevap verebilmek için, her insanın birebir aynı düşünmesi ve aynı karakteristik özelliklere sahip olması gerekiyor. Bu bile bazen yetmeyebilir elbette, çünkü olgunluğun keskin bir kuralı yok.

@LEYYA_GS Soru çok felsefik bir bakış açısı gerektiriyor doğumdan ölüme kadar olan o süreci kısaca özetlemek zor olur.

@Ready_Rookie Bence bir insanın aklı ne zaman bali olduğunda içsel yolculuk başlıyor diye düşünüyorum, kalp ile akıl bir olunca bir yerlere dalıp gidiyorsun.

Yalnızlık neden tercih edilmelidir?

Kişilik & Karakter Etiketi Fenomenleriyle Röportaj

@Jante_ İnsanlar genel olarak yalnız kalmaktan korkarlar. Çevrelerinde daima birileri olsun isterler. Yalnız bir hayat yaşama düşüncesi ve hayatın bu şekilde sonlanması çoğu kişiye korkutucu gelir. Yalnızlık aslında bizim kendimizi toparlamamız için gereken zamanlara verdiğimiz isimdir bana göre. Bu içsel problemlerimizi hallettiğimiz bir dönem olabilir. Hayatımıza giren insanlarla yaşadığımız olumsuz durumlar neticesinde bir nadasa çekilme durumu olabilir. Ya da hayatında halletmesi gereken bir takım problemlerle boğuşurken yalnız kalmayı tercih edebilir. Bunların hepsi olması gereken durumlardır ama hem içsel hem de çevresel sorunlar ortadan kalktığında yalnızlığın devamlılığı tehlikeli bir durumdur bana göre. Kronikleşmesi ve bundan aşırı keyif alınması, insanın sosyal yanını köreltir ve insanlarla anlaşmakta problem yaşayabilir bu kişiler.

@Sun_shine_ İnsanın yalnız hissetmesi ve tercihen yalnız kalmayı istemesi her ne kadar birbiriyle ilişkili görünse de tamamen farklı boyutlardır. Birçoğumuz yaşadığımız şehirlerde ya da çekirdek ailenin içinde çoğu zaman kendimizi yalnız hissederiz. Bunun nedeni belki kimimize göre anlaşılmamak, kimimize göre de anlatamamak, kendini ifade etmesine imkan sunulmadığı için kaynaklanan sebepler olabilir. Yani kısacası kalabalık için olsak da pekala kendimizi yalnız hissedebiliriz.

Yalnız kalmak bir tercihtir ve tercih yapabilen bir insan bana göre mutlu olmalıdır. Neden yalnız kalmak tercih edilmeli sorusuna gelince belki de günün yorgunluğuna en iyi gelecek eylem olduğu içindir. Bir şeyleri düşünmek, aralamak, karar verebilmek, kimsenin etkisi altında kalmadan bir sonuca ulaşmak, belki de sadece sakinleşmek adına yapılan en güzel eylemdir yalnız kalmayı istemek..
İnsanın bunu yaşaması en doğal, en tabi hak ve ehliyettir. Bunun sonucu insan sorumluluk sahibi olur ve kendine olan inancını ve dinamizmi korumuş olur.
Yalnız kalmayı tercih etmek, tek başına da bu hayatın devam edebileceğini göstermektir. Bunun gibi birçok faydası vardır. Olaylara olumlu bakabilmek adına benim her zaman tercihimdir.

@ToxiCs Yalnızlık var, yalnızlık var. İki başlık altında inceleyebilirim bu durumu. Yalnız olmayı mı seçiyorsun? Yalnız olmaya mecbur mu kalıyorsun? İnsanlara yaklaşımların doğru değil ise mecbursun yalnız kalmaya. Fakat insanların seni anlamadığını düşünüyorsan, yalnız olmayı seçiyorsundur. Elbette bu iki durum görecelidir. Ben gerçek anlamda kendimi zihnen yorgun hissettiğim dönemlerde bir es veriyorum, çevremden uzaklaşıyorum ve düşünmeden sadece kendimi toparlamaya odaklanıyorum. Herkes yapamayabilir fakat gerçek anlamda öneriyorum.

@LEYYA_GS Ben her zaman kaliteli yalnızlığı sevdiğimi söylerim.
Şöyle ki mecbur kalınan yalnızlık can yakar, ruh sağlığını bozar, hayata ve insanlara bakış açını etkiler.
Ama tercih edilen yalnızlık terapi gibidir.
İnsanı dinlendirir, sakinleştirir, farklı bakış açıları sunar, ilaç gibidir.
Çünkü kalabalık, karmaşa kendimizi ve kendimize dair şeyleri unutup başkaları için çabaladığımız bir serüvene dönüşüyor.
Yalnızlık bir nimete dönüşmeden ara sıra kendimiz için bunu yaratmalıyız.

@Ready_Rookie Yalnızlığı tercih etmeleri doğru değil, her insan ilgi ister sevgi ister...

Okuduğunuz için teşekkürler...
Kişilik & Karakter Etiketi Fenomenleriyle Röportaj
Cevapla